Önce dibimizi oydular! yazısı ilk önce Ufuk Media üzerinde ortaya çıktı.
Önce dibimizi oydular!
Evet, aynen öyle; önce dibimizi oydular, şimdi de üflüyorlar. Ve devam ediyorlar oymaya ve üflemeye. Sürünüyorsun sonra yerlerde, bir dal, bir yaprak misali. Bununla yetiniyorlar mı?
Yok, hayır!
Üzerine basıyorlar, çiğniyorlar, döküyorlar, dikiyorlar. Oynuyorlar seninle yani!
Ne uğruna?
Makam, mevki; şan, şöhret; kadın, kız; mal, mülk; para, pul.
Âlimi, amiri, başkanı ya da bakanı; durmuyoruz bir türlü; şan, şöhret ve şehvetten uzak. Sonra da başımıza bir musibet geldiğinde yıllardır sorduğumuz o soruyu bir kez daha, bir kez daha soruyoruz kendimize. Bıkmadan, usanmadan, uslanmadan ve utanmadan: “Neden ve niye hep biz Müslümanlara oluyor bu olanlar?” diye.
ŞİMDİ BİR HİKÂYE
Sosyal medyada, internet ortamında dolaşan bir hikâye…
Bir davetçi anlatıyor (aynı zamanda bir caminin imamı): “Ben camide imamlık yapıyorum, ders veriyorum. Sürekli dikkatimi çeken bir durum vardı: Bir adam geliyor, camide bir köşeye oturuyor ve hüngür hüngür ağlıyor. Belli ki derdi, sıkıntısı var. Ben de merak ettim ve gidip kendisiyle konuşmak istedim.”
Adam anlatmış ve demiş ki: “Ben minibüs şoförüyüm. Normalde benim mesleğim minibüs şoförlüğüdür. Bir minibüsüm vardı. İşimiz de çok güzeldi, çok da güzel para kazanıyorduk. Fakat bir gün akrabalarım gelip bana dediler ki: ‘Bankalar kredi veriyorlar, bankalardan kredi al; sonra o aldığın krediyle birkaç tane daha minibüs al, onları da çalıştır.’ Başta dedim ki: ‘Faiz haramdır. Nasıl bir Müslüman faizle minibüs alır?’ Sonra para tatlı geldi, dünya tatlı geldi. İnsanların baskısı da galebe çaldı. Gittim,” diyor, “kredi çektim ve 3-4 tane daha minibüs aldım.”
Minibüs üstüne minibüs, minibüs üstüne minibüs… Artık paranın haddi hesabı yok. Ancak vergi ağır gelmiş. Adam, vergiden kurtulmak için bir yerden sonra mallarını; bir kısmını kız kardeşinin üzerine, bir kısmını diğer kız kardeşinin üzerine, bir kısmını eniştesinin üzerine, bir kısmını hanımının üzerine, bir kısmını da çocuklarının üzerine yapmış. Yeni gelenleri de hep başkalarının üzerine yapıyor.
Demiş ki, kendisi anlatıyor: Şimdi faiz almış, vicdanı da sızlıyor ya… “Bir gün kendi kendime düşündüm ve dedim ki: ‘Eğer o ayet doğru olsaydı…’ -Hani ‘Faiz yiyenler Allah’a (cc) ve Resulüne (sav) harp ilan etsin’ ayeti var ya, o ayetten bahsediyor.- ‘Ben bu kadar faiz yedim, hani Allah bana harp falan ilan etmedi.’” Yani adam, vicdanını rahatlatmak için Allah’ın azabını inkâr etmeye başlamış. “ Yani o ayet doğru olsaydı, Allah herhâlde bana da bir musibet, bir ceza gönderirdi; bu kadar faiz yedim,” diyor.
Neyse, uzatmadan…
Adam o günlerden bir gün, alakasız bir mesele için doktora gitmiş. Doktor bundan üst üste tahliller isteyince adam bir şey olduğundan şüphelenmiş ve sormuş: “Hayırdır, bende bir sıkıntı mı var da bu kadar tahlil istiyorsunuz?” “Kanser bütün vücuduna yayılmış,” demiş doktor. “Muhtemelen çok da fazla ömrün kalmamış ama tedavi olabilirsin,” demiş.
Bu sefer adam, faizle kazandığı bütün malları tek tek satmaya başlamış.
Sonra kardeşleri ve üzerine mal yaptığı insanlar bakmışlar ki bu bütün malları satacak… Önce birinci kız kardeşi: “Bu araba senin değil ki,” demiş, “Bu araba bizim. Var mı şahidin, delilin, arabanın sana ait olduğuna dair?” Sonra ikinci kardeş, sonra üçüncü, sonra dördüncü… En son hanımına demiş ki: “Bu içinde oturduğumuz evi satmamız lazım, tedavi için param kalmadı.” Kadın demiş ki: “Vallahi bey, sen bütün malı varı yoğu sattın. Muhtemelen de öleceksin zaten. Sen ölürsen en azından bize bir şey kalsın, biz çocuklarla ortada kalmayalım.” Evde kadının üzerine; “Evi vermiyorum,” demiş.
Adam şimdi diyor ki, bu olayları yaşadıktan sonra:
“Allah beni öyle bir cezalandırdı ki! Şu anda ilaç alacak param yok. İnsanlara gidiyorum, ilaç almak için yardım istiyorum; düne kadar iyilik yaptığım insanlar bugün beni tanımıyorlar.”
Yani kısacası:
İNSAN AZMAMALI
Çünkü Allah (cc) bir öfkeye geldi mi, hiç kimse öfkesinin karşısında duramaz! O’nun öfkesi insanların öfkesine benzemez. Allah’ın kabzasından kurtulmaya güç yetirecek hiç kimse yoktur.
Bu hikâyeden yola çıkarak diyorum ki gücüm yettiğince: Azmayalım; azarsak azalırız. Uyanık olalım. Müslümanların kalbine açılan yaralara sessiz kalmayalım mesela; Mescid-i Aksa örneğinde olduğu gibi. Nasıl oydular yıllarca ilk kıblemizin dibini, nasıl eştiler o tünelleri… Ve bizler nasıl oldu da yıllarca sessiz kalabildik? Utanalım biraz olanlardan ve kendimizden, sıkılalım. Korkalım Allah’ın öfkesinden ve gazabından. Peygamber Efendimiz orada göğe yükselmişti; bu gidişle biz yerin dibine gireceğiz.
Unutmayın!
Üç kutsal mescitten birisi orası ve bu sadece bir örnek. Bakın şimdi: salgın sonrası savaş ve kıtlık. Ayrıca şu tarihe dikkat: 6 Aralık 1917’de Osmanlı mağlup olup Kudüs’ten ayrılmıştı. 6 Aralık 2017’de, yani tam 100 yıl sonra, yarım kalan hesaplarını tamamlamak için düğmeye bastılar.
Dizilerle ve filmlerle bilinçaltımıza giriyorlar mesela ve dibimizi oymaya devam ediyorlar. Farklı şekillerle ve farklı metodlarla morfinliyorlar bizi ve uyutuyorlar. İstiyorlar ki Müslümanların işi gücü bunlar olsun. Veremeyiz bunun hesabını sonra.
Bakın, her ama her şeyi denediler; ancak unutkanlığımız ve suskunluğumuz kadar bir zararı hiçbir zaman veremediler bize. O yüzden uyutup unutturmak için her şeyi deniyorlar.
Tam da bu yüzden unutma.
Tam da bu yüzden sorumlu ol, dertlen, tasalan.
Sorumsuzluk sana yakışmaz.
Tam da bu yüzden uyuma, uyan.
Ya artık uyan, ya da bir ömür boyu kendinden ve Müslümanlığından utan.
Vesselam.

2 saat önce
16













Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·