Tok, açın hâlinden anlamaz

2 saat önce 25

 

Geçen haftaki yazımdaki “Türklere zebaniye gerek yok” fıkramı çok beğenen, hak veren olmuştu.

 

Tabii birkaç kişi dışında; onlar da dinî yaklaşım ya da taraftarlığın verdiği kutuplaşmanın refleksiyle eleştirdiler. Hepsi de sağ olsun.

 

Onun için bu hafta da bir fıkrayla devam edelim.

 

Fıkra deyince tabii ki iş insanımız Rahmi Koç Bey’in fıkrası gibi ofsayt düşmek istemem.

 

Her fıkra kendi zamanında, ister espri olsun ister hayata yönelik nasihat olsun anlatıldığı yere dikkat etmek gerek. Eğer bir fıkra bir toplumu ya da bir kişiyi (cinsiyeti, ırkı, rengi ne olursa olsun) incitiyorsa, hiçbir yerde anlatılmamalı. Maalesef düşünmeden sehven bu tür fıkraları çoğu kişi tarafından anlatılıyor aslında yapmamalıyız çünkü ayıptır.

 

Zaten o anlatılan fıkra incineni üzer ve derdini anlatamadan fıkralıktan çıkıyor ve fırsatçılar bu tür olaylardan nemalananlar, bu işi ırkçılık ya da kutuplaşma hastalığını kaşımak isteyenler için gereksiz yere fırsat doğmuş olur.

 

Bizim toplumumuz zaten had safhada kutuplaşmıştır; bir fay hattı daha açmamalıyız.

 

Bunun için bizim gibi hassas, leblebiden nem kapan toplumlarda hassasiyetlerimize dikkat etmemiz gerek diyerek, “Tok, açın hâlinden anlamaza başlayalım.

 

TÜRKİYE’DE tok ile aç ya da zengin ile fakir arasında mesafe, birbirimizi anlamamak her gün biraz daha derinleşiyor.

 

Türkiye’de milyonlarca hane, resmi yoksulluk verileri ile çarşı pazardaki hayat pahalılığı arasına sıkışmış durumda. TÜİK ve sendikaların verilerinin ortak paydası tek bir gerçeğe işaret ediyor.

 

Gelir dağılımındaki uçurum büyüyor, asgari ücret geçinmeye yetmiyor.

 

Türkiye’de son dönemde tırmanan enflasyon ve azalan alım gücü, milyonlarca vatandaşın günlük yaşam mücadelesini ülkenin en önemli gündem maddesi haline getirdi.

 

Resmi kurumlar ile bağımsız araştırma merkezlerinin verileri yan yana getirildiğinde, Türkiye’deki ekonomik çöküşün boyutu net bir şekilde gözler önüne seriliyor.

 

Kim ne derse desin, “uçuyoruz kaçıyoruz”, hepsi boş hamasetten ibarettir.

 

Herkes kendi refahı ve koltuğunda kalabilme çabası dışında, açın hâlinden, çarşıdan, pazardan bihaberdir toklardır.

 

Anlayacağınız Türkiye’de her 5 kişiden 1’i yoksul ve bunu dert eden vicdan sahibi de yok ortada.

 

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) en güncel gelir ve yaşam koşulları araştırması, ülkedeki tablonun resmi boyutunu ortaya koyuyor.

 

Toplumun ortalama gelir seviyesi dikkate alınarak hesaplanan “yoksulluk” oranına göre, Türkiye nüfusunun yüzde 21,2’si yoksulluk sınırının altında açlık sınırından bile bahsetmiyorum.

 

Bu oran, yaklaşık 17 milyon 821 bin vatandaşın kronik bir geçim sıkıntısıyla yaşamak zorunda olduğunu gösteriyor.

 

Daha da çarpıcı olanı, nüfusun yüzde 11,9’unun yoksulluğun da ötesinde, temel ihtiyaç maddelerine (sağlıklı beslenme, ısınma, barınma) erişemediği için “maddi yoksunluk” sarmalında yaşam mücadelesi vermesi.

 

Bu oranda 10 milyon 234 bin vatandaşımız var.

 

Anlayacağınız, toplam 28 milyon 55 bin vatandaşımız geçinemiyor. YOKSUL.

 

Asgari ücret, açlık sınırının altında

Devletin yoksulluk tanımı gelir basamaklarına dayanırken, işçi sendikalarının “yaşam maliyeti” odaklı hesaplamaları tablonun diğer yüzünü gösteriyor.

 

TÜRK-İŞ’in son araştırmasına göre, 4 kişilik bir ailenin sadece sağlıklı beslenebilmesi için yapması gereken mutfak harcaması, yani açlık sınırı 35.174 TL’ye ulaşmış durumda.

 

Aynı ailenin kira, faturalar, eğitim ve ulaşım gibi zorunlu harcamalarını kapsayan yoksulluk sınırı ise 114.576 TL barajını aşmış vaziyette.

 

Bu noktada iki veri arasındaki en büyük kırılma ücretler üzerinde yaşanıyor.

 

Türkiye’de çalışan nüfusun yarıdan fazlasının geçim kaynağı olan 28.075 TL’lik net asgari ücret alıyor, bugün 35 bin TL’yi aşan açlık sınırının dahi altında kalıyor.

 

Bu durum, tek maaşla geçinen bir hanenin biyolojik olarak hayatta kalma sınırının altında bir gelirle yaşamaya zorlandığını gösteriyor.

 

“Bu duruma getirenler içinde utanıp da açın hâlinden anlayan var mı?” sorusuna, Türkiye’deki söylemler ve siyaseti, demokrasiyi boğan hamleleri ünlülerin içtiği esrar muhalefet partisini kayyum, tavuk üreticisine fiyatlar yüksek satıyorlar diye kayyumları görünce “hayır” diyorum.

 

Bu kanaate varışım şu; hem TÜİK’in makroekonomik göstergeleri hem de sendikaların saha araştırmaları çarsı pazardaki urun fiyatları tek bir ortak sonuca çıkıyor.

 

Gelir adaletsizliği bu ülkede had safhada

114 bin TL’lik yoksulluk sınırına ulaşabilmek için bir haneye neredeyse 4 asgari ücret girmesi gerekiyor.

 

Bu durum, Türkiye’de çalışan nüfusun ezici bir çoğunluğunun kâğıt üzerinde “istihdamda” görünse bile, pratikte yoksulluk ve yoksunluk sınırları içinde hayatta kalmaya çalıştığını doğruluyor ve bu veriler yöneticilerin umurunda bile olmuyor.

 

Uzmanlar, asgari ücretin temel ücret haline gelmesi ve yüksek enflasyonun durdurulamaması halinde, resmi yoksulluk istatistiklerinin de hızla sendikal sınırların gösterdiği karamsar seviyelere doğru yaklaşacağı konusunda uyarıyor. Duyan olur diye.

 

Varlık barışı Resmî Gazete’de yayımlandı; yani yurtdışındaki kazancını Türkiye’ye getirene Türk vatandaşları ile yabancılar 20 yıl vergi yok diyorlar.

 

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek bu kararı (ekonomi yönetimi bu uygulamayı Türkiye’ye döviz ve sermaye girişini artırmak amacıyla) duyurdu.

 

Bu çağrıyı Cumhurbaşkanı da yaptı ve diasporadaki Türklere de şöyle seslendi: “Yurt dışı gelirine 20 yıl vergi yok, gelin sizlerle yeni ve güçlü Türkiye’nin büyüme hikayesinin bir parçası olun.

 

Kazancını Türkiye’ye getirene 20 yıl vergi yok! Peki, dışarıdan yatırımcı ya da para getirmek için bunu yapanlar, içeride enflasyonun pençesinde kıvranan vatandaşların hayatlarını, geçimlerini kolaylaştıracak, hayat pahalılığını bir nebze olsun rahatlatacak vergisel ya da başka iyileştirmeler yapacaklar mı?

 

Toklar açları duyacak mı?

Ülkede paralarının hesabını bile bilmedikleri vergi afları, kıyak ihalelerle mükâfatlandırdıkları şirketler ve sahipleri toklar açların memleketin kanayan yarasına merhem oluyorlar mı?

 

Tam da bu noktada “tok, açın hâlinden anlamaz” fıkrası aklıma geliyor.

 

Padişahın köprü ortasına koyduğu muhafızlara geçer ücreti alması Padişah, hazinede para kalmayınca ülkenin şu anki durumu gibi vezirlerine danışır.

 

Vezirler, köprüden geçenlerden vergi alınmasını teklif eder. Padişah önce köprünün bir başına memur koyar, halktan ses çıkmaz.

 

Bunun üzerine köprünün öteki başına da memur koyar (gelirken ve giderken ayrı ayrı vergi almak için), yine kimseden ses çıkmaz.

 

En sonunda sinirlenen padişah, köprünün ortasına da memur diker ve halktan hâlâ tepki gelmeyince bizzat köprünün etrafındaki köylere gidip sorar:

 

– Var mı şikâyet?

Arkalardan cılız bir ses duyulur:

– Padişahım, o köprünün ortasındaki adam var ya!..

Padişah bir umutla:

– Eeee der!..

– Akşamları çok kalabalık oluyor, sıra uzuyor, eve geç kalıyoruz; bir adam daha koysanız…

 

Bakan Mehmet Şimşek, köylünün verdiği cevabı almış gibi bir TV programında bakın ey ahali son belde seçimlerinde vatandaşımız 6 beldenin 5’ini biz teveccühü gösterdi aldık, 1’i muhalefete. Oy oranlarımıza bakın bizim uygulamalarımız halk tarafındandı onaylanıyor diyor.

 

“Demek ki bu millet memnun diyor. Biz de ikinci adam, üçüncü adam gibi ikinci, üçüncü ek vergilerle halkın teveccühünü cevapsız bırakmayız” diyor.

 

Aslında anketlere ve bu sessizliğe bakıldığında belki de bakan haklıdır.

 

Aç, mideden gelen gürültülere rağmen kutuplaşma hali hem mideyi men beyini uyuşturmuş ve açlığının farkında değil; tok ise tek derdi kendi şatafatı bu çarpık düzende her gün milyonlarına milyon katma bitmesin, altta kalanın canı cehenneme derler gibi davraniyorlar.

 

Sağlıkla, huzurla ve açın hâlini anlayan vicdanlarla kalın.

 

 

 

The post Tok, açın hâlinden anlamaz first appeared on Hollanda Haberleri.

Makalenin tamamını oku