Bazı gidişler yalnızca bir insanın eksilmesi değildir.
Bazen bir kütüphane susar.
Bazen bir şehrin hafızasından koca bir sayfa kopar.
İlber Ortaylı’nın vefatı da işte böyle bir eksiliş bıraktı geride. Türkiye’nin entelektüel atlasında koca bir kıta sular altında kalmış gibi…
Artık o gür ses, o keskin zeka ve o akılsal bakış; yalnızca raflardaki kitapların arasında ve hafızalarımızdaki hüzünlü bir yankı olarak yaşayacak.
Zihnim beni ister istemez 20’li yaşlarıma, üniversite yıllarıma götürüyor.
Henüz yolun başında, dünyayı anlamaya çalışan genç bir öğrenciydim.
Bir gün İlber Hoca’nın konuk olacağı bir konferansın organizasyon ekibindeydim.
Kaderin zarif bir dokunuşu olsa gerek; kendimi onunla aynı yemek masasında, o büyük sohbetin tam ortasında buldum.
O gün hissettiğim “şanslılık”, yalnızca büyük bir tarihçiye yakın oturmanın heyecanı değildi.
Karşımda; bir yudum suyun hikayesini bile Orta Asya’dan Viyana’ya bağlayabilen, bilgiyi bir mücevher gibi taşıyan gerçek bir bilgin vardı.
Her cümlesi masaya yeni bir ışık bırakıyordu.
O masada yalnızca yemek yenmedi.
Bir merakın, bir üslubun ve en önemlisi entelektüel bir haysiyetin nasıl taşınması gerektiğini öğrendik.
Benim için o günün hatırası, yıllar sonra bile yönümü gösteren bir pusula gibi kaldı.
Onun çok tartışılan “cahil” çıkışlarını bugün daha iyi anlıyorum.
Bu sözler kibirden değil, bu topraklara duyduğu derin sevgiden doğuyordu.
Vasatlığın yüceltildiği, sığlığın alkışlandığı bir çağda o, tek başına bir barikat gibiydi.
Bizi küçümsemiyordu.
Bizi sığ suların rehavetinden uyandırmaya çalışıyordu.
Bize şunu hatırlattı:
• Bir dil bilmek dünyayı anlamaktır.
• Arşivler bir milletin hafızasıdır.
• Bir şehre bakmak yetmez; o şehrin bin yıllık fısıltısını duymak gerekir.
İlber Ortaylı’yı anlamak, aslında bir medeniyet köprüsünü anlamaktır.
O, bir imparatorluğun mirasını Cumhuriyet’in aydınlık yüzüyle birlikte taşıyabilen nadir zihinlerden biriydi.
Geçmişi bugünün sırtına yük yapanlardan değildi.
Onu geleceği kuracak bir onur nişanı olarak görürdü.
Şimdi tarih kokan sokaklardan Topkapı Sarayı’nın revaklarına uzanan o geniş entelektüel yolculuk hüzünle sona erdi.
Onu uğurlarken elimizde kalan yalnızca onlarca kitap değil;
Bitmeyen bir öğrenme tutkusu,
merakın hiç sönmemesi gerektiğini hatırlatan bir miras
ve “bilmiyorum” demenin o soylu erdemi…
Hocam…
O masadaki sohbetin üzerine bıraktığınız ışık hiç sönmeyecek.
Hafızamız sizinle biraz daha zenginleşti.
Gidişinizle ise biraz daha yetim kaldı.
Toprak sizi incitmesin büyük usta.
Ama biliyoruz ki bazı insanlar gerçekten ölmez.
İlber Ortaylı da onlardan biri.
Çünkü bazı insanlar bir ömür değil,
bir medeniyet kadar yaşar.
Özlem Ok
The post İlber Ortaylı’nın Ardından first appeared on Hollanda Haberleri.

3 gün önce
79













Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·