MESLEKLEŞEN AHLÂKSIZLIK

4 gün önce 64

 

Bir toplumda bazı kötülükler münferittir.

Birileri yanlış yapar, hukuk devreye girer, toplum tepki gösterir ve o yanlış marjinal kalır.

Ama bir gün gelir…

Yanlışlar tekil olmaktan çıkar.

Sistematikleşir.

Normalleşir.

Ve en tehlikelisi: meslekleşir.

Artık bazı insanlar için ahlâksızlık bir sapma değil, kariyer planıdır.

Allah ile aldatmak bir yöntemdir.

Dini kullanarak iktidar devşirmek bir stratejidir.

Çetecilik bir organizasyon modelidir.

Döneklik bir uyum kabiliyetidir.

Milletvekilliği ve belediye başkanlığı halka hizmet değil, nüfuz ticareti aracıdır.

Sınav sorularını çalıp yakınlarına vermek bir “aile dayanışmasıdır.”

İhale ayarlamak girişimciliktir.

Uygun ortamı bulunca kalemini satmak gazetecilik refleksidir.

Zübüklük kurnazlıktır.

Din tüccarlığı manevî rehberliktir.

Duygu sömürüsü siyaset sanatıdır.

Ve bütün bunların üzerine bir de pişkin bir meşrulaştırma cümlesi eklenir:

“Çalıyorlar ama güzel işler de yapıyorlar.”

(Rize’de bu halk deyişini çok yaygın olarak duydum.)

Bir toplum için çürümenin başladığı yer tam da burasıdır.

Kötülüğün yaygınlaşması değil;

kötülüğün meslek ahlâkı kazanmasıdır.

Artık insanlar utanmaz.

Sadece yakalanmaktan korkarlar.

Bir ülkede gizli tanıklık iftira üretme aracına dönüşüyorsa;

gazeteci hakikati değil, siyasetin uşaklığını yaparak patronunu koruyorsa;

din adamı Tanrı’yı değil, bağış listesini merkeze alıyorsa;

siyasetçi halkı değil, ihale takvimini takip ediyorsa ve kendisine daha fazla ekonomik ve sosyal statü kazandırmanın peşinde koşuyorsa;

ve toplum bütün bunları izleyip üç gün sonra unutuyorsa…

Orada mesele bireylerin ahlâksızlığı değildir.

Orada mesele, ahlâksızlığın kurumsallaşmasıdır.

Biz kötülüğü organize ettik.

Profesyonelleştirdik.

Uzmanlık alanlarına böldük.

Birileri çocuklara dokunurken, birileri kadın döverken, kadın öldürürken, birileri zenginlere sapkınlık mekânları ayarlarken; başka birileri de o dosyaların üstünü kapatmanın uzmanı oldu.

Birileri inanç satarak servet biriktirirken; başka birileri susmanın kariyerini yaptı.

Bu düzeni ayakta tutan sadece kötüler değildir.

Bu düzeni ayakta tutan, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyen geniş sessizliktir.

Toplum dediğimiz şey ortak kaderdir.

Çürüme bulaşıcıdır.

Ahlâksızlık seyredildikçe güçlenir.

Sessizlik, suçun en güvenli zırhıdır.

Bugün çocuklar adalet duygusunu kaybediyorsa,

gençler liyakate inanmıyorsa,

çalışkan olan değil bağlantısı olan yükseliyorsa,

dürüstlük safça bir tercih gibi görülüyorsa…

genç ve zeki beyinler yurt dışına kaçıyorsa…

Bunun nedeni kötülüğün varlığı değil,

kötülüğün ödüllendirilmesidir.

Ahlâk bireysel bir süs değildir.

Toplumsal bir sigortadır.

O sigorta patlarsa herkes yanar.

Çünkü çete düzeni bir gün kurucusunu da yutar.

İftira mekanizması bir gün sahibine döner.

Satılık kalem bir gün sahibinin onurunu da satar.

Dini araç yapan, sonunda inancı da tüketir.

Ve tarih şunu defalarca göstermiştir:

Adaletsizlik üzerine kurulan hiçbir düzen kalıcı değildir.

Ama yıkılmadan önce ağır bir bedel ödetir.

Bugün mesele tek tek kişiler değil.

Mesele şu sorudur:

Biz hangi meslekleri meşrulaştırıyoruz?

Gerçekten doktor, öğretmen, mühendis, çiftçi mi yetiştiriyoruz;

yoksa ihale takipçisi, algı yöneticisi, din simsarı, karakter tüccarı mı?

Bir toplumun geleceğini belirleyen şey anayasa metni değil,

hangi davranışların alkışlandığıdır.

Ve biz alkışı yanlış yere verirsek,

çocuklarımızın kaderini de yanlış yere teslim ederiz.

Şimdi herkes kendine şu soruyu sormalı:

Kötülüğün profesyonelleştiği bir düzende dürüst kalmak aptallık mı, yoksa son direniş mi?

Çünkü karar vermek zorundayız.

Ya bu düzeni “normal” kabul edeceğiz,

ya da normal olanı yeniden tanımlayacağız.

Ve unutmayalım:

“Ahlâksızlığın meslek hâline geldiği bir toplumda çürüme istisna değil, kader olur.”

Kamil Kopuz

Dostça selamlarımla

kkopuz53@gmail.com

 

The post MESLEKLEŞEN AHLÂKSIZLIK first appeared on Hollanda Haberleri.

Makalenin tamamını oku