Terapi odasında yargılamadan dinlemek, anlamak ve insanı olduğu haliyle görebilmek üzerine…
Bir insanı gerçekten görmek ne demektir?
Bir psikolog olarak terapi odasında benim için en önemli noktalardan biri budur. Karşımda oturan kişinin dini, inancı, dünya görüşü, yaşam tarzı veya düşünceleri benimkinden farklı olabilir.
Fakat terapi odasında, bütün bu farklılıkların ötesinde, öncelikle bir insan vardır.
Çünkü psikoterapi, danışanı kendi doğrularımıza göre değiştirme yeri değildir. Terapi; kişinin
kendisini, duygularını, düşüncelerini ve yaşadığı zorlukları daha iyi anlamasına eşlik etmektir.
Aynı fikirde olmak, anlamak için şart değildir.
Bir danışanın düşüncesine katılmayabilirim.
Hayata bakışı benimkinden çok farklı olabilir. Benim değerlerimle örtüşmeyen seçimleri olabilir. Ancak bütün bunlar, onu yargılamadan dinlememe ve anlamaya çalışmama engel olmamalıdır.
Tam tersine, farklılıkların olduğu yerde profesyonel duruş daha da önem kazanır.
Sokrates’in “Kendini bil” anlayışı burada yalnızca danışan için değil, terapist için de anlamlıdır.
Terapist de zaman zaman kendisine şu soruyu sormalıdır:
“Ben bu insanı gerçekten dinliyor muyum, yoksa
kendi değerlerimin içinden mi değerlendiriyorum?”
Çünkü hepimizin kişisel deneyimleri, değerleri ve önyargıları vardır. Profesyonellik, bunların hiç olmadığını düşünmek değil; onların farkında olarak kendi doğrularımızı danışanın hayatına dayatmamayı öğrenmektir.
Jung’un “gölge” kavramı da bu noktada düşündürücüdür. Bazen başka insanlarda bizi rahatsız eden özellikler, kendi içimizde görmek istemediğimiz bir yere dokunabilir. Bu nedenle insanı anlamaya çalışırken, zaman zaman kendi içimize de bakmamız gerekir.
Mevlânâ’nın insanı olduğu yerden kabul etmeye çağıran düşüncesi ise terapi ilişkisinin temelini hatırlatır:
Kabul etmek, her şeyi onaylamak değildir. Anlamak, aynı fikirde olmak değildir.
Bir insanın davranışını doğru bulmayabiliriz; fakat o davranışın arkasındaki duyguyu anlamaya çalışabiliriz.
Bir düşünceye katılmayabiliriz; fakat o düşüncenin kişi için ne ifade ettiğini dinleyebiliriz.
Bir yaşam biçimini benimsemeyebiliriz; fakat o yaşamı seçen insanın hikâyesine saygı gösterebiliriz.
İşte bana göre psikolog olmanın en büyük erdemlerinden biri tam da burada başlar:
İnsanı kendimize benzetmeden ona eşlik edebilmek.
Çünkü insan, sahip olduğu hiçbir etiketten ibaret
değildir.
Bir insan yalnızca diniyle, mesleğiyle, siyasi görüşüyle, kültürüyle, ailesiyle ya da aldığı psikolojik tanıyla tanımlanamaz. Bunların her biri onun hikâyesinin yalnızca bir parçasıdır.
Belki de hepimizin terapi odasının dışında da öğrenmesi gereken şey budur.
Çocuklarımızı, eşlerimizi, arkadaşlarımızı, komşularımızı ve toplumdaki farklı insanları dinlerken gerçekten onları anlamaya mı çalışıyoruz, yoksa cevap vermek için sıramızı mı bekliyoruz?
Bazen bir insanın ihtiyacı olan şey yeni bir öğüt değildir.
Bazen ihtiyacı olan tek şey; ilk kez gerçekten dinlenmek, görülmek ve yargılanmadan anlaşılmaktır.
Çünkü psikolog olmak, yalnızca insan davranışlarını bilmek değildir.
İnsanı, farklılıklarıyla birlikte insan olarak görebilmektir.
Ve belki de mesleğimizin en güzel tarafı şudur:
Farklılıklarımızın ötesinde birbirimizi insan olarak görebildiğimiz yerde iyileşme başlar.
Unutmayalım; insanı etiketinden önce insan olarak görebildiğimiz bir dünya, daha güvenli, daha anlayışlı ve daha şefkatli bir dünyadır.
Belki bugün hepimizin kendimize sorması gereken küçük ama önemli bir soru var:
“Benden farklı olan bir insanı gerçekten dinliyor
muyum, yoksa onu dinlerken kendi yargılarımı mı duyuyorum?”
Çünkü değişim, her zaman başkasını değiştirmekle başlamaz.
Bazen değişim, önce kendi bakış açımıza cesaretle bakmakla başlar.
Aynı olmak zorunda değiliz.
Aynı düşünmek zorunda değiliz.
Aynı inancı paylaşmak zorunda da değiliz.
Ama birbirimizi anlamaya çalışabiliriz.
Çünkü insanı gerçekten gördüğümüzde, yalnızca karşımızdaki insan değişmez; biz de değişiriz.
Belki de insana dokunmanın en güzel yolu budur:
Onu değiştirmeden önce anlamak,
yargılamadan dinlemek,
farklılıklarının ötesinde insanlığını görebilmek.
Peki sizce bir insanı anlamak için onunla aynı fikirde olmak gerekir mi?
Düşüncelerinizi paylaşın. Belki sizin bir cümleniz, başka bir insanın dünyasına açılan yeni bir pencere olur
Aynı olmak zorunda değiliz.
Ama birbirimizi anlamaya çalışabiliriz.
Belki de insanlığımızın en güçlü ortak noktası tam olarak budur
Uzm.Psikolog & Sosyolog & Sosyal Hizmet Uzmanı
Rukiye Sultan Gür
The post İnsana Dokunmak: Farklılıkların Ötesinde Bir Karşılaşma first appeared on Hollanda Haberleri.

38 dakika önce
7











Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·