Ey sevgili

1 hafta önce 58

Ey sevgili,

 

Kısa gün çabuk biter derlerdi, bitti de doğruymuş; doymadan vatanıma, taşına, toprağına, havasına, suyuna sahiplendiğim kedim Duman’a, mahallenin horozunun balkonumdaki kumrunun sabah günaydın ötüşüne…

 

Tatil bitti. Gün geldi, göçmen kuşları gibi uçma zamanı. Giderken geride kalan perişan, masum, mağdur ve sahipsiz sevgiliye baktım. Kafam allak bullak oldu ve çok ama çok üzgünüm.

 

Sevgili, gerçekten sahipsiz vatan evlatları sahipsiz dört ayaklı canlar sahipsiz, ağaçlarımız ormanlarımız sahipsiz . Irkim Türk oda bu hengamede sahipsiz. Kendi vatanımızda “Türk’üm” desek ırkçı diyorlar. Türklük sahipsiz; sorunca yönetenlerin, kendi istikbali için her şeyi yapmaya, yıkmaya, satmaya, parçalamaya hazır olduğunu söyleyenlerin sayısı çok.

 

Biz diasporadaki Türkler neyin ne olduğunu anlamakta zorlanıyoruz anlayamıyoruz.

 

Durun, durun, sizin bildiğiniz gibi değil; bu devlet aklı başka” deyip ertesi gün o devlet aklının söylediklerinin tamamen zıttını söyleyip davranınca, hiçbir akıl mantık kabul etmiyor; emperyalistlerin ve içimizdeki maşalarının oyunu diyenlerin sayısı arttıkça artıyor.

 

Sevgilide para yok, geçim yok, mutluluk yok yok oğlu yok; tek varsa kutuplaşma, ötekileştirme ve bundan nemalanan bir avuç çıkarcının tozpembe hikâyeleri, diyenler var.

 

Şahsen bu konuda canlı şahidiz; halk tuhaflaşmış, yolda geçerken selam vermiyor, trafikte yol vermedin diye birbirine giriyor gülmüyor ve çok mutsuz, yolunu kaybetmiş gibi çaresiz, bir o yana bir bu yana koşuyor.

 

Bu günlerde ayakkabı numarasına kadar bildiğimiz, yendiğimiz teröristlerle barış yapacağız diye; bebek katili, asker, polis, vatandaşımızın katili terörist başına ve onun cani katil terörist sürüsüne af çıkarmak için gece gündüz çabalayanları anlamak zor.

 

Büyük Millet Meclisi’nden bir kanun çıktı, halkın büyük bölümü ne olduğunu anlamadan “alın size barış” diyorlar. Bir gazi diyor ki: “Ben bir bacağımı verdim vatanım için, bana gördüğünüz muamele ortada, teröriste layık gördüğünüz ortada; sanki onları ödüllendirip katilleri aramıza sokmak, siyasetçi yapmak, yönetici yapmak isteyenler var” diyenler var.

 

 

Lozan mağlubiyetinin Sevr yıldönümünde intikam alır gibi aynı gün Meclis’ten geçirenler var, diyenler çok var. “Olur mu?” diyorsun, “Ne alâkası var?” diyorsun ama DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan çıkıyor “100 yıllık sorun” diyor.

 

 

Kafam allak bullak, karmakarışık. İki üniversite okumuş biri olarak hiç mi hiçbir şey anlamadım, almıyor.

 

Vallahi bu tezat, bu paradoksal duygu yordu beni.

 

Barış elbette olsun, kuşlar ötsün, çiçekler açsın; bu kulağa hoş geliyor ama ne tam sevinç var içimde. Milliyetçi yetmişlik dede teröristin sözcüsü olmuş; iktidardakiler hep yanar dönerdi, şimdi gerçek yüzleri, koltukta kalmak için her şey mubah yüzleri ortaya çıktı, diyenlere yaşananları görünce hak vermemek zor.

 

Onun için ne tam sevinç, ne tam hüzün; iki duygu içimde cebelleşirken aklıma Cahit Sıtkı Tarancı’nın dizeleri geldi:

 

“Memleket isterim, gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun; kuşların, çiçeklerin diyarı olsun.”

 

Biz hasret içinde diasporada yaşayan gurbetçiler, vatandan başka sevgili bilmeyen Türkler, bu şiirdeki memleketin aşkına geldik ama gördüklerimiz ve yaşadıklarımızda yukarıda yazdıklarımı görünce koskocaman hayal kırıklığı.

 

Mavi gök bozarmış, bazense kapkara olmuş; dalları yanmış, kül olmuş; tarla tarlalıktan çıkmış; kuş konacak ağacı kalmamış; çiçekler ise üstüne basılmış öldürülmüş. Sevgilinin öz evladı, gazi, hakkı için protez ayakla meclise yürüyemesin diye polisle askerle önüne dikilmiş, engellenmiş. Ne acayip bir millet olmuşuz, içler acısı.

 

Elbette sağı solu, dinlisi dinsizi, her konuda ayrışabiliriz; ama tek vatan konusunda, vatanıma zarar vermek isteyenlerin feriştahı gelse, asla ülkemizi emperyalistlere ve içimizdeki yandaşlarına oyunlarına fırsat verdirmez kem gözle baktırmayız.

 

Vallahi ölürüz de yine yaptırmayız.

 

İmparatorluğumuzun batışında emperyalistlerle o günün yandaşlarının vatanımızı parselleyenlerin yaptığı gibi, bu günlerde sevgiliye her konuda saldırı var diyorlar.

 

Yaşananlara bakınca belki de doğrudur. Bu milletin evlatları Mustafa Kemal ve arkadaşları, “Tek ortak sevgilimize dokundurmayız” diyerek, tüm imkânsızlıklara rağmen kurtuluş savaşını yedi düvele ve işbirlikçilerine meydan okuyarak bu sevgiliyi korumuşlardır.

 

Bizim de tek yapacağımız şey, bu canımızdan çok sevdiğimiz sevgiliyi koruyacağız korumalıyız başkada çaremiz ve vatanimiz yok.

 

Bugünlerde yine bu sevgiliye (vatanımıza) saldırı var. Sevr mağlubiyetini hazmedemeyenler, Lozan’ı sindiremeyenler yine iş başında. Sevgilimizi parçalamak, birliğimizi ve beraberliğimizi özünden koparmak için içimizdeki emperyalist yandaşlarıyla uğraşıyorlar. Ama deseniz de biz buradayız. Buna yancılık edenlerden çok, bilsinler ki vatan sevgisi olan bizim de sayımız kat be kat fazla. Bazen “dur” demeyi bilmeliyiz; kendi çıkarımızdan önce vatanımızın çıkarını her şeyin üstünde tutmalıyız ve tutarız.

 

Son sözümden önce, Tüm haksız yere tutsak tutulan seçilmiş başkanlar, gazeteciler siyasetçiler, ismini sevdiğim mizah yaptı diye tutsak olan Deniz’imize bir an önce özgürlüklerine kavuşmasını ve adaletin gününde tecelli etmesini dilerim.

 

Yazımı sonlandırırken, tüm bu olumsuzlukların ve oyunların panzehri olan Atatürk’ümüzün Gençliğe Hitabesi’yle sonlandırmak isterim

 

Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dâhilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin. Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakruzaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.

 

Sağlıkla, sevgi ve saygıyla, Cumhuriyet’te kalın.

 

Mustafa Ozcan

mozcanraad@gmail.com

 

The post Ey sevgili first appeared on Hollanda Haberleri.

Makalenin tamamını oku