Eksik

4 gün önce 53

 

18 Mayıs gecesi uyandım.
İçimde tarif edemediğim bir sıkıntı vardı. İnsan bazen olacak şeyi önceden hissediyor mu bilmiyorum ama o gece sabaha kadar içimde dolaşan duygu tam olarak buydu: yaklaşan bir eksiklik.

 

Öğlene doğru telefonuma bir mesaj geldi. Bir toplantının ortasındaydım. Bakmadım. Hayat bazen kötü haberi birkaç dakika geciktirebileceğimizi düşündürüyor insana.

 

Toplantı bitti. Telefona yeniden baktım.

“Babaannemizi kaybettik.”

 

Bazı cümleler insanın içine hemen düşmüyor. Havada asılı kalıyor önce. İnsan acısını hemen sahiplenemiyor. Ben de bütün gün ne hissettiğimi anlamaya çalıştım. Acımı tarttım. Koyacak bir yer aradım kendime.

 

Düşündüm… Uzun uzun düşündüm…

Aklıma Cahit Sıtkı Tarancı’nın dizeleri geldi:

“Gökyüzünün başka rengi de varmış
Geç fark ettim taşın sert olduğunu…”

Sonra kendimi yine Toroslar’da buldum.

 

İnsan çocukluğunu nereye bıraktıysa, yasını da orada tutuyor galiba.

 

Dağların arasından geçen rüzgârı düşündüm. Yaz akşamlarını. Tozlu yolları. Yaylalarda kurulan sofraları… Ve bütün o manzaranın içinde hep aynı yüz vardı. Çocukken insan bunu fark etmiyor. Bazı insanların hayatımızdaki yerini ancak yokluklarıyla anlıyoruz.

 

Belki bu yüzden Yaşar Kemal ile Cengiz Aytmatov arasındaki farkı hep önemsemişimdir. İkisi de dağı, bozkırı, insanı anlatır. Ama başka yerden bakarlar hayata. Yaşar Kemal’de insanı doğanın içinden görürsünüz. Aytmatov’da ise insanın içinden doğayı…

 

Ben şimdi babaanneme bakınca o yaylaları görüyorum.

 

Şimdi dönüp baktığımda yalnızca onu değil, kendi çocukluğumu görüyorum. Hatalarımı kızıl saçlarının arasında kaybeden bir kadını… Dizlerinde uyuduğum günleri… Belki de beni ilk gerçekten dinleyen insanı…

 

İnsan yaş aldıkça şunu öğreniyor: Çocukluğu bir ev büyütmüyor aslında. Bir insan büyütüyor.

 

O insan gidince, dünyanın sesi değişiyor.

Şimdi çocukluğumu toprağa veriyorum.

 

Artık dizlere değil, dağlara yaslanacağım. Ovalara uzanacağım. Çünkü insan bir yere yalnızca yaşayarak değil, kaybederek de ait oluyor. Bir yerin gerçekten yurt olması için bazen orada bir mezarın olması gerekiyor.

 

Ve şimdi zihnimde İsmet Özel’in dizeleri dolaşıyor:

“Pusmuş bir şahanız şimdilik, ne kadar şahan olsak
ama budandıkça fışkıran da bizleriz
ölüyoruz, demek ki yaşanılacak…”

The post Eksik first appeared on Hollanda Haberleri.

Makalenin tamamını oku