Geçtiğimiz cumartesi günü Hollanda Atatürkçü Düşünce Derneği’nin düzenlediği Nâzım Hikmet anmasındaydım.
Belgeseller izlendi.
Şiirler okundu.
Türküler söylendi.
Araştırmacı-yazar Erol Samburkan, Nâzım’ın yaşamını ve mücadelesini anlattı.
Anma bitti.
Ama insanın kafasında bazı sorular kalıyor.
Çünkü Nâzım üzerine konuşmaya başlayınca yalnız bir şairden söz etmiyorsunuz.
Bir çağdan söz ediyorsunuz.
Bir memleketten.
Bir dünyadan…
Şiirin de kavgası vardır.
Bir de kavganın şiiri…
Nâzım ikinci yolun şairidir.
Onun dizelerinde aşk vardır ama yalnız aşk yoktur.
Hasret vardır ama yalnız hasret yoktur.
İnsan vardır.
Memleket vardır.
Dünya vardır.
Bu yüzden Nâzım yalnız Türkiye’de yaşamaz.
Moskova’da da yaşar.
Paris’te de.
Şili’de de.
Havana’da da…
1961 yılında Küba’ya gider.
Kübalı şair Nicolas Guillén’in konuğudur.
Devrimin henüz taze yılları…
Bütün dünyanın gözleri adanın üzerindedir.
Nâzım da gider, görür, konuşur, dinler.
Ve şiirine taşır.
Bugün Havana’da dolaşırken onun izlerine rastlamak mümkündür.
Boyeros’ta bir parkta Nâzım’ın heykeli vardır.
Yakınında Atatürk’ün heykeli…
Karayipler’de yan yana duran iki Türk.
Tesadüf mü?
Sanmam.
Birisi emperyalizme karşı ulusal bağımsızlığın önderi.
Diğeri o mücadelenin şiirini yazan şair.
Aradan yıllar geçti.
Dünyanın siyasi haritası değişti.
Hükümetler değişti.
Başkentler değişti.
Ama Küba’nın üzerindeki ambargo değişmedi.
Bugün adanın en büyük sorunlarından biri elektrik.
Elektrik…
Ne kadar sıradan bir kelime değil mi?
Düğmeye basarsınız ve yanar.
Öylesine alışmışızdır ki yokluğunu düşünmeyiz.
Ama hastanedeyseniz durum değişir.
Yoğun bakımda yatan bir hasta için elektrik bir konfor değildir.
Yaşamdır.
Ameliyathanedeki bir cerrah için elektrik teknoloji değildir.
Zorunluluktur.
Bir hastane karanlığa gömülüyorsa mesele artık siyaset olmaktan çıkar.
İnsanlık meselesine dönüşür.
Yirmi birinci yüzyıldayız.
Yapay zekâdan söz ediyoruz.
Mars’a yolculuktan söz ediyoruz.
Yeni teknolojilerden söz ediyoruz.
Ama dünyanın bir köşesinde hastaneler elektrik kesintileriyle mücadele ediyor.
Bunu yalnız Küba meselesi olarak görmek mümkün mü?
Sanmıyorum.
Bu, insanlığın aynaya bakma meselesidir.
Çünkü uygarlık yalnızca neyi icat ettiğinizle ölçülmez.
Neyi görmezden geldiğinizle de ölçülür.
Havana’da Nâzım’ın heykelinin önünde durduğunuzu düşünün.
Karşınızda bir şair.
Altmış beş yıl önce bu adaya gelmiş.
Şimdi sessizce etrafına bakıyor.
Karanlığa gömülen mahallelere…
İlaç bekleyen insanlara…
Elektriğin kesildiği hastanelere…
Ve belki de hiçbir şey söylemiyor.
Çünkü bazen bir sorunun ağırlığı bütün cevaplardan büyüktür.
İnsanlık aya ulaşmayı başardı.
Peki bir hastanenin ışıkları sönerken vicdanını koruyabildi mi?
Asıl soru budur.
The post Havana’da Bir Heykel first appeared on Hollanda Haberleri.

1 saat önce
10













Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·