“Bazen hayatımızı değiştirmek için insanları değil, onlarla kurduğumuz ilişkiyi değiştirmemiz gerekir.”
“İnsan, en çok vakit geçirdiği insanların ortalamasıdır.”
Bu cümleyi sık sık duyuyoruz. Peki gerçekten çevremizdeki insanlar bizi bu kadar etkiliyor mu?
Aslında insan sosyal bir varlıktır.
Düşüncelerimiz, davranışlarımız, olaylara bakışımız ve hatta bazı duygusal tepkilerimiz içinde bulunduğumuz sosyal ortamdan etkilenebilir. Sürekli kaygıdan, şikâyetten ve çaresizlikten konuşulan bir ortamda zaman geçirdiğimizde dünyayı daha tehditkâr algılamaya başlayabiliriz.
Sürekli “olmaz”, “yapamam”, “zaten hiçbir şey değişmez” diyen insanların arasında ise kendi cesaretimizi sorgulayabiliriz.
Ama bunun tam tersi de mümkündür.
Çözüm arayan, üreten, merak eden, gelişmeye çalışan insanların yanında olmak bize de yeni ihtimaller düşündürebilir.
Birinin cesareti, başka birinin cesaretini hatırlatabilir. Birinin umudu, bizim unuttuğumuz bir ihtimali yeniden görünür kılabilir.
Fakat burada önemli bir ayrım var:
Hayatımızdaki herkesin pozitif olması gerekmiyor.
Bazen üzgün olan bir arkadaşımızın yanında olmamız gerekir. Bazen zor bir dönemden geçen bir yakınımızı dinlemek gerekir. İnsan ilişkileri
yalnızca bizi iyi hissettiren insanları seçmekten ibaret değildir.
Asıl mesele, başkasının duygusuna eşlik etmekle onun duygusunu sürekli taşımayı birbirinden ayırabilmektir.
Bir arkadaşımızın derdini dinleyebiliriz ama onun çaresizliğini kendi hayatımızın gerçeği haline getirmek zorunda değiliz.
Bir yakınımızın korkusunu anlayabiliriz ama bütün kararlarımızı onun korkularına göre vermek zorunda değiliz.
Bir insanın sürekli şikâyet etmesini anlayışla karşılayabiliriz; ancak kendi hayatımızı da sürekli şikâyet edilen bir alan haline getirmek zorunda değiliz.
Çünkü sınır koymak, insanları terk etmek değildir.
Bazen sınır koymak, ilişkiyi daha sağlıklı
sürdürebilmenin tek yoludur.
Bu yüzden zaman zaman kendimize şu soruları sormakta fayda var:
Kimlerle birlikteyken kendim olabiliyorum?
Kimlerle konuştuktan sonra kendimi sürekli yetersiz hissediyorum?
Kimler beni küçültüyor, kimler bana yeni bir pencere açıyor?
Kimlerle yalnızca sorun konuşuyorum, kimlerle çözüm de üretebiliyorum?
Ve belki de en önemlisi:
Ben başkalarının hayatında nasıl bir etki bırakıyorum?
Çünkü mesele yalnızca “Çevrem bana ne yapıyor?” değildir.
“Ben çevreme ne taşıyorum?” sorusunu da sormalıyız.
Belki de hayatımızı değiştirmek için önce bütün çevremizi değiştirmemiz gerekmiyordur.
Bazen sadece kimin sesini daha fazla dinlediğimizi fark etmemiz yeterlidir.
Çünkü insanın zihninde hangi düşüncelerin büyüyeceğini, çoğu zaman hangi düşüncelere tekrar tekrar alan açtığı belirler.
Hayatımızda bize iyi gelen, bizi geliştiren, gerektiğinde gerçekleri söyleyen, düştüğümüzde kaldıran ve başarılarımızı kıskanmadan kutlayabilen insanların kıymetini bilelim.
Ama aynı zamanda zor zamanındaki insanlardan da hemen uzaklaşmayalım.
Çünkü iyi bir çevre yalnızca bizi yukarı çeken insanlardan değil, birbirimizi aşağı çekmeden birbirimize eşlik edebildiğimiz ilişkilerden oluşur.
Belki bugün çevremizi değil, önce kendimizi gözden geçirelim.
Çünkü bazen hayatımızdaki en büyük değişim, çevremizdeki insanların değişmesiyle değil,
bizim onlarla kurduğumuz ilişkinin biçimini değiştirmemizle başlar.
Gönüllere dokunan satırlarda buluşmak dileğiyle.
Sevgiyle kalın…
Uzm.Psikolog & Aile Danışmanı
Rukiye Sultan Gür
The post Ruhumuzun da Bir Çevresi Var first appeared on Hollanda Haberleri.

1 hafta önce
50














Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·