Memleketin nabzı artık acı olaylarla atıyor. Okullarda yaşanan saldırılar, yitirilen çocuklar… Bunlar ne “tekil vaka” ne de geçiştirilecek haberler. Aksine, içinde bulunduğumuz hâlin en çıplak göstergeleri.
Bir hafta içinde iki ayrı okuldan gelen şiddet haberleriyle birlikte düşününce, mesele daha da berraklaşıyor. Okulu, eğitimi, gençliği ayrıca konuşmak gerekiyor. Ama önce şu soruyu dürüstçe soralım: Çocuklar bu dili nereden öğreniyor?
Sokakta tahammül azaldı, trafikte öfke sıradanlaştı. Televizyonda gürültü, sosyal medyada ölçüsüzlük hâkim. Meclis kürsüsünde bile kavgalar olağanlaştı. Böyle bir iklimde büyüyen çocuklardan sükûnet beklemek, en hafif ifadeyle iyimserliktir.
Sosyal medyada herhangi bir paylaşımın altına bakmak yeterli: Küfür sıradan, hakaret olağan. Herkes yargıç, herkes cellat. Bu dil kendiliğinden ortaya çıkmıyor; yukarıdan aşağıya doğru yayılıyor. Siyasetin dili sertleştikçe, toplumun dili de kabalaşıyor.
İktidarın da muhalefetin de eleştiriye tahammülü sınırlı. Gazeteciler kolaylıkla hedef hâline getirilebiliyor, ardından linç geliyor. Sonra kürsülerden “özgür basın” sözleri yükseliyor. Söz ile gerçek arasındaki mesafe giderek açılıyor.
Hastanede doktora, okulda öğretmene yönelen şiddet artık istisna değil. Bu, bireysel öfke patlamalarının ötesinde, yerleşmiş bir kültürün sonucu.
Medya da bu iklimin dışında değil. Kavga ve gerilim, neredeyse her içeriğin ana unsuru hâline gelmiş durumda. Oysa bir zamanlar daha sakin, daha insani hikâyeler de anlatılabiliyordu. Ne çoğaltılırsa, toplum biraz ona benziyor.
Geçtiğimiz günlerde Ankara’da yaşanan bir olay, bu ruh hâlini tek başına özetliyor: Şehitler anısına ücretsiz dağıtılan elmaların etrafında kavga çıkıyor. Bir iyiliğin bile huzurla paylaşılamadığı bir noktadayız. “Elma kuyruğunda kavga” ifadesi, bu dönemin kısa ama çarpıcı bir özeti gibi.
Rakamlar da bu gidişatın tesadüf olmadığını gösteriyor. Türkiye’de suça karışan çocuk sayısı 2025 yılında 186.256 olarak kayda geçti. Bu, bir istatistikten çok bir uyarıdır.
Daha çarpıcı olanı ise sonrasıdır. Cezaevlerinde 4.500’ün üzerinde çocuk bulunuyor. Fransa’da yaklaşık 750, Almanya’da 830, İtalya’da ise 550 civarında… Türkiye’nin tablosu, sadece nüfusla açıklanamayacak kadar ağır.
Bu tabloya bakarken bir gerçeği es geçmemek gerekir: Bir ülkeyi çeyrek asra yakın süredir tek başına yöneten bir iktidar varsa, ortaya çıkan manzaranın sorumluluğundan da kaçamaz. Yirmi dört yılın sonunda tablo iyileşmek yerine kötüleşiyorsa, burada dönüp bakılması gereken yer bellidir. Her iktidar, kendi döneminin aynasında görünür.
Ama mesele sadece iktidarla sınırlı da değil. Söz söyleme gücü olan herkes, kurduğu dilin sonuçlarını taşır. Çünkü çocuklar bu toplumun aynasıdır. Büyüklerin kavga ettiği, hakaretin sıradanlaştığı, linç kültürünün normalleştiği bir yerde çocuklardan başka türlü davranmalarını beklemek gerçekçi değildir.
Şiddet kendiliğinden doğmaz; öğrenilir, meşrulaştırılır ve zamanla sıradanlaşır.
Elma kuyruğunda kavga eden bir toplum, aslında kendi içindeki çatlağı büyütüyordur. Ve o çatlak derinleştikçe, en çok çocuklar düşer içine.
Asıl tehlike şiddetin artık istisna olmaması, linç ve öfke kültürünün gündelik hayatın olağan dili hâline gelmesidir.
The post Elma Kuyruğunda Kavga first appeared on Hollanda Haberleri.

3 hafta önce
63















Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·