Aynı Evde, Farklı Dünyalarda

1 saat önce 12

 

Bazen sorun konuşulmayanlarda değil, birbirimizi dinlemeyi bıraktığımız yerde başlar.

 

Bir zamanlar birbirine anlatacak çok şeyi olan iki insan, nasıl olur da aynı evin içinde birbirine yabancılaşır?

 

Aynı sofraya otururlar, aynı yatağı paylaşırlar, çocuklarının okulunu, evin ihtiyaçlarını, faturaları konuşurlar… Günlük hayat devam eder. Dışarıdan bakıldığında her şey yolunda gibidir.

Ama aralarında görünmeyen bir mesafe oluşmuştur.

 

Artık birbirlerine “Nasılsın?” diye sorduklarında gerçekten cevabını merak etmezler. Konuşmalar çoğu zaman yapılması gerekenler üzerinden

 

ilerler:

“Çocukları sen alır mısın?” “Marketten ne alalım?” “Akşam kaçta geleceksin?”

İlişkinin içinde iletişim vardır ama duygusal temas azalmıştır.

 

Oysa birçok çiftin yaşadığı sorun, aslında tartıştıkları konudan çok daha derindedir.

Bir eş, “Sen zaten beni hiç düşünmüyorsun.” der.

Diğeri hemen savunmaya geçer:

“Ben senin için ne kadar şey yapıyorum, farkında değil misin?”

 

Bir taraf daha çok anlatır, diğer taraf daha çok susar. Biri üzerine gittikçe diğeri uzaklaşır. Uzaklaştıkça biri daha fazla ilgi ister.

Ve aynı döngü yeniden başlar.

 

Çünkü ilişkilerde bazen problem ne söylediğimiz değil, birbirimize nasıl ulaştığımızdır.

 

Bir eşin öfkesi çoğu zaman yalnızca öfke değildir. Altında görülme, önemsenme, anlaşılma ya da değerli hissetme ihtiyacı olabilir.

Suskunluğun altında da yalnızca ilgisizlik olmayabilir. Bazen kişi çatışmadan yorulmuştur, bazen ne söylerse söylesin anlaşılmayacağına inanmıştır.

Böylece iki insan birbirine karşı savaşmaya başlar.

 

Oysa çoğu zaman savaşmaları gereken kişi birbirleri değil, ilişkilerinde oluşan döngüdür.

 

Çünkü bir ilişkide “Ben haklıyım.” düşüncesi güçlendikçe “Biz ne yaşıyoruz?” sorusu geri planda kalır.

Haklı çıkmak kısa süreli bir zafer sağlayabilir.

Ama anlaşılmak, ilişkiyi iyileştirir.

 

Belki de çiftlerin zaman zaman kendilerine şu

 

soruları sorması gerekir:

 

“Eşimden gerçekten ne istiyorum?”

“Beni anlamasını mı, yoksa haklı olduğumu kabul etmesini mi?”

“Onun davranışına mı kızıyorum, yoksa uzun zamandır karşılanmayan bir ihtiyacım mı var?”

“Biz ne zamandır aynı sorunu farklı şekillerde yaşıyoruz?”

 

Ve belki en önemlisi:

“Eşim benim karşı tarafım mı, yoksa birlikte çözmemiz gereken bir sorunun ortağı mı?”

Bir ilişkinin yeniden yakınlaşması her zaman büyük değişimlerle başlamaz.

 

Bazen telefonları bir kenara bırakıp gerçekten birbirine bakmakla…

Bazen savunmaya geçmeden dinlemekle…

 

Bazen “Sen zaten böylesin.” demek yerine “Böyle olduğunda kendimi yalnız hissediyorum.” diyebilmekle…

 

Ve bazen de yıllardır söylenemeyen tek bir cümleyi söylemekle:

 

“Seni kaybetmek istemiyorum ama birbirimizden uzaklaştığımızı hissediyorum.”

 

Çünkü aynı evde yaşamak, aynı hayatın içinde olmak anlamına gelmeyebilir.

İnsan bazen en yakınındaki kişiye en uzak insan haline gelebilir.

 

Ama iyi haber şu:

Mesafe oluştuysa, yeniden yakınlık da kurulabilir.

Yeter ki çiftler birbirlerine karşı değil, ilişkilerinde oluşan yaraya karşı birlikte durmayı öğrenebilsinler.

 

 

Çünkü evlilikte mesele her zaman kimin haklı olduğu değildir.

 

Bazen asıl mesele, iki insanın yeniden birbirinin dünyasına girebilmesidir.

 

Gönüllere dokunan satırlarda buluşmak dileğiyle.

 

Sevgiyle hoşça kalın,

 

Uzm.Psikolog & Aile Terapisti

 

Rukiye Sultan Gür

The post Aynı Evde, Farklı Dünyalarda first appeared on Hollanda Haberleri.

Makalenin tamamını oku