Bir ay boyunca tatile çıktığımızda, bir valize sığdırdığımız eşyalarla gayet güzel yaşarız. Hatta çoğu zaman o valizin içindekilerin bile hepsini kullanmayız. Buna rağmen evlerimize döndüğümüzde bizi devasa dolaplar, tıka basa doldurulmuş çekmeceler ve “belki lazım olur” diye saklanan sayısız eşya karşılar.Peki neden?
Gerçekte ne kadar eşyaya ihtiyacımız var ve neden bu kadar sahipleniyoruz?
Sahip olma dürtüsü
Bir şey satın aldığımızda beynimiz küçük bir ödül hissi yaratıyor. Bu his kısa sürüyor ama alışkanlık kalıcı oluyor. Bir süre sonra “ihtiyaç” sandığımız şey aslında sadece “alışkanlıkla edinilmiş bir istek” haline geliyor.
Kullanmadığımız eşyalar
Dolaplarımızda yıllardır giymediğimiz kıyafetler, banyoda bitmeyen bakım ürünleri, mutfakta “bir gün lazım olur” diye saklanan aparatlar…
Gerçek şu ki:
Kullandığımız eşya sayısı, sahip olduklarımızın çok küçük bir kısmı.
Sadelik
Sadelik, eksiltmek değil; ferahlık yaratmak.
Az eşya, az karmaşa demek.
Az karmaşa, daha berrak bir zihin demek.Sahip olma dürtüsü, sadeliğin etkisini fark ettiğimizde kendiliğinden yumuşuyor.
Bu hafta etrafımıza şöyle bir bakmaya davet ediyorum sizi.
Dolabın kapağını açtığımızda, çekmeceyi çektiğimizde, “Gerçekten kullanıyor muyum?” sorusu bir anlığına aklımızdan geçsin.
Sadece bakmak bile bazen fazlalığın ağırlığını hissettirmeye yetiyor.
Sadelik bir hedef değil, bir keşif.
Eşyalardan arındıkça, aslında kendimize yaklaştığımızı fark ediyoruz.
Belki de ihtiyacımız olan şey, daha fazla eşya değil; daha fazla alan, daha fazla nefes, daha fazla huzur.
The post Sahip Olmanın Sessiz Gürültüsü first appeared on Hollanda Haberleri.

2 hafta önce
48













Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·