Bugün, 29 Ağustos. Türk tarihi için Ağustos ayı, zaferlerle ve başarılarla dolu, adeta “Zaferler Ayı”dır. Bu yazıyı kaleme almayı uzun zamandır düşünüyordum. Bugün kaleme almam benim için çok anlamlı. Bir Türk olarak, “Ben yazmazsam kim yazacak?” düşüncesiyle bilgisayarın başına geçtim.
Ayni zamanda bu gün aynı zamanda beyefendiliği, diplomatlığı ve anavatanımızı en iyi şekilde temsil eden değerli Amsterdam Başkonsolosumuz Mahmut Burak Ersoy Bey’in veda resepsiyonunda bulundum. Kendisi bence Hollanda’ya gelmiş geçmiş başkonsolosların içinde en iyilerindendir. Sorumlu olduğu bölgede herkese dokunmuş ve sevilmiştir. Yolu açık olsun, daha iyi yerlerde olmasını dilerim. Yolu açık olsun.
Bu yazıya yola çıkmadan önce kendime, milletimiz için anlamlı olan bu günde şu soruyu sordum.
“Bu satırları sadece haksızlığa uğrayan kendi milletim için mi yazıyorum, yoksa haksızlığa uğrayan her halk için aynı şeyi yapar mıyım?”
Hiç düşünmeden tek bir cevap verdim: Evet, yaparım.
Çünkü ırkçılık; ne yetişme tarzıma, ne vicdanıma, ne de dünya görüşüme sığan bir kavramdır. Uzun yıllar boyunca kendi soyumdan gelip de ırkçı söylemlerde bulunanlara karşı çıkmış biri olarak, bugün bu yazıyı kendi vatanında mazlum ve mağdur edilen Türk halkı için kaleme alıyorum.
Önce bu günün anlamı ve ehemmiyeti hakkında birkaç kelam edip esas günümüzdeki Türkiye’deki TURK sorununu dile getireceğim.
Ağustos, Anadolu’da Türk’ün tarihini ve kaderini değiştiren bir aydır. Sultan Alparslan, 26 Ağustos 1071’de Malazgirt’te Türklere Anadolu’nun kapılarını açmıştır.
Ancak asıl vurgu, bu sürecin 851 yıl sonra, 26 Ağustos 1922’de Dumlupınar’da Başkomutan Mustafa Kemal Paşa tarafından “Ya istiklal ya ölüm” parolasıyla taçlandırılmasıdır.
Bu zafer, Türk milletinin bu topraklardan koparılamayacağını bütün dünyaya ilan etmiştir. Tarihinde hiç diz çökmemiş bir millettir; İstiklal Marşı’nda yazdığı gibi:
“Kim bana zinciri vuracakmış? Şaşarım.”
Evet, paramparça olmuş imparatorluğumuz sömürgecilere teslim olmuş ve Sevr Antlaşması’nı imzalamak zorunda kalmış, ülkemizi bölüşmeyi kabul etmiştir. O anlaşmaya göre Yunanistan’a Doğu Trakya’nın büyük kısmı, Ege Adaları ve İzmir ile çevresi verilmiş. On İki Ada ile birlikte Antalya ve çevresi İtalya’ya bırakılmış. Antep, Urfa, Mardin gibi güneydoğu şehirleriyle birlikte Suriye, Fransız manda yönetimine bırakılmış. İngiltere’ye Irak ve Musul, Filistin ve Ürdün de İngiliz mandası altına giriyordu.
Aynı anlaşmada Doğu Anadolu’da Trabzon, Erzurum, Van, Bitlis çevresinde bağımsız bir Ermenistan devleti kurulması öngörülüyordu. Son olarak Fırat’ın doğusu ve Güneydoğu Anadolu’da bir Kürt devleti kurulması planlanmış, bu konuda karar Milletler Cemiyeti’ne bırakılmıştı. Türkiye’de bir Kürt devlet kurmak isteyenler bu anlaşmayı referans göstererek o günden bu güne kadar devlete isyan etmişlerdir bu günlerde de bunu gerçekleştirmek için hem meclisteki temsilcileri hem de dağdakileri her fırsatta deniyor.
Anlayacağınız, vatan paramparça edilerek biz Türklere küçücük bir toprak parçası bırakılmıştı. İşte o gün, vatanperver evlatlar, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları olmak üzere bunu kabul etmediler ve Kurtuluş Savaşı’nı başlattılar. Bu savaş kazanıldı ve kadim vatan, tarihte hep fedakâr olan Türk milleti sayesinde yeniden dirildi.
Ancak bu zorluklara göğüs geren, canıyla malıyla fedakârlık eden Türk, kendi kurduğu kendi vatanında maalesef son yıllarda yok sayılıyor, değersiz görülüyor. Örneğin “Ben Türk’üm” demek bazı kişiler yada kurumlar tarafından ırkçılık olarak adlediliyor.
Oysaki Türkiye’de yaşayan diğer ırklar kendilerini ırklarından (Ben Kürt’üm, ben Arap’ım, ben Çerkez’im vb.) bahsetse, söylese hiçbir sorun olmuyor, olmamalı da elbette; ama ben de kendi vatanımda ırkçı etiketi yemeden kendi ırkımı söyleyebileyim. Ben Türk’üm.
Bu metni yazarken sık sık kendime sordum: Hadi yurdumuz Hollanda’da ayrımcılığa, haksızlığa Türkiye’den hangi ırk olarak gelirsek gidelim, Türk olarak ayrımcılığa uğruyoruz; ama bunu kendi kurduğumuz kendi vatanımız olunca anlamakta zorlanıyorum.
Elbette vatanımızda daha büyük sorunlar var geçim sıkıntısı var, elbette siyasi, ekonomik ve sosyal adaletsizlikler, haksızlıklar var; ama bir de ırkımıza, milletimize ayrımcılık yapılması akıl mantık almıyor.
Eski komutan ve akademisyen Erol Mütercimler’in dediği gibi: Türk olmak artık çok zor bu ülkede. En çok itilip kakılan Türkler… Kendi vatanında Türk’ün çok ciddi sorunu var diyor.
Son günlerde “terörsüz Türkiye” kapsamında, 50 bin canımızın katili terörist başı ve onun cani sürüsü bir şekilde affedilecek; askerimiz, polisimiz, öğretmenimiz, halkımızı katleden bu terörist sürüsü ülkenin her yerinde kendi kayıpları için anma törenleri yapıyor, konuşmacılar taleplerini o kadar şuursuzca sıralıyorlar.
Eğer bebek katili Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü sağlanmaz ve süreçte “baş muhatap” olarak kabul edilmezse; Anayasa ve yasa değişiklikleri şu şekilde olmazsa (ulus devlet anlayışının bırakılması, Anayasa’nın vatandaşlık tanımı 66. Madde “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür” şeklindeki üst kimlik anlayışının değiştirilmesi, eğitim hakkını düzenleyen 42. Madde ve idari vesayeti düzenleyen 127. Maddede değişiklik yapılması, Terörle Mücadele Kanunu ve Türk Ceza Kanunu gibi temel yasalarda düzenleme yapılmazsa), “Türkiye’de her yer Gazze olacak, Türkiye’nin batısındaki vatandaşlar da (Tekirdağlı, Trabzonlu) huzur bulamayacaksınız” diyerek hükümetle kapalı kapılar ardında pazarlıklar yapıyorlar.
Önce şunu belirtmek isterim: İşim gereği Türkiye’nin gitmediğim ili kalmadı. Hakkâri’sinden Edirne’sine, Diyarbakır’dan Kırklareli’ne, Kilis’inden Muğla’sına kadar Kürdü de Türkü de iyi tanır ve bilirim.
Her iki halk o kadar iç içe geçmiştir ki, hiç kimse bu birlikteliği bozmaya tenezzül edemez etmemelidir; çünkü başarılı olunamaz. Bakın, kırk yıldır bölücüler ve Sevr’de vaat edilen devlet kuramıyorlar, kurulamazlar da Kürtlerin çoğunluğu ülkesine bağlı vatandaşlar bu kötülükleri bize yapan emperyalistleri maşası kendi çıkarı için can almaya zehir ticaret ve tüm kötülükleri mubah gören bir grup. Düşünün, batıdaki doğulu vatandaşlarımız İstanbul, İzmir, Bursa ve diğer şehirleri bırakıp doğuya geri mi gidecek? Bunu isteseler dahi, gerçekçiliği bu toplumda sıfırdır.
Bu arada şunu da belirteyim, aslında ben renk körüyüm, ırk körüyüm karşımdaki insan mi ona bakarım.
Evet, uzun yıllar bilhassa Kürtlere büyük haksızlıklar edilmiştir ama Trüklere başka muamele yapılmamıştır. Bu sebepten ve emperyalistlerin, Kürtlerin bu mağduriyetini kullanarak Kürtleri Türklere karşı kışkırtmasıyla PKK kurdurmuştur.
Amaç Türkiye başta olmak üzere, Irak, İran ve Suriye’nin Kürt nüfusunun yoğun olduğu bölgelerde emperyalistlerin kullanacağı kullanışlı bir Kürt devleti kurmayı hedeflemişler ve kanımca o hedef doğrultusunda arka planda bu günde yarında devam edecekler.
Bu nedenle 50 bin canımızı, bebeklere kadar savunmasız insanlarımızı katlettiler. Kürtlerin o dönemdeki mağduriyetlerini, haklı şikâyetlerini, bizdeki konunun vahametini anlamayan ya da kötü yöneticiler yüzünden bu eli kanlı teröristler (Sevr’in hayaliyle) kanla göz yaşıyla o hayali gerçekleştirmek için canlarımız almışlardır.
Şahsen Doğu’yu iyi bilen biri olarak Kürtlere yapılan haksızlıklarda yanlarında oldum; yazımın başında yazdığım gibi mazlumun hep yanında olurum. Onun için vatanını seven Kürtleri, eli kanlı katillerden, teröristlerden ayırmak gerek.
Türkler bu güzel vatanın ne kadar sahibiyse, Kürtler de onlar kadar sahibidir.
Günümüze gelince: İktidar her seçim sırasında “Bunlar terörist, bunlarla kol kola gezen muhalefet bunları özetli verecek, vatanı bölecek, terörist başını serbest bırakacak, Terörü yendik, yok ettik, üç beş terörist kaldı, ayakkabı numaralarına kadar biliyoruz” derken, bugünlerde rüzgâr nasıl esti anlamıyorum maalesef koltuk makam hastalığından bu bebek katili kurucu öndere haline getirdiler.
Bu sebepten kendi evlatlarımız olan gazilerimiz, şehit yakınlarımız, milletvekillerimiz, kendi evladımız olan polisler tarafından itiliyor, hırpalanıyor.
Bu evlatlarımıza “marjinal grup” diyorlar; bu fedakâr hak arayan insanlarımızın hak arayışını destekleyince “gazi ve şehit yakını seviciler” diyerek suçluyorlar.
Bir Türk için ne acayip bir durum ne tuhaf dönem, değil mi?
Türkiye’de “Ben Türk’üm” demeye Türk çekinir hâle getirildi.
Evet, Türkiye’de Türk olmak zor.
Türk’ün gerçekten bu vatanda büyük sorunu var.
The post Türkiye’de Türk Sorunu first appeared on Hollanda Haberleri.

1 saat önce
10














Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·