Yazın kavurucu sıcakları nasıl denizin, yaylanın habercisiyse; futbolda da transfer sezonunun habercisidir. Günlerdir ekranlarda milyon euroluk imzalar, yeni formalar, transfer dedikoduları…
Borç batağındaki kulüpler, sanki bu bataktan çıkmanın değil, biraz daha derine batmanın yarışını veriyor.
Ama bu yaz asıl transferler yeşil sahalarda değil, siyaset sahnesinde yaşanıyor.
12 Eylül’le birlikte Türk siyasetine yerleşen ideolojisizlik, zamanla öyle kök saldı ki bugün fikirlerin değil, koltukların peşinden koşan profesyonel siyasetçiler üretti.
Dün siyaset, uğruna bedel ödemeyi göze alarak ideallerini savunmaktı; bugün ise bedel karşılığında kişisel ikbalini büyütme yarışına dönüştü.
Yüksel Aksu’nun yazıp yönettiği Entelköy Efeköy’e Karşı filmini izleyenler hatırlayacaktır. İzlemeyenlere de gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.
Filmde unutulmaz bir muhtar karakteri vardır. Rüzgâr nereden eserse oraya döner. Onun için önemli olan değerler değil, çıkardır.
O meşhur sözü hâlâ hafızalardadır:
“Para için gerekirse anarşist de oluruz, komünist de oluruz… Yeter ki para gelsin.”
Bugünkü siyasi transferlerin önemli bir kısmı da ne yazık ki bu muhtarın siyaset sahnesindeki mirasçılarını andırıyor.
Ne ortada bir ideoloji var ne de uğruna mücadele edilen bir ilke…
Butlan kararını gerekçe gösterip, “CHP artık AKP’nin yönettiği bir parti oldu.” diyerek CHP’den istifa eden bir belediye başkanının, kısa süre sonra AKP saflarına katılmasını hangi ilkeyle açıklayacağız?
Ya da yıllarca en ağır sözleri söylediği partiye, ilk fırsatta geçen milletvekillerini hangi siyasi tutarlılıkla değerlendireceğiz?
Listeyi uzatmak mümkün.
Sorun, parti değiştirmek değildir. Demokratik siyasette insanlar düşüncelerini değiştirebilir, farklı siyasi tercihler yapabilir.
Asıl sorun; dün savunulan ilkelerin, bugün kişisel hesaplar uğruna kolayca terk edilmesidir.
Sonra da şaşkınlıkla dönüp soruyoruz: Neden ilkeli siyaset yok? Neden liyakatli yönetim yok? Neden güven veren kadrolar yetişmiyor?
Nazım Hikmet gibi söyleyecek olursak:
“Kabahatin çoğu senin, canım kardeşim…”
Çünkü seçim zamanı siyasetçileri programlarına göre değil, kişisel sempatisine göre değerlendiriyoruz.
Kavunu, karpuzu koklayarak seçer gibi aday seçiyor; sonra da eve götürdüğümüzün kelek çıkmasına şaşırıyoruz.
Oysa sormamız gereken sorular çok açık:
Ekonomi politikan nedir?
Dış politika anlayışın nedir?
Eğitim, hukuk, tarım ve sosyal devlet konusunda ne öneriyorsun?
Cumhuriyeti, laikliği ve hukuk devletini nasıl savunacaksın?
İşte o zaman elinizde bir terazi olur. Söylenenlerle yapılanları tartabilirsiniz.
Ama siyaset, “iyi adam-kötü adam” tartışmasına; kara kaşa, kara göze indirgenirse geriye sağlıklı bir değerlendirme zemini kalmaz.
Demokrasilerde rehber kişiler değil, ilkelerdir. Siyasetçinin yüzüne değil, programına bakılır.
O yüzden seçim zamanı siyasetçilerin yüzüne değil, programına bakın.
Çünkü forma değiştirmek futbolda normaldir…
Siyasette ise sorun forma değiştirmek değil, her formanın içine aynı ilkesizliği taşımaktır.
The post Transfer Zamanı first appeared on Hollanda Haberleri.

17 saat önce
28











Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·