BİRİSİ: Hallo (merhaba)
ÖTEKİ: Aleyküm selam.
BİRİSİ: Afedersiniz… Bu masaya oturabilir miyim?
ÖTEKİ: Dünya dediğin nedir ki? Bir masayı bile paylaşamıyorsak insanlığı nasıl paylaşacağız? Buyur otur.
BİRİSİ: Hah hah haaa. Güzel başladın. Ben uzun yollardan geliyorum.
ÖTEKİ: İnsan biraz da yolun kendisidir zaten.
BİRİSİ: Haklısın ama ben Avrupa’dan Hollanda’dan geliyorum. Bir zamanlar oralarda herkes Tanrı adına bağırıyor ama kimse insanı duymuyordu.

ÖTEKİ: Bizde de farklı değildi. İnsanlar Allah’ı ararken birbirini kaybetmişlerdi.
BİRİSİ: Demek sizin memlekette de din adamları fazla konuşuyorlar.
ÖTEKİ: Evet ama din konuşuldukça büyümez. Yaşandıkça büyür.
BİRİSİ: hah hah haaa. Şarap içermiyiz. Siz tehlikeli bir adamsınız.
ÖTEKİ: Hakikati söyleyen herkes biraz tehlikelidir. Ama ben aşkın şarabından alırım.
BİRİSİ: Ok. Dolduruyorum. Ben insanın düşünerek özgürleşeceğine inanırım.
ÖTEKİ: Ben de insanın severek özgürleşeceğine inanırım.
BİRİSİ: Sadece sevgi yeterli mi?
ÖTEKİ: Peki sadece akıl yeterli mi?
BİRİSİ: Bilmem. Ama bizim oralarda insanlar Latince dualar ezberliyor. Ne dediklerini bilmiyorlar ama korkuyorlardı.
ÖTEKİ: Burada da insanlar Arapça ezberleyip ne dediklerini bilmeden korkuyorlar. İnsan bilmediği dilde korkutulunca kolay yönetilir.
BİRİSİ: İşte ben de buna karşı çıktım. Dedim ki: “İnancınızı korkuyla değil akılla yaşayın.” ÖTEKİ: Güzel demişsin. Ben de dedim ki: “Yaradılanı sev yaradandan ötürü.”
BİRİSİ: Yani siz sevgiyi merkeze koyuyorsunuz.
ÖTEKİ: Evet. Çünkü sevgisiz bilgi kibir üretir.
BİRİSİ: Bilgisiz sevgi de körlük üretir.
ÖTEKİ: Galiba aynı nehrin iki kıyısıyız.
BİRİSİ: Benim memleketimde din adamları saraylarla yaşayıp altın kupalardan şarap içiyorlar, cenneti satıyorlardı. Parayı veriyorsun, günah affediliyor. Ohh ne âlâââ.
ÖTEKİ: Bizde de aynı! Ama metodlar farklı. Demek ki cehaletin dili evrensel.
BİRİSİ: Ben kitaplar yazdım. Dedim ki: “Tanrı adına halkı aptallaştırmayın.”
ÖTEKİ: Ben de şiirler söyledim. Dedim ki: “Bir kez gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil.”
BİRİSİ: Hımmm. Peki insanlar sizi sevdi mi?
ÖTEKİ: Sadece yoksullar sevdi. İktidar pek sevmedi.
BİRİSİ: Bir şey soracağım. İnsan sadece akılla değil gönülle yaşarsa kandırılmaz mı?
BİRİSİ:Tabiki kandırılır.
BİRİSİ: Demek akıl şart.
ÖTEKİ: Evet ama sadece akılla yaşayan da taşlaşır.
BİRİSİ: Biz Avrupa’da aklı yüceltmeye, kutsamaya başladık. Sonra insanlar makineler yaptı… Toplar yaptı… Savaşlar büyüdü.
ÖTEKİ: Akıl vicdanı kaybedince insan ilerlemiyor tam tersine büyüyen bir silaha dönüşüyor.
BİRİSİ: Peki sizde?
ÖTEKİ: Biz de gönlü ve kalbi kutsadık. Ama bazen düşünmeyi unuttuk. İnsan iki kanatla uçar dostum. Ben halkı severim ama bazen halk saçma şeylere, tuhaf hurafelere inanıyor.
BİRİSİ: Çünkü aç insan kolay kandırılır.
ÖTEKİ: Evet… Biraz ekmek, biraz korku… Tamamdır. İktidarın en sevdiği yemek budur: Korkuyla yoğrulmuş yoksulluk.
BİRİSİ: Bu cümleyi not alayım. Yazıyorum.
ÖTEKİ: Yaz ama dikkat et…Gerçekleri yazanların sonu bazen kötü olur.
BİRİSİ: Malesef giyotinle, aforozla, yakarak susturuyorlar.
ÖTEKİ: İnsan bazen yaşarken daha çok yanıyor. Sence insanlık düzelir mi?
BİRİSİ: Bilmiyorum? Ben bazen umutlanıyorum. Sonra bir kral bir papa çıkıyor.
ÖTEKİ: Ben de umutlanıyorum. Sonra bir sultan bir şeh çıkıyor. Hah hah haaaa. Demek dünyanın sorunu makam sahipleri.
ÖTEKİ: Makam değil… Kendini Tanrı sanan insanlar.
BİRİSİ: Doğru dedin. Bizim oralarda bazıları cennetin tapusunu taşıdığına inanıyor.
ÖTEKİ: Bizde de bazıları Allah’ın sekreteri gibi davranıyor.
BİRİSİ: Sen neden şiir yazıyorsun?
ÖTEKİ: Çünkü halk düz cümleden sıkılır. Şiir kalbin kapısını sessizce açar.
BİRİSİ: Ben de hiciv yazıyorum. İnsan bazen gerçeği gülerek kabul ediyor.
ÖTEKİ: Mizah cesurun silahıdır. Korkağın da maskesidir.
BİRİSİ: Doğru. Garip değil mi? sen Anadolu’dan geldin, ben Avrupa’dan… Ama aynı şeyleri konuşuyoruz.
ÖTEKİ: Çünkü insanın acısı aynı.
BİRİSİ: Ve aptallığı da.
ÖTEKİ: En çok da kibri.
BİRİSİ: Peki çözüm ne?
ÖTEKİ: Biraz akıl.
BİRİSİ: Biraz vicdan.
ÖTEKİ: Biraz sevgi.
BİRİSİ: Biraz cesaret.
ÖTEKİ: Belki de insan olmak büyük bir yolculuk değildir kim bilir…
BİRİSİ: Nedir?
ÖTEKİ: Birbirini incitmemeyi öğrenmek.
BİRİSİ: Doğru. O halde kadehimi akıl için kaldırıyorum.
ÖTEKİ: Gönül için.
BİRİSİ: İnsan için.
ÖTEKİ: İnsan için.
BİRİSİ: İçin için de 15 Mayıs’ da “Erasmus Yaşıyor” tiyatro oyunu oynanmış. Sen gittin mi?
ÖTEKİ: Hayır.
BİRİSİ : Merak ettim şimdi. Ne anlattılar acaba?
ÖTEKİ: Ne anlatacaklar. Bizim burda anlattıklarımızı anlatmışlardır.
BİRİSİ: Ben kalkıyorum o zaman. Tot ziens. (görüşürüz)
ÖTEKİ: Hadi selametle.
The post DEMLİK (Bitmeyen Bar Muhabbetleri -11-) first appeared on Hollanda Haberleri.

1 hafta önce
78













Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·