GELİŞİ MUHTEŞEMDİ, GİDİŞİ…

1 saat önce 11

 

Bugünkü yazıma, uzun yıllardır Hollanda’da yaşayan ve buradaki toplumun nabzını kendimce tutan biri olarak, Lahey Büyükelçimiz Fatma Ceren Yazgan’ın 10 ay gibi kısa sürede Ukrayna’ya atanmasını, görev süresindeki çalışmalarını, Diaspora’daki Türklerle temaslarını ve elbette kendisi hakkındaki görüşlerimi detaylı yazmayı düşünüyordum.

 

Ancak bir siyasetçinin dediği gibi, “Bir gün o kadar uzun ki, her şey bir anda değişir” sözü tam da bu noktada devreye girdi. Bu nedenle yazımı kısa tutarak asıl konuma geçeceğim.

 

Büyükelçimizin gelişi, gerçekten başlıkta belirttiğim gibi muhteşem bir kariyer sürecinin ardından Hollanda’ya atanmasıyla gerçekleşti. Biz de Türk bilgilendirme ve dokümantasyon merkezi vakıf (www.tc-id.nl) yönetimi olarak kendisini ziyaret etmiştik.

 

Sonrasında gönderdiği teşekkür yazısında, “Hollanda Türk toplumu ve Türk Hollanda ilişkilerinin geleceğine katkı sağlayacak projelerde işbirliğimizin sonuçlarını birlikte görebilmeyi diliyorum” demişti. Ama nasip değilmiş.

 

Veda telefon görüşmemizde kendisine, “Sizden daha fazla faydalanamadık, yollarınız açık olsun” dedim.

 

Evet, farklı bir büyükelçimizdi. Her yiğidin yoğurt yiyişi farklı olduğu gibi, Büyükelçimiz de çok renkli, aktif, çalışkan, bazen feri davranabilen, sözünü sakınmayan, bizim alışık olmadığımız türden bir büyükelçiydi.

 

Kendisini eleştiren bazı gazeteci dostlar, etrafında tabiri caizse meşruiyet ihtiyacı olan tabansız tabela STK yöneticilerinin, benim tabirimle protokol fotoğrafı çekme meraklısı, meşruiyetlerini bu yolla kazandığını düşünen STK’ların ve iktidara yakın kişi ve kurumların bulunmasını dile getiriyorlardı.

 

Siyasetin ve diplomasinin iç içe geçtiği kutuplaşmanın hat safhada olan bir coğrafyadan gelmiş toplum olarak, bazen bir büyükelçinin atanması, bazen bir siyasi partinin iç hesaplaşması, bazen de ülkenin kronikleşmiş sorunları ister istemez gündemimize oturuyor.

 

Bugün size hem Hollanda’daki Türk toplumunun yakından tanıdığı bir büyükelçinin vedasını, hem de Türkiye siyasetinde gitmek kavramının ne kadar zor olduğunu anlatan bir yazı sunuyorum.

 

Lahey Büyükelçimiz Fatma Ceren Yazgan’ın Ukrayna’ya atanmasıyla başlayan süreç, aslında bir vedanın ötesinde, diplomasideki gel gitleri ve toplumla kurulan bağların kırılganlığını göstermektedir.

 

Diğer yandan Türkiye’deki anketlerde en büyük partisi CHP’de yaşanan son gelişmeler, Türk siyasetinde koltuğu bırakmanın ne denli zor olduğunu bir kez daha hatırlattı.

 

Peki bu iki ayrı hikâye neden aynı yazıda buluştu? Çünkü her ikisi de geliş ve gidiş üzerine kuruluda ondan.

 

Biri parlak bir kariyerin ardından başka bir göreve uğurlanırken, diğeri yıllardır süregelen iktidar özlemini bir türlü gerçekleştiremeyen ya da istiyormuş gibi yapıp aslında istemeyen bir portre çiziyor.

 

İşte bu noktada, bir sosyal demokrat olarak, ülkemizin çözüm bekleyen onca sorununu takip ettiğim Onediyo üyesi Taner Bayram’ın Türkiye’nin başlıca on üç temel sorununa çözüm bulunamamasına ve on üç seçimi kaybetmesine rağmen, koltuğu için tüm ahlaki değerleri, edep ve haysiyeti yok sayan; koltuk sevdası uğruna tüm inandıklarını hiçe sayan bir siyasetçi profiline dikkat çekmek istiyorum.

 

Bu siyasetçi, “Ben gidersem ülke batar” mantığındakiler gibi, “Ben gidersem bu parti biter” mantığıyla hareket eden ve “gitme” sözcüğünü lügatinden çıkarmış biridir.

 

Gitme kavramını bilmeyen CHP’nin eski ve şimdiki mahkeme eliyle atanmış başkanı, sanki tek görevi iktidar olmamakmış gibi on üç seçimi kaybetti ve koltuğunu demokratik yolla yapılan 38. Olağan Kurultay’da yeni nesil siyasetçilere, Özgür Özel’e bırakmasını sindiremeyen ve koltuğu almak için işbirlikçileriyle her türlü hileye başvuranları izlemekteyiz.

 

Lakin bu davranış sadece ona has bir davranış değil Türk siyasetinde hiç bir partide dernekte vakıfta yada kurumda liderinde gitmek diye bir kavram yoktur.

 

Bildiğim kadarıyla Erdal İnönü dışında görmedim. Sanki görevi bitmemiş gibi her yolu mubah gören ve ismini yazmaktan bile imtina ettiğim bu zat YSK’nin yetki alanında olmasına rağmen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin verdiği “mutlak butlan” (kesin hükümsüzlük) kararı sayesinde partisinin kapısına polislerle dayanmış ve kırdırarak koltuğa oturmuştur.

 

Bu kararla adeta utanmayı askıya almış (Bülent Gültekin’in) dediği gibi bir avize dükkânına giren fil gibi partiyi bölerek çarparak yetkisi olmayarak ihraçlarla kırmak yıkmak yakmak için elinden geleni yapan görüntüsünü veren bu kişi hakkında çok şey yazılabilir.

 

Deniz Baykal’ın videolu gitmesinde bu yana, iktidar olmamak üzere yemin etmişçesine aldığı onca yanlış kararı görünce insan ister istemez düşünüyor.

 

Belki de esas amaç ve görev budur? Kim bilir.

 

Özgür Özel ve arkadaşları, tüm hukuki engellere rağmen, yapılacak seçime partisinin girmeme riski karşısında yeni bir yol çizerek CHP’den istifa eden 91 milletvekiliyle YENİ Parti adında yeni bir parti kurdular Milletimize demokrasimize hayırlı olsun.

 

Özgür Özel grup toplantısı konuşmasında, “Ayrılsalar da bu bir bölünme anlamına gelmez. Partinin adı değişebilir, logosu değişebilir, gün gelir devran değişir, ayrı düşünenler birleşir ama bizi bu birlikteliği bölemezler. Biz bir bütünüz, bu bütünü asla bozamayacaklar.

 

Çünkü bu bütün, 103 yıllık bir gelenek ile birbirinden ayrı durmayan, ayrı düşünmeyen bir bütündür” dedi.

 

Elbette politika doğası gereği dinamiktir ve toplumsal ihtiyaçlar değiştikçe yeni formüller üretmek kapatılmış yolları açamıyorsan yeni yollar kaçınılmaz hale gelir.

 

Özellikle anavatanımızda demokrasinin ve adaletin henüz tam anlamıyla ayakları üzerine basmadığı bir ortamda yeni yollar, yeni çözümler aramakta en doğal haktır.

 

Türkiye’de çözülmesi gereken o kadar çok sorun var ki…

 

Kimilerinin “Vatandaşı olmasak aslında eğlenceli ülke” dediği Türkiye, bir yandan cennet gibi, diğer yandan büyük sorunlarla boğuşan bir ülke.

 

Evet, Türkiye’nin çok önemli sorunları var ama bu sorunları aşma potansiyeli de var.

 

Mevcut yönetim, maalesef kendi saltanatı dışında halkın sorunlarına çözüm bulamadığı gibi, her geçen gün her konuda durum daha da kötüleşmektedir. Aşağıda Taner Bayram’ın yazısından alıntılayacağımız sorunlara değinmek isterim.

İşte hepimizin biran evvel çözülmesi beklediği on üç acı gerçeğimiz.

 

Gelir adaletsizliği had safhada. Türkiye ekonomik büyüklüğüne rağmen gelirin adaletsiz dağıldığı bir ülke. OECD ülkeleri arasında gelir adaletsizliğinde sondan üçüncü sırada ve otuz milyonu aşkın insan muhtaç durumda. Bununla birlikte insani gelişme sorunu da bir o kadar canımızı acıtıyor. Türkiye, dünyanın en büyük yirmi ekonomisinden biri olmasına karşın, Birleşmiş Milletler’in İnsani Gelişme Raporu’na göre yüz seksen yedi ülke arasında altmış dokuzuncu sırada.

 

İş kazalarında ise manzara içler acısı. Türkiye, yüz bin çalışan başına ölümlü iş kazalarında Avrupa birincisi, dünyada üçüncü sırada. Uluslararası Çalışma Örgütü verilerine göre El Salvador ve Cezayir’in ardından gelen Türkiye’de her yıl binin üzerinde işçi hayatını kaybediyor. Ve bu şartlar altında daha çocuk işçiler var; TÜİK istatistiklerine göre Türkiye’de sekiz yüz doksan üç bin çocuk işçi bulunuyor.

 

Diğer canımızı acıtan konu ise toplumsal cinsiyet eşitsizliği. Dünya Ekonomik Forumu’nun Küresel Cinsiyet Uçurumu Raporu’na göre Türkiye, yüz kırk iki ülke arasında yüz yirmi beşinci sırada.

 

Maalesef ülkemizde önüne geçemediğimiz bir diğer sorun da KADIN CINAYETLERI ve kadına yönelik şiddet. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre 2014 yılında iki yüz doksan dört kadın cinayeti işlendi. Faillerin çoğu, kadınların eşi, eski eşi veya yakınları. Daha dün, kendi çocuğunu altı yaşında evlendiren babanın tahliye olması, çocuk gelinler sorununun bitmeyen acısını bir kez daha gözler önüne serdi. Türkiye, çocuk yaşta evlilik oranında yüzde on dört ile Avrupa’da Gürcistan’dan sonra ikinci sırada.

 

Yüz yılı geçmiş hâlâ tam anlamıyla işletemediğimiz demokrasimiz de ayrı bir yara. The Economist’in Demokrasi Endeksi’ne göre Türkiye yüz altmış yedi ülke arasında doksan sekizinci sırada ve maalesef otoriterleşme eğiliminde. Bir diğer sorunumuz yetersiz özgürlük. Sınır Tanımayan Gazeteciler Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye yüz seksen ülke arasında yüz elli dördüncü, Freedom House raporuna göre ise genel anlamda “kısmen özgür” ülkeler arasında. Bir mizahçının esprilerine dayanamayan bir anlayış memlekete hâkim.

 

Ve bence en büyük sorunlardan biri hukuk sistemindeki çarpıklıklar. Dünya Adalet Projesi’nin Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde Türkiye doksan dokuz ülke arasında elli dokuzuncu sırada; temel haklar kategorisinde ise yetmiş sekizinci sırada. Bugün bu sıralama daha da geriledi. Hâlâ suçlu olup olmadığı karara bağlanamamış, delillerin varsayımlarla yürütüldüğü, savunma hakkının sınırlandığı tutuklu belediye başkanları var. Gazeteciler haberleri ve yazıları nedeniyle sabahın erken saatlerinde evlerinden alınıyor.

 

Toplumsal barış ve huzur eksikliği de cabası. Ekonomi ve Barış Enstitüsü’nün Küresel Barış Endeksi’nde Türkiye yüz altmış iki ülke arasında yüz yirmi sekizinci sırada. Toplumsal duyarsızlık ise ayrı bir yara; Charities Aid Foundation’ın Dünya Bağışlama Endeksi’nde Türkiye yüz kırk altı ülke arasında yüz otuz yedinci sırada. Ne yönetimin dikkate aldığı ne de geçimle mücadele eden halkın umurunda olan erozyon sorunu ise belki de en çok göz ardı edilenlerden. Türkiye’de kara yüzeyinin yüzde doksanında erozyon görülmekte; tarım alanları başta olmak üzere yaklaşık altmış yedi milyon hektar alanda toprak kaybı yaşanıyor.

 

Anlayacağınız, devasa problemlerimiz var. Bunun karşılığında yeni çözümler, yeni kuşaklar, yeni yollar, yeni partiler de var. Elbette futbol takımı gibi parti veya kişi tutmak yerine, yeni yolları ve yeni partileri deneyerek sorunlarımızı çözeceğimize inanıyorum.

 

Hiçbir parti ve hiçbir kimse vazgeçilmez değildir.

 

Sağlıkla ve demokrasiyle kalın.

 


 

The post GELİŞİ MUHTEŞEMDİ, GİDİŞİ… first appeared on Hollanda Haberleri.

Makalenin tamamını oku