Eğitim ve “Bakan”

2 hafta önce 43

 

Kahramanmaraş’tan gelen acı haber, birkaç satırla geçiştirilecek türden değildi. Aynı gün, aynı çatı altında çocuklar ve öğretmen hayatını kaybetti. Bir okulda… En güvenli olması gereken yerde. Bu, tek başına bir “olay” olarak anılamaz. Sayıların büyüklüğü sarsıcıdır; ama asıl mesele, böyle bir tablonun mümkün hâle gelmiş olmasıdır. Bir eğitim düzeni kendi içinde bu ihtimali üretebiliyorsa, artık konuşulan şey münferit bir hadise değil, doğrudan sistemin kendisidir.

 

 

Bu yüzden gözler yine Milli Eğitim Bakanı’na çevrildi. Bu ülkede artık kimse istifa beklemiyor; o eşik geçildi. Ama insan yine de bir cümle arıyor. Kısa, sade, doğrudan bir cümle. Bir yüzleşme ihtimali…

 

 

Açıklama geldi. Okulların “risk kategorilerine” ayrıldığını öğrendik.

 

Demek ki artık okullar var, bir de “riskli okullar”.

 

Bir kavram bazen her şeyi ele verir. Bu da öyle. Çünkü okul dediğiniz yer, çocuğun ilk kamusal alanıdır. Güven duymayı, birlikte yaşamayı, sınırı ve sorumluluğu orada öğrenir. Siz o alanı “riskli” diye tarif etmeye başladığınızda, aslında onu terk etmiş olursunuz.

 

Sorunu tanımlamakla kalmaz, ona alışmanın da yolunu açarsınız.

 

Sonrası teknik iştir: Kapıya polis koyarsınız. Ama mesele teknik değildir. Tam da bu yüzden, tartışma hızla başka bir yere kayar. Suçlu aranır, bulunur da: aileler, diziler, bireyler… Sistem ise yine görünmez olur.

 

Oysa ortada yeni bir durum yok. Yıllardır eğitim değiştiriliyor. Müfredat değişiyor, sınav değişiyor, okul türleri değişiyor. Değişmeyen tek şey, yön duygusunun kaybı. Eğitim dediğimiz şey, geleceği kuran bir alan olmaktan çıktı; sürekli yenilenen ama bir türlü tamamlanamayan bir inşaata dönüştü.

 

Bu yönsüzlük, en açık hâliyle neyin değerli sayıldığı sorusunda ortaya çıkıyor. Bir tarafta, bilimsel ölçütlerle açıklanması zor projelere açılan alan; yağmur duasının teolojik ve sosyolojik incelemesine teşvik verilebildiği bir zemin…

 

Öte tarafta, diyabet hastalarının iyileşmeyen yaralarına çözüm arayan bir öğrencinin geliştirdiği projenin değerlendirmeye dahi alınmaması… Ve o projenin, başka bir ülkede, 54 ülkenin katıldığı bir yarışmada birincilik elde etmesi…

 

Bu bir çelişki değil. Bir tercihin sonucu.

 

Eğitim politikası dediğiniz şey, tam da burada başlar. Neyi öne çıkarırsınız, neyi geri bırakırsınız… Bilimi mi, emeği mi, liyakati mi? Yoksa görünürlüğü mü, sadakati mi? Bu soruya verilen cevap belirsizse, ortaya çıkan tablo da belirsiz olur.

 

Bugün karşımıza çıkan manzara, tek tek olaylarla açıklanamaz. Suça sürüklenen çocuklar, okuldan kopan gençler… Bunlar birer istatistik değil; uzun bir sürecin birikimidir.

 

Çözüm karmaşık değil; ama kolay da değil. Çünkü mesele teknik değil, zihniyet meselesidir. Okulu yeniden tanımlamak, öğretmeni yeniden merkeze koymak, eğitimi çağın dışına savrulan eğilimlerden kurtarmak ve müfredatı akıl ile bilimle yeniden kurmak gerekir.

 

Unutulan şey basit: Okul, güvenlik başlığıyla anılmaya başladığı anda, eğitim çoktan geri çekilmiştir.

Geriye ne kalır?

Duvarlar. Ve kapıda bekleyenler.

The post Eğitim ve “Bakan” first appeared on Hollanda Haberleri.

Makalenin tamamını oku