DEMLİK (Bitmeyen Bar Muhabbetleri -11-)

1 hafta önce 78

 

BİRİSİ: Hallo (merhaba)

ÖTEKİ: Aleyküm selam.

BİRİSİ: Afedersiniz… Bu masaya oturabilir miyim?

ÖTEKİ: Dünya dediğin nedir ki? Bir masayı bile paylaşamıyorsak insanlığı nasıl paylaşacağız? Buyur otur.

BİRİSİ: Hah hah haaa. Güzel başladın. Ben uzun yollardan geliyorum.

ÖTEKİ: İnsan biraz da yolun kendisidir zaten.

BİRİSİ: Haklısın ama ben Avrupa’dan Hollanda’dan geliyorum. Bir zamanlar oralarda herkes Tanrı adına bağırıyor ama kimse insanı duymuyordu.

ÖTEKİ: Bizde de farklı değildi. İnsanlar Allah’ı ararken birbirini kaybetmişlerdi.

BİRİSİ: Demek sizin memlekette de din adamları fazla konuşuyorlar.

ÖTEKİ: Evet ama din konuşuldukça büyümez. Yaşandıkça büyür.

BİRİSİ: hah hah haaa. Şarap içermiyiz. Siz tehlikeli bir adamsınız.

ÖTEKİ: Hakikati söyleyen herkes biraz tehlikelidir. Ama ben aşkın şarabından alırım.

BİRİSİ: Ok. Dolduruyorum. Ben insanın düşünerek özgürleşeceğine inanırım.

ÖTEKİ: Ben de insanın severek özgürleşeceğine inanırım.

BİRİSİ: Sadece sevgi yeterli mi?

ÖTEKİ: Peki sadece akıl yeterli mi?

BİRİSİ: Bilmem. Ama bizim oralarda insanlar Latince dualar ezberliyor. Ne dediklerini bilmiyorlar ama korkuyorlardı.

ÖTEKİ: Burada da insanlar Arapça ezberleyip ne dediklerini bilmeden korkuyorlar. İnsan bilmediği dilde korkutulunca kolay yönetilir.

BİRİSİ: İşte ben de buna karşı çıktım. Dedim ki: “İnancınızı korkuyla değil akılla yaşayın.” ÖTEKİ: Güzel demişsin. Ben de dedim ki: “Yaradılanı sev yaradandan ötürü.”

BİRİSİ: Yani siz sevgiyi merkeze koyuyorsunuz.

ÖTEKİ: Evet. Çünkü sevgisiz bilgi kibir üretir.

BİRİSİ: Bilgisiz sevgi de körlük üretir.

ÖTEKİ: Galiba aynı nehrin iki kıyısıyız.

BİRİSİ: Benim memleketimde din adamları saraylarla yaşayıp altın kupalardan şarap içiyorlar, cenneti satıyorlardı. Parayı veriyorsun, günah affediliyor. Ohh ne âlâââ.

ÖTEKİ: Bizde de aynı! Ama metodlar farklı. Demek ki cehaletin dili evrensel.

BİRİSİ: Ben kitaplar yazdım. Dedim ki: “Tanrı adına halkı aptallaştırmayın.”

ÖTEKİ: Ben de şiirler söyledim. Dedim ki: “Bir kez gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil.”

BİRİSİ: Hımmm. Peki insanlar sizi sevdi mi?

ÖTEKİ: Sadece yoksullar sevdi. İktidar pek sevmedi.

BİRİSİ: Bir şey soracağım. İnsan sadece akılla değil gönülle yaşarsa kandırılmaz mı?

BİRİSİ:Tabiki kandırılır.

BİRİSİ: Demek akıl şart.

ÖTEKİ: Evet ama sadece akılla yaşayan da taşlaşır.

BİRİSİ: Biz Avrupa’da aklı yüceltmeye, kutsamaya başladık. Sonra insanlar makineler yaptı… Toplar yaptı… Savaşlar büyüdü.

ÖTEKİ: Akıl vicdanı kaybedince insan ilerlemiyor tam tersine büyüyen bir silaha dönüşüyor.

BİRİSİ: Peki sizde?

ÖTEKİ: Biz de gönlü ve kalbi kutsadık. Ama bazen düşünmeyi unuttuk. İnsan iki kanatla uçar dostum. Ben halkı severim ama bazen halk saçma şeylere, tuhaf hurafelere inanıyor.

BİRİSİ: Çünkü aç insan kolay kandırılır.

ÖTEKİ: Evet… Biraz ekmek, biraz korku… Tamamdır. İktidarın en sevdiği yemek budur: Korkuyla yoğrulmuş yoksulluk.

BİRİSİ: Bu cümleyi not alayım. Yazıyorum.

ÖTEKİ: Yaz ama dikkat et…Gerçekleri yazanların sonu bazen kötü olur.

BİRİSİ: Malesef giyotinle, aforozla, yakarak susturuyorlar.

ÖTEKİ: İnsan bazen yaşarken daha çok yanıyor. Sence insanlık düzelir mi?

BİRİSİ: Bilmiyorum? Ben bazen umutlanıyorum. Sonra bir kral bir papa çıkıyor.

ÖTEKİ: Ben de umutlanıyorum. Sonra bir sultan bir şeh çıkıyor. Hah hah haaaa. Demek dünyanın sorunu makam sahipleri.

ÖTEKİ: Makam değil… Kendini Tanrı sanan insanlar.

BİRİSİ: Doğru dedin. Bizim oralarda bazıları cennetin tapusunu taşıdığına inanıyor.

ÖTEKİ: Bizde de bazıları Allah’ın sekreteri gibi davranıyor.

BİRİSİ: Sen neden şiir yazıyorsun?

ÖTEKİ: Çünkü halk düz cümleden sıkılır. Şiir kalbin kapısını sessizce açar.

BİRİSİ: Ben de hiciv yazıyorum. İnsan bazen gerçeği gülerek kabul ediyor.

ÖTEKİ: Mizah cesurun silahıdır. Korkağın da maskesidir.

BİRİSİ: Doğru. Garip değil mi? sen Anadolu’dan geldin, ben Avrupa’dan… Ama aynı şeyleri konuşuyoruz.

ÖTEKİ: Çünkü insanın acısı aynı.

BİRİSİ: Ve aptallığı da.

ÖTEKİ: En çok da kibri.

BİRİSİ: Peki çözüm ne?

ÖTEKİ: Biraz akıl.

BİRİSİ: Biraz vicdan.

ÖTEKİ: Biraz sevgi.

BİRİSİ: Biraz cesaret.

ÖTEKİ: Belki de insan olmak büyük bir yolculuk değildir kim bilir…

BİRİSİ: Nedir?

ÖTEKİ: Birbirini incitmemeyi öğrenmek.

BİRİSİ: Doğru. O halde kadehimi akıl için kaldırıyorum.

ÖTEKİ: Gönül için.

BİRİSİ: İnsan için.

ÖTEKİ: İnsan için.

BİRİSİ: İçin için de 15 Mayıs’ da “Erasmus Yaşıyor” tiyatro oyunu oynanmış. Sen gittin mi?

ÖTEKİ: Hayır.

BİRİSİ : Merak ettim şimdi. Ne anlattılar acaba?

ÖTEKİ: Ne anlatacaklar. Bizim burda anlattıklarımızı anlatmışlardır.

BİRİSİ: Ben kalkıyorum o zaman. Tot ziens. (görüşürüz)

ÖTEKİ: Hadi selametle.

 

 

The post DEMLİK (Bitmeyen Bar Muhabbetleri -11-) first appeared on Hollanda Haberleri.

Makalenin tamamını oku