İsraf ve Gösteriş Gölgesinde Kaybolan Ramazan Ruhu

2 saat önce 17

İftar Sofraları Neyin Yarışına Dönüştü?

Değerli Okurlar,

Aslında bu hafta, Hollanda’da hükümet kurma çalışmalarını ve siyasi gelişmeleri yazmayı planlıyordum.

 

Ancak fark ettim ki, diasporadaki birçok vatandaşımız yaşadığı ülkenin siyasetinden habersiz ya da bu konulara ilgisiz. Yıllardır rahatsız olduğum ve son günlerde gazeteci arkadaşlarımın da dile getirmesiyle tekrar gündeme gelen bir konu var ki, yazmasam olmazdı: Ramazan’ın ruhunu gölgeleyen israf ve gösteriş çılgınlığı.

 

Biz Anadolu insanı olarak genelde görerek, dokunarak ve yaşayarak öğrenen bir toplumuz. Okumak maalesef büyük bir kesim için hâlâ zorlanılan bir eylem. (Okuyan, araştıran, merak eden değerli insanlarımızı elbette bu genellemenin dışında tutuyorum.) Çoğunlukla bir şeyi görür, duyar ve kafamıza yatarsa ya da ufak da olsa bir menfaat dokunursa hemen sahipleniriz; yanlış da olsa, yanlışlarla öğrenmeye devam ederiz.

 

İşte bu öğrenme biçiminin bir tezahürü olsa gerek, Ramazan ayında da benzer bir çıkmazla karşı karşıyayız. Geçtiğimiz hafta birkaç haberle bu konuya tekrar dikkat kesildik. Değerli dostum Mahmut Eröztürk, “İftar Çılgınlığı: Gösteriş mi, Fayda mı?”başlıklı yazısıyla israf ve gösterişe çarpıcı bir şekilde dikkat çekti. Ardından duayen gazeteci büyüğümüz İlhan Karacay, “İftar Sofralarına Gitmeyeceğim” diyerek tepkisini koyduğu bir yazı kaleme aldı.

 

Değerli dostum gazeteci ve akademisyen Veyis Güngör de köşesinde “Avrupa’da İftar Sofraları” adlı yazılarında, bu iftarların Ramazan’ın ruhunu taşımadığını vurgulayarak gerçek anlamının dışına çıkıldığını belirtti ve bu üzüldüğümüz konuyu köşesine taşıdı.

 

Bir diğer değerli gazeteci dostum Yavuz Nufel de hem video çekimiyle hem de köşesinde “Hollanda’da 2026’nın İlk VİP İftarı…” başlığıyla bu konudaki düşüncelerini paylaştı.

Benzer bir yazıyı ben de 25 Mart 2024’te (https://www.haber.nl/iftar-sofralarinda-israf-ve-gosteris-hakim-2/) kaleme almıştım.

 

Aradan iki yıl geçti ama manzara maalesef değişmedi, hatta daha da vahim bir hal aldı. Hollanda’daki sivil toplum kuruluşları ve Türkiye’yi temsil eden bazı kurumların düzenlediği iftar programları, niyetler ne kadar iyi olursa olsun, maalesef şatafat ve gösteriş gölgesinde kalıyor.

 

Ramazan’ı yaşadığımız şu günlerde, belki de hayır ve bereketin ne olduğunu bilmeyenler, mutlaka fiyakalı bir mekânda, şatafatlı bir iftar yemeği organize ediyor; Türkiye Cumhuriyeti’ni temsilen Büyükelçi, Başkonsoloslar ve diğer makam sahipleri davet ediliyor; sonunda da sosyal medyaya servis edilecek fotoğraflar çekiliyor. Sanırım bu arkadaşlar Ramazan’dan ve iftardan bunu anlıyor.

 

Elbette kimse “iftar verilmesin” demiyor. Bilakis, iftar sofraları kesinlikle kurulsun, birlik ve beraberlik pekişsin. Hollandalı komşularımızla, farklı dinlerden insanlarla bir masa etrafında buluşmak, dinimizin ve Ramazan’ın güzelliklerini onlarla paylaşmak ne güzel bir şeydir. Yaşlılarımızla, ihtiyaç sahipleriyle aynı sofrada oruç açmanın vereceği huzur hiçbir şeyde yoktur.

 

Ben şahsen davet edildiğim çoğu iftara gitmiyorum; hem o gösteriş ve israfa ortak olmamak hem de ailemle iftarı birlikte açmayı tercih ettiğim için. Ancak yukarıda bahsettiğim anlamlı buluşmalar söz konusu olduğunda, örneğin Stichting Islamitisch Onderwijs Noord-Holland (Elif Okulları) tarafından düzenlenen, Müslümanıyla, gayrimüslimiyle, Türk’üyle, Faslısıyla Hollandalısıyla herkesin aynı masa etrafında kaynaştığı iftarlar; Leiden’de Wereldmuseum’da TOVER iş insanları ve Fas Business Club iş birliğiyle her yıl düzenlenen “De Leidse Iftar” ya da HOTIAD iş insanları derneğinin iki yılda bir organize ettiği “Vredesmaaltijd” (Barış Yemeği) gibi etkinlikler, Ramazan’ın anlamını hakkıyla yaşatan nadide örneklerdir.

 

Bu iftarlara katılmak bana çok daha anlamlı geliyor ve katılıyorum.

Asıl mesele şu: Orucun anlamını bilmeyenlere, niçin oruç tuttuğumuzu anlatmak, onların empati kurmasını sağlamak ve Ramazan’ın hoşgörüsünü hissettirmek için yapılan iftarlara kimsenin bir sözü olamaz. Eleştirdiğimiz nokta, Mahmut Bey’in ve hepimizin sık sık dile getirdiği gibi, aynı kişilerin her akşam ayrı bir mekânda, ayrı bir STK’nın iftarında, ayrı bir masada buluşmasıdır. Bu durum, ne iftarın manevi iklimine ne de İslami kardeşlik anlayışına katkı sağlıyor. Aksine, samimiyetten uzak, adeta bir “randevulaşma” ve “görünür olma” telaşına dönüşmüş durumda.

 

Bu tür gösterişli iftarlar düzenleyen dostlarımıza tavsiyemiz şu olur: Bu kadar masrafı ve bütçeyi, anavatanımıza, Gazze’ye, Ukrayna’ya ve dünyanın dört bir yanında bir lokma ekmeğe muhtaç olan kardeşlerimize göndersinler.

 

Emin olun bu, hep birlikte fotoğraf çektirip sosyal medyada paylaşmaktan çok daha hayırlı olacaktır. Her şeyin bir fotoğraf karesine sığdırılmaya çalışıldığı bu gösteriş çağında, belki de en büyük erdem, “sağ elin verdiğini sol elin görmemesidir.”

 

Bir zamanlar mütevazılığın, dayanışmanın ve manevi huzurun simgesi olan iftar sofraları, maalesef birçok yerde lüksün, şatafatın ve gösterişin yarıştığı alanlara dönüşmüş durumda. Peki, bu gösterişin, bu israfın Ramazan’ın ruhuyla ne ilgisi var? Yüce Kitabımızın “Yiyiniz, içiniz fakat israf etmeyiniz” (Araf, 31) uyarısı bu kadar netken, sofralarımızı donatma yarışına girmek, artan yemeklerin çöpe dökülmesine gönül rahatlığıyla izin vermek nasıl bir çelişkidir? Özellikle dünyanın dört bir yanında ve belki de aynı şehrin bir başka sokağında açlıkla boğuşan kardeşlerimiz varken, bu savurganlık sadece maddi değil, aynı zamanda büyük bir manevi sorumluluktur.

 

Sosyal medyanın etkisiyle bu durum daha da vahim bir hal alıyor. İftar sofraları, ibadet ve paylaşma amaçlı toplanma olmaktan çıkıp, birer “post” malzemesine dönüşüyor. Sofranın bereketi, gelenlerin samimiyeti, yapılan duaların içtenliği değil; masa örtüsünün markası, tabakların deseni, yemeklerin görselliği konuşuluyor.

 

Tüm bu gösterişin, tüm bu lüksün gölgesinde kaybolan asıl değerler ne yazık ki unutuluyor. Komşusu açken tok yatanın bizden olmadığı bir peygamberin ümmetiyiz. Oysa bu sofralar, belki de bir yetimin, bir öksüzün, bir mazlumun hatırlanması, onların da sofraya dahil edilmesi için birer vesile olabilirdi. Bu kadar emek ve bütçe, ihtiyaç sahiplerine ulaşmak, onların yüzünü güldürmek için harcanabilirdi.

 

Bu Ramazan’da belki de en çok ihtiyacımız olan şey, bir durup düşünmek: Sofralarımız kimin için? Bu gösteriş kime neyi kanıtlıyor? Unutmayalım ki, gerçek zenginlik, mala mülke değil, kalbin ve midenin tok olduğu, gözün ve gönlün doyduğu yerdir. Rabbim bizleri israftan, riyadan ve gösterişten uzak, Ramazan’ın hikmetine uygun bir bilinçle yaşamayı nasip etsin. Sofralarımız bereketlensin ama asla başkalarının ekmeğine göz dikilen değil, paylaşıldıkça çoğalan sofralar olsun.

 

Her şeyden önce sağlık, sonra israftan ve günahtan uzak, selam, dua ve muhabbetle kalın.

The post İsraf ve Gösteriş Gölgesinde Kaybolan Ramazan Ruhu first appeared on Hollanda Haberleri.

Makalenin tamamını oku