Merhaba Sevgili okurlar dünden bu güne bize ne oldu…
Aksaray’ın Hashas Mahallesi’nde doğdum.
Adını, mahalle’nin girişinde türbesi bulunan Hashas babadan alıyor.
Gerçekte böyle bir ermiş yaşadımı bilmiyorum ama biz o türbe’nin önünden geçerken bir Fatiha okurduk.
Evimiz, büyük bir bahçenin ortasında yeşil boyalı tek katlı, önünde taş bir duvarla çevrili avlusu, duvarın kenarında mis kokulu rengarenk çiçekler olan, yine mahallenin kadınlarının imece usulü ekmek yaptıkları bir tandır, tandırın yanında tavuklar ile dolu bir kümes olan bir evdi.
Sabahları ilk olarak kümese koşar yumurta arardım.
Çoğunlukla, yeterince bulurdum.
Evimizin hemen yanı başında kavak ağaçları yükselirdi.
Mamasun barajından suyunu alan küçük bir dere akardı, içerisinde küçük balıklar olurdu.
Bu dere, mahalledeki bahçelerin ve ağaçların hayat suyuydu.
Dere boyunca söğüt ağaçları ve ekin tarlaları olurdu.
Az ileride ayçiçek tarlası, bahçelerde sebze ve meyve ağaçları!
Zaman, sanki çocukluğumuzda sabit kalmıştı.
Bakkaldan aldığımız plastik top ile tüm gün , bulduğumuz boş bir arazide futbol oynardık.
Yaz akşamları bir başka güzel olurdu.
Cinsiyet ayrımı olmadan , en muhafazakar ailelerin kızlarının da katıldığı saklambaç oyunu oynardık.
Çünkü, bilirlerdi ki bizler karakterli, ahlaklı, disiplinli çocuklardık.
Sonra, aynı ahlakı gençliğimize taşıdık.
Bu saydıklarımı çocuklarıma söylediğimde inanamıyorlar.
Çünkü, oralarda şuan saydıklarımın hiçbirisi yok.
Sadece beton ve asfalt var.
Ama, o dönemin tedrisatından geçmiş bizler, aynı karakterle, aynı ahlakla , toprak sahalardan toprağa yakın ömrümüze geldik.
Bugün, mualesef çocukların ve gençlerin geldikleri nokta içler acısı.
Okullarda meydana gelen vahim olaylar, başta öğretmenler ve öğrenciler olmak üzere tüm toplum için korku iklimi yaratmıştır.
Ülkedeki her bir okulda endişe içerisinde eğitim ve öğretim yapılmaktadır.
Böyle bir ortamda, nasıl sağlıklı bir gelecek olabilir.
Bizler, çok kaliteli ve çok disiplinli öğretmenlerin ellerinde büyüdük.
Bilgiye ulaşmanın zor olduğu zamanlarda, bilgi ve bilgi veren çok kıymetli olur.
Tek bilgi kaynağımız kütüphanelerdi.
Bugün, ismine bile yabancı oldukları bina.
Oysa, şimdi bilgi elinin altında,mkimse uzatmıyor elini.
O yüzden kıymeti bilinmiyor.
Okulda, saç, tırnak, mendil kontrollerine uymamıssan sıra dayağı, sıradan bir vaka olurdu.
Ailelere söylemek mi?
Unut onu!
” Eti öğretmenlerin, kemiği ailelerin” deyimine uygun olarak eğitildik.
Sigara içmeyen veya tek kusuru o olan gençlikten, neredeyse uyuşturucu kullanmayanın olmadığı mahalle gençliği!
Belki de en büyük şansımız, tek bir televizyon kanalı dönemini yaşamamızdı.
TRT’de mahalle kültürünü yansıtan diziler vardı.
” Mahallenin muhtarları”, ” Perihan abla” gibi.
Her mahallede öğüt veren bir Perihan ablamız olurdu.
Gençler mi sadece suçlu?
Asla değil.
Ekonomik şartlar, işsizlik, mahalle yerine betonarme yapılar, aile baskısı, sosyal medya ve en ciddi sorun reyting uğruna silahların, kanın, ölümün durmadığı diziler.
Ìşin ilginci, bu dizilerin en yüksek reytinglere ulaşması.
Ne oldu bu topluma!
Neden, şiddete meyilli!
Neden, öldürmek bu kadar basit ve sıradanlaştı!
O dere kenarındaki söğüt ağaçları arasındaki esintiyi, neden çocuklarına yansıtamadın?
Ey televizyon kanalları!
Sabahları çocuklara ıspanağı sevdiren uzun saçlı bir adam yok mu?
Gösterilmesi gereken, Daltonlara karşı Red Kit’in kullandığı, fakat kimsenin ölmediği silah olmalı değil mi?
Mahalle kültürüne dönmedikçe , mahallelerde daha çok kan, gözyaşı ve yozlaşma görürüz.
Allah’a Emanet Olun.
Bayram Tan.
The post MAHALLE KÜLTÜRÜ first appeared on Hollanda Haberleri.

2 hafta önce
74















Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·