Bu yazımı kaleme aldığımda henüz Türkiye’de cumhuriyetin temel direği olan anayasanın zorlandığı bir süreç başlamamıştı. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ile ilgili olarak yargı mercilerinden gelen mutlak butlan kararları, hukuken ve hukuk çerçevesinde anlaşılmazdı.
Yüksek Seçim Kurulu’nun yetkileri içinde olan Siyasi Partiler Kanunu’nda açıkça düzenlenmiş olmasına rağmen, mazbatasını almış ve iki yıl geçmiş bir sürecin ardından anayasaya rağmen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP’nin kurultay davasında “mutlak butlan” kararı verdi.
Tabii benim gibi hukuk eğitimi almış biri olarak, hukukun üstünlüğü ilkesine bağlı kalmanın ve eleştirileri hukuk çerçevesinde dile getirmenin önemine inanırım. Hangi makamdan gelirse gelsin, hukuki süreçlerin şeffaflığı ve adaletin tesisi herkes için ortak bir değerdir. Hukuk her zaman herkese lazımdır.
Onun için bu yazımı tekrar kaleme aldım; 19 Mayıs’ın cumhuriyetin yanında olduğumu bir kez daha kalın harflerle ifade ederek.
Her karanlık gecenin elbet sabahı olacağına inanıyor, kimsenin endişeye kapılmamasını diliyorum. Bu duyguyla 19 Mayıs bayramımızla ilgili yazıma devam etmek isterim.
Eski coşkulu bayramlardan bugünün daha sönük kutlamalarına bir bakıştır bu yazım.
19 Mayıs, Türkiye’nin kaderini değiştiren Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışının yıl dönümüdür.
Eskiden bu bayramlar gerçekten coşkuyla yaşanırdı. 19 Mayıslar, 23 Nisanlar, 30 Ağustoslar… Meydanlar dolar, gençler coşkuyla yürür, bayramlar günler öncesinden hissedilirdi.
O günkü kutlamalarda bir gurur vardı çünkü millet bağımsızlığının bedelini biliyor, o bedeli ödeyenlerin hatıralarını saygıyla anıyordu.
Bugün ise cumhuriyetin bazı değerlerinin eskisi kadar ön planda olmadığı bir dönemde, kutlamaların daha resmî ve sönük hale gelmesi bazı kesimimler tarafından doğal karşılanıyor. Eski kalabalıklar ve coşku maalesef bilerek isteyerek azaltılmış durumda.
Belediyelerin bazen Atatürksüz afişlerle tören düzenlemesiyle geçiştirilen bu bayramlar, asıl ruhundan uzaklaşılmıştır.
İnsanların içten gelerek değil, zorunluluktan katıldığı formalitelere dönüşen bu kutlamalar, Atatürk’ün gençlere armağan ettiği bu özel günlerin anlamını zayıflatılmak çabasıdır.
Bu gözlemimi daha iyi anlatabilmek için geçtiğimiz hafta Amsterdam’daki 19 Mayıs kutlamamızı anlatmak isterim.
Amsterdam’daki Atatürk Anıtı’nda 19 Mayıs Atatürk’ü anma ve gençlik spor bayramı’nı Amsterdam Başkonsolosluğu, CHP Hollanda Birliği, biz Türk Bilgilendirme ve Dokümantasyon Merkezi (TCID) yönetimi ve birkaç duyarlı vatandaşla kutladık.
Sayımız oldukça azdı, ama herkes bilsin ki irademiz güçlüydü ve güçlü olmaya devam edecek, unutturma ve söndürme çabalarına rağmen devam edecektir.
Ne var ki, Türkiye’de olduğu gibi bazı millî bayramlarımızın, bilhassa Atatürk’le ilgili olanların daha sönük kutlamalara dönüştüğü uzun zammadır bir gerçek, maalesef Hollanda’da da bu böyle.
Yarım milyona yakın Türk’ün yaşadığı, demokrasinin önemli örneklerinden biri sayılan bu ülkede, Atatürk’ün fikirlerine olan ihtiyacı Türkiye’ye gittikçe her gün daha da derinden anlıyorum ve özlüyorum.
Özellikle Ortadoğu’da ve anavatanımızda yaşananları görünce, Atatürk’ün Türkiye’yi cumhuriyetle yönetme şeklini seçmesinin ne kadar isabetli olduğunu daha iyi kavrıyoruz.
Ancak, gerektiğinde bu cumhuriyet yapısının taşlarını korumak için yeterli çabayı göstermediğimizde, bugünlerde olumsuz gelişmelerin yaşanması kaçınılmaz oluyor. En acısı hepimiz bir uyuşukluğa düşmüş, rejimin kazanımlarını sorgusuz sualsiz kaybetmeyi kabullenmiş gibi olmamız.
Bazıları “Eski Türkiye ve Yeni Türkiye” arasında kıyaslamalar yaparken, 1974’teki Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında yaşanan ambargoları göz ardı ederek. O dönemin ne zorlukları yaşandı kuyruklar vardı kit kanat geçiniyorduk diyor partizanlıktan bu günkü fakirliği görmüyorlar.
Oysa o gün bağımsız bir ülke olmamızı sağlayan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve onun kahraman arkadaşlarıdır.
Onlara olan borcumuzu unutacak kadar duyarsızlaşmak, bir şuur kaybı gibidir.
Sanki bu millet bağımsızlığını, cumhuriyeti, devrimleri havadan inmiş gibi görenler, tarihsel süreci ve verilen mücadeleyi görmezden geliyorlar.
Tarihini unutan toplumlar, geleceklerini inşa edemezler.
Onun içindir ki 19 Mayıs’ı sadece bir tören günü değil, bir dirilişin, bir milletin küllerinden doğuşun yıl dönümü olarak içselleştirmek zorundayız.
Eğer bunu yapamazsak, ne Amsterdam’daki anıtın önünde ne de Ankara’da Anıtkabir’de “güçlü irademiz” bir anlam taşımaz.
Bugün demokrasinin ve hukukun sınırlarını zorlayan yaklaşımların yarın neler getireceği öngörülemez; bu nedenle kazanılmış haklarımızdan vazgeçmemeliyiz.
Toplumsal Değişim ve Ekonomik Zorluklar
Ancak sadece bayramların ruhu değil, bu toprakların mayasını oluşturan temel değerler de zaman içinde değişime uğramış durumda.
Bugün Türkiye’de bir zamanlar farklı şekillerde tanımlanan toplumsal baskıların, yerini başka dinamiklere bıraktığını gözlemliyoruz.
Doğruluk, dürüstlük, emeğe saygı, liyakat, adalet gibi kavramların zayıfladığı ve yerini kayırmacılık, çıkar ilişkileri gibi olguların aldığı görüyoruz.
İşe torpille girildiği, sınava hileyle girildiği, itiraz etmekten çekinildiği, hakkını arayanın ya hain yada terörist ilan edildiği eleştirileri günleri yaşıyoruz.
Bu durum, en çok gençleri etkilemektedir. Geleceğe güvenle bakamayan gençler, Atatürk’ün “Gençlik Hitabı”nda bahsettiği o dinamik ve sorgulayan nesil olmaktan uzaklaşmış ve savrulmuş gençliği görünüyoruz.
Bunun en somut yansıması ise ekonomik zorluklardır. Türkiye’de bir kesim lüks içinde yaşarken, asgari ücretle çalışan milyonlar geçinmekte zorlanmaktadır.
Emekli maaşları, temel ihtiyaçların altında kalmakta, genç işsizliği yüksek seviyelerde seyretmektedir.
Enflasyon karşısında eriyen alım gücü, insanları umutsuzluğa itmektedir. Vergi adaleti, gelir dağılımı ve fırsat eşitsizliği tartışmaları, sadece rakamsal değil, aynı zamanda insani sorunları hat safhada.
Siyasetin çalkantıları istikrarın meçhule doğru gidisi ve ekonominin yarattığı çıkmazlar, insanları maddi ve manevi olarak aşırı yıpratmaktadır.
Ekonomik sıkıntı içindeki bireylerin hukuk, demokrasi ve cumhuriyetin kazanımlarını koruma konusunda yeterli enerjiyi bulması beklenemez.
Bu nedenle, yoksulluk ve adaletsizlik önemli toplumsal sorunlar arasında yer almakta ve görünen o ki böyle de giderse bu kalıcı bile olacak.
Bu ülkenin kurucu partisiyle ilgili alınan yargı kararları, pek çok kişinin itiraz etme cesaretini hukuka inancını kesinlikle etkilemiştir.
Bugün, bu sönük kutlamalara, mevcut sorunlara son vermenin vakti geldiği kesinlikle düşüncesindeyim.
Elbette bazı endişeler var önce bir partiye kayyum atanması, ardından demokrasinin daha da zayıflaması ve sonunda ülkenin farklı bir yönetim biçimine evrilmesi riski daha belirgin konuşulmaktadır.
Eğer vatanımızı seviyorsak Atatürk’ü ve cumhuriyetimizi savunmalıyız.
Ona olan borcumuzu, onun gösterdiği akıl ve bilim ışığında, demokrasiye ve özgürlüğe sahip çıkarak ödeyebiliriz. Bu konu çok kapsamlıdır; burada şimdilik noktayı koyuyorum.
Hollanda’daki ırkçı saldırılara karşı Demokrasi Refleksi ve Türkiye’deki tablo İşte tam bu noktada, içinde yaşadığım iki ülke arasında derin bir tezat görüyorum.
Burada, Hollanda’da son dönemde mültecilere yönelik bazı saldırılar oldu.
Ancak bu saldırılara karşı toplumun demokrasiye olan inancının güçlülüğü, adalet duygusunun refleksleri beni hayli mutlu ediyor.
Irkçı bir eylem olduğunda, burada sadece polis değil, sivil toplum, medya ve sıradan vatandaşlar hemen ayağa kalkıyor. “Bu böyle olmaz, bu demokrasiye aykırı” diye haykırıyorlar.
Mahkemeler, baskı altında kalmadan suçluları yargılıyor. Medya, sansürsüz bir şekilde olayı halka anlatıyor.
İşte bu, gerçek bir demokrasi kültürüdür, hukuk devleti olmanın gereğidir.
Peki ya Türkiye? Orada demokrasi ve adalete inanç ne durumda?
Bir Hollandalı Türk ve bir yazar olarak gözlemlediğim bazı sıkıntıları paylaşmak isterim.
Özgür düşünce bazen ağır bedellerle korunabiliyor.
Gazeteciler, mesleklerini yaparken, haber alma hakkını kullanırken çeşitli hukuki süreçlerle karşılaşıyor yatarı olmayan suçlardan aylarca içlerde tutuluyor.
Bazen masumiyet karinesinin yeterince işlemediğini sıkça görmekteyiz.
Savunma alınmadan veya yargılama tamamlanmadan sabahın ilk saatlerinde gözaltı kararları veriliyor.
Farklı düşünen, muhalif olan herkesin suçlu muamelesi gördüğünü maalesef her gun görülüyor.
Bu anlayış, evrensel hukukun ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın temel ilkeleriyle bağdaştırmak mümkün değil. Tıpkı bu mutlak butlan kararı gibi.
Hollanda’daki Huzur ve Minnettarlık
Tüm bunları düşününce, burada, Amsterdam’da özgürce dillendirebildiğimiz fikirler, yazabildiğimiz eleştiriler, kurabildiğimiz örgütlenmeler beni derinden etkiliyor.
Tüm küçük negatif olgulara rağmen bu toplumun ne kadar medeni, ne kadar olgun ve adalete olan güveninin ne kadar sağlam olduğunu görmek beni hayli mutlu ediyor.
Elbette ülkemdeki bu şuursuz kutuplaşma ve partizanlık beni derinden üzüyor.
Burada bir yazar olarak hiçbir korku duymadan, polis baskınına uğramadan, gece yarısı kapım çalınmadan yazabiliyorum.
İşte bu, Atatürk’ün bize hediye ettiği cumhuriyetin olması gereken ideal de budur.
Ancak anavatanımızda bu cumhuriyetin temel değerlerinin, özgür düşüncenin, hukukun üstünlüğünün kayıp olma riskinin yüksek olduğu endişesini taşımaktayım.
Yine de ozgür düşünceyi, demokrasiyi ve çağdaş yaşamı bu ülkeye getiren Atatürk’tür.
Onun açtığı yolda, gösterdiği hedefte, bize cumhuriyeti armağan ettiği için binlerce kez minnettarım.
Keşke anavatanımda da bu değerler yaşatılsa, keşke orada da buradaki gibi özgürce nefes alınsa. Ama o günler gelene kadar, buradaki özgürlüğümüzü koruyarak, Atatürk’ün emanetine sahip çıkmaya devam edeceğiz.
Çünkü biliyoruz ki dün 19 Mayıs’tı, bugün yine 19 Mayıs, yarın da yarından sonra da 19 Mayıs olacak.
Ancak o gün, ancak Atatürk’ün gösterdiği muasır medeniyet yolunda, demokrasiye, adalete ve özgürlüğe gerçekten sahip çıktığımızda anlam bulacaktır.
Bu önemli günde değerli hocamız, aydın Türk kadını sayın Türkan Saylan’ı anmak isterim huzur içinde uyu mekânın cennet olsun.
Bilime, demokrasiye, barışa ve aydınlığa aç bir çocuk senin ismini bekliyorsa, sönmeye hakkın yoktur. Yakacaksın; ölüme saniyeler kalmış olsa bile.
İşte o yüzden yarın da her 19 Mayıs’tır. Ve o gün, ancak Atatürk’ün gösterdiği muasır medeniyet yolunda, demokrasiye, adalete ve özgürlüğe gerçekten sahip çıktığımızda anlam bulacaktır.
Sağlıklı geçmişine, tüm değerlerine sahip çıkarak huzur içinde kalın.
Mustafa Özcan
The post Dün, Bugün ve Yarın ve Yarından Sonra Her Gün 19 Mayıs’tır first appeared on Hollanda Haberleri.

56 dakika önce
12














Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·