İstiklal Marşı

1 saat önce 13

 

Öncelikle yazıma Ramazan Bayramı’yla başlamak isterim.

Sevgili okurlar, Müslümanlar, bu toprağın insanları, bu evrenin bilinçli tozları…

Ramazan Bayramınız kutlu olsun.

Ama bu kez bayramı, şu bildiğimiz şekerler, tatlılar, tatil telaşları içinde değil; daha derin, daha insanca, daha “olması gerektiği gibi” özlemle karşılayalım.

Düşünelim ki; sevap dediğimiz şey artık bir deftere işlenmek için bekleyen bir çizik değil, insanın içini ferahlatan bir nefes olsun. Açlık, sadece mideyi boş olanın değil, umudu boş olanın da çektiği bir acı olmaktan çıksın. Yoksulluk, bir başkasının alnına muhtaç eden utanç değil, dayanışmanın en asil sebebi olsun.

Ve zalimler… Ah zalimler…

Onlar ki sofralarımızdan, dualarımızdan, gönlümüzden, adalet diye yükselen o ortak sese sığmayan ne varsa hepsinden silinip gitsin. Caniler, mazlumun ahıyla beslenen o karanlık varlıklar, tarihin karanlık bir dipnotuna çekilsin. Öyle bir dipnot ki, bir daha asla okunmasın, bir daha asla hatırlanmasın.

Ve haksız yere tutsak olan, hapishanelerde çürütülenler bir an evvel özgürlüklerine kavuşsun. Bu zulmü yapanları yüce Allah’a havale ediyorum; en iyisini O bilir.

İşte o zaman bayram, bir takvime sıkışmış gün olmaktan çıkar. İnsanlığın ortak nefes alış olur. Bugün, yarın, her daim… “Bayram” sadece Müslümanların değil, iyiliğin dilde, her inançta, her coğrafyada karşılık bulduğu o evrensel an adı olur.

O güne dek, bu bayramın şu kırılgan ama umut dolu tebessümü, o güne dair atılmış bir adım olsun.

Bayramınız, insanlığın barışın bayramı olsun.

Ve bu güzel bayram arifesinde bu yazımı kaleme aldım. Türkler hainler ve işgalcilerin etkisiyle en değerli değerlerinden vatanımız, milletimiz, bayrağımız, dinimiz, dilimiz, cumhuriyetimiz ve İstiklal Marşımızı nasıl kazandığımızı bu günlerde unutmuş görünüyor.

Bu değerlerimiz gün geçtikçe içerden ve dışardan saldırıya uğruyor; yıpratılmaya, değersizleştirilmeye çalışılıyor.

Bu durum vatanını seven ben gibi herkesi rahatsız ediyor. Bunun için kendimce elimden geldiğince bu konuyu siz değerli okurlarıma yazmak istedim.

Evet, bizler yazmazsak da kim yazacak? Bu saldırılara susmak, bu hainliğe, bu kötülüğe ortak olmaktır.

Son günlerde art arda gelen haberler, zihnimizde derin yaralar açıyor. Önce Karaman’da İstiklal Marşı’nın tiyatro bölümünde, içeride tek bir Arap kökenli kişi olmamasına rağmen Türklere Arapça okutulması, ardından Edirne’de Lalapaşa Kaymakamı tarafından Türk öğrencilere Arapça yazılmış İstiklal Marşı’nın hediye edilmesi…

Bu iki olay, tesadüf olmaktan çok öte, bir zihniyetin tezahürü olarak karşımızda duruyor. Sanki bir Arap ülkesinde yaşıyoruz ya da ülkemizde sadece Arapça bilen vatandaşlar var da biz bilmiyoruz.

Mehmet oğlu Mehmet, kulaklarını aç da duy:

Yurdunda Arap sevdalıları, kendi İstiklal Marşı’nı Arapça okur.

Karamanoğlu Mehmet Bey’in 1277’de “Şimden gerü hiç kimse kapuda ve divanda ve mecliste ve seyranda Türki dilinden gayrı dil söylemeye” diyerek Türkçeyi resmi dil ilan ettiği bu aziz topraklarda, dilimizin bağımsızlığına vurulan bu pranga, sadece bir ihmal değil, tarihi bir sorumsuzluktur.

İstiklal Marşı, Mehmet Akif Ersoy’un “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın” dediği o kutsal metin, Türk milletinin bağımsızlık mücadelesinin ruhudur. “Korkma!” diye başlayan bu destan, ürkek yüreklerin, dilsiz dudakların harcı değildir. Onu başka bir dilin fonetiğine, başka bir kültürün kalıplarına hapsetmek, “medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar”ın sofrasına bu milletin kimliğini meze yapmaktır.

Türkçenin ana yurt nidasını susturmak isterler. Duyun ey ahali, duyun! Cesaretleri yok bu ihanetin arkasında durmaya, küçükten küçüğe başlarlar.

O yüzden masum yavrularımızı kullanırlar korkakça.

Dilini kaybeden, dinini de muhafaza edemez. Dilini kaybeden, vatanını da savunamaz. Dilini kaybeden, “Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklal!” diyemez.

Bu sözü maalesef Hollanda Karamanlılar Federasyonu Başkanı Zekeriya Arslan kendi sosyal medyasında kullandı, okul yönetimini alkışlayarak kutladı. Zekeriya beyi tanırım memleketi Kılbasan kasabasında Yörük göçmene Arapça istiklal marşını tiyatroda okunmasını hangi gerekçeyle kutladı hiç anlamadım.

Bu arada hakkını teslim etmek gerekirse, Kuşaktan Kuşağa Türkçe Vakfı konuyla ilgili yazılı bir açıklama yayımladı. Vakıf Başkanı Fehmi Uzun’la önce konuştuk; kendisi büyütülmemesi gerektiğini düşünüyordu ama aklıselim davranarak oturduğu koltuğun gereğini yaptı ve bu çirkin olayı kınayarak Türkçe Vakfı’nın yapması gerekeni yerine getirdi.

Değerli okur, mesele sadece bir yabancı dil meselesi değildir. Mesele, binlerce yıllık Türk varlığının, belki kefensiz vatan şehidinin kemiklerinin sızlaması meselesidir.

Mesele, “Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım” diyen bir ruhu, başka bir dilin kalıplarına hapsederek hürriyetine pranga vurmak, o dili yok saymaktır.

Elbette vatanını, bayrağını ve İstiklal Marşı’nı savunan bu milletin evlatları var. Örneğin Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay’ın dediği gibi, “Karaman’daki olayın ardından ortaya çıkan örnekler, yasaların münferit olmadığını gösteriyor.” Bu kaymakamın Arapça hediyesi, aynı zamanda iktidarın da zihniyetidir. İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu’nun ifadesiyle, “Bu tam bir dalalet halidir ve sapkınlıktır.”

Oysa biz biliriz ki din Tanrı’nın, dil milletindir. Tanrı’ya giden yol Türkçeyle de parlar. Yürek ki hürse, söz bilincin toprağında yeşerir.

“Ruhun şad olsun Akif” diyoruz ama ruhuna eziyet ediyoruz. O marş ki, hilalin altında tek bir ağızdan, öz dilimizle haykırıldığında asırları titretiyor. Onu Arapçanın ya da başka bir lisanın fonetiğine kurban etmek, bu milletin istiklal ruhuna ihanettir.

Türk olmayan Türkçeden rahatsız olur. Çünkü Türkçe, hür aklın ve imanlı vicdanın sesidir.

Karamanoğlu Mehmet Bey, bugün fermanını yeniden yazsaydı, izin verilen o kürsülere çıkıp haykırırdı: Bu topraklar Türkçenin payitahtıdır. Al sancağın gölgesinde makam sahibi olan herkes, önce bu dilin, bu kültürün, bu milletin emanetçisi olduğunu hatırlamalıdır.

“Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal!” diyorsak eğer, o kutsal metni aslına, Türkçenin başkentine, Karaman’ın tertemiz çocuklarının şerefli ağzına iade etmeliyiz. Garip’in âfâki değil, Türk’ün insanıdır bizi biz yapan.

Siyasi rüzgârlardan, geçici heveslerden, yabancı hayranlığından korkun; ama öz Türkçeden korkmayın. Çünkü bu marş, “Korkma!” diye başlar ve korkanların değil, inananların marşıdır.

Elbette Türkiye sahipsiz değildir. Bu millet, diline, dinine, bayrağına, istiklaline sahip çıkacak kadar şuurlu evlatlara sahiptir. Yeter ki susmayalım, yeter ki sessiz kalmayalım. Çünkü Karaman’ın taşı dile gelmiş, sıra bizde…

Tekrar Ramazan Bayramınızı en içten dileklerimle kutlarım.

Eğer vatanına, diline, dinine, milletine, bayrağına ve İstiklal Marşı’na sahip çıkmazsan, hiçbir bayramı kutlayacak, hiçbir değerin kalmaz. Onun için sahip çık ki korunasın ve nice bayramlar görelim.

Sevgiyle, inadına umutla, barış içinde değerlerini koruyarak kal…

The post İstiklal Marşı first appeared on Hollanda Haberleri.

Makalenin tamamını oku