Deniz Olmayan Yozgat’ta,
Ben Yozgatlı’nın Deniz Hasreti Sokağa Vurdu:
“Denizsiz Yaşayamam!”
Değerli okurlarım,
Öncelikle herkese beden ve ruh sağlığı diliyorum. Bu bağlamda, ara ara kendimi ödüllendiriyorum.
İç Anadolu’nun denizle hiçbir bağlantısı olmayan, “denizsiz yaşayamam” diyen Yozgatlı biri olarak, geçtiğimiz hafta vatanımda kendimi şımartarak bir tatil organize ettim.
Önce dünyanın en güzel şehri olan İstanbul’a gittim. Peygamber Efendimiz’in hadis-i şerifinde “Elbette fethedilecektir. Onu fetheden komutan, onu fetheden askerler ne güzel askerlerdir” buyurduğu bu şehirde Fatih Sultan Mehmet’in ve daha sonra İngilizlerin işgaline son veren ikinci Fetih’in kahramanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şehrinde üç günü dolu dolu geçirdim.
Devamında ise bir başka cennet köşeye, Balıkesir’in Altınoluk beldesine gittim.
Doğasıyla, deniziyle, havasıyla ve insanıyla cenneti andıran bir beldemiz. Sezonu açacak bir cengaver bekliyorlarmış. Deniz çocuğu bir Yozgatlı olarak, “Biraz su soğuk” diyen Altınoluklulara kendimi seve seve feda ettim. Ve Ege’nin o mis gibi berrak evet, biraz serin sularına kendimi bıraktım. Herkese tavsiye ederim; ömrünüze birkaç yıl ekleyecek bu beldede yaz kış denize girmelisiniz.
Peki, tüm bu güzelliklerin ortasında dünyada neler oluyor?
Tabii ki herkesin malumu, anavatanımdaki durum hiç iç açıcı değil. Tek kelimeyle uzun bir ‘ahhhh’ çekip, bu güzel kutsal vatana, aziz millete bu yoksulluğu, bu zulmü ve bu adaletsizlikleri layık görenleri Allah bildiği gibi etsin diyorum. Yanı başımızdaki, bizi de yakından ilgilendiren İran savaşıyla devam etmek istiyorum.
Kibir, Öngörüsüzlük ve Haddisizlik
Kibir ve öngörüsüzlüğün bir ülkeyi nasıl felakete sürükleyebileceğini gösteren bir yazıyı, The Guardian gazetesinin başarılı kalemlerinden Nesrine Malik’in bakış açısıyla aktarmak istiyorum.
Malik’e göre, Trump’ın Epstein baskısıyla Netanyahu’nun kayığına binip İran’a karşı başlattığı savaş, anlamadığı bir düşmanla karşı karşıya olduğu için altıncı haftasına girmiş durumda. Başlangıçta “hassas ve ezici bir askerî kampanya” olarak tasarlanan operasyon, ne hassas ne de ezici oldu. Hürmüz Boğazı kapandı, Körfez ülkeleri İran saldırılarıyla sarsıldı, ne rejim çöktü ne de halk ayaklandı. Dünya ekonomisi tepetaklak oldu.
Malik’in tespitlerine göre ABD’nin İran’a yönelik askerî müdahalesi, hiçbir hedefe ulaşamadan altıncı haftasını geride bırakıyor. Savaşın başında öngörülen “hassas, ezici askerî kampanya” ve “rejimin halk tarafından devrileceği” senaryolarının hiçbiri gerçekleşmedi. Bunun yerine Basra Körfezi ülkeleri İran saldırılarıyla sarsıldı, Hürmüz Boğazı kapanma noktasına geldi, ABD müttefiklerinden beklediği desteği alamadı.
Peki ya temel sorun? Malik bunu açıkça “kibir” ve “İran’ı tanımamak” olarak tanımlıyor. Ve üç temel yanlış hesabı sıralıyor:
Birincisi, asimetrik savaş kapasitesinin hafife alınması. İran, ezici bir konvansiyonel güce sahip olmasa da ucuz insansız hava araçları ve füzelerle Körfez’de günlük hayatı felç edebiliyor. Enerji tesislerini vurup küresel ekonomiyi sarsabiliyor.
İkincisi, İran’ın en değerli silahı olan Hürmüz Boğazı’nı kapatma ihtimalinin göz ardı edilmesi. Bu hamle, savaşın maliyetini anında küresel boyuta taşıyor.
Üçüncüsü ve belki de en trajik olanı, halkın ayaklanacağı varsayımı. Malik’in dediği gibi: Bombardıman altındaki bir ülkede insanların sokaklara dökülmesini beklemek, binlerce yıllık devlet geleneğini ve İran halkının emperyalistlerin maskarası olmadığını bilmemek safdilliktir. Hele ki daha birkaç ay önce göstericileri katleden, halka zulmeden bir rejimden bahsediyorken. Dış saldırı altında kamuoyu neredeyse her zaman rejimin arkasında birleşir. İranlılar Irak, Suriye ve Libyalılara benzemez; asil bir halk olduklarını, kendi içindeki sorunlarını emperyalistlere ve Siyonistlere bırakmayacak kadar haysiyetli bir toplum olduklarını göstermişlerdir.
Sonuç olarak Nesrine Malik’in vurguladığı gibi: Kibir, yalnızca düşmanı küçümsemek değil, aynı zamanda tarihin ve coğrafyanın temel gerçeklerini görmemektir. Ve bedelini ödeyen her zaman en savunmasız olanlar olur.
İslamabad’da Umutlar Söndü: Hürmüz Hâlâ Kilitli
Pakistan’ın arabuluculuğuyla savaşın 39. gününde taraflar iki haftalık bir ateşkes için anlaşmıştı. Ne yazık ki bu umut kısa sürdü. Kanla beslenen İsrail, ateşkese rağmen Lübnan’a saldırdı ve bu güne kadar 2000’den fazla masumun kanına girdi. İran da buna tepki olarak Hürmüz Boğazı’nı kapattı. Dünya yine diken üstünde.
Tüm gözler, ateşkesi kalıcı hale getirmesi beklenen İslamabad görüşmelerine çevrilmişti. Ancak dün gece gelen haberler umutları söndürdü. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ile İran heyeti arasında Pakistan’ın başkentinde tam 21 saat süren doğrudan müzakereler, anlaşma sağlanamadan sona erdi.
Peki, nerede takıldı ipler?
Edinilen bilgilere göre iki kritik konuda ve bir de görüşmelerde öne çıkmayan ancak kritik olan İsrail’in Lübnan saldırıları konusunda taraflar uzlaşamadı: Hürmüz Boğazı’nın statüsü ve yeniden açılması, İran’daki nükleer materyallerin ülke dışına çıkarılması ve İsrail’in Lübnan saldırılarının durdurulması. İran devlet televizyonunun duyurusuna göre, Tahran heyeti çeşitli girişimlerle ABD tarafını ortak bir çerçeveye yönlendirmeye çalıştı, ancak ABD’nin “aşırı talepleri” buna engel oldu.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, görüşmelerin güvensizlik ortamında geçtiğini belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:
“Tek bir oturumda anlaşmaya varmayı beklemememiz normal. İran, Pakistan ve bölgedeki diğer dostlarıyla temaslarını sürdürecek.”
Ne yazık ki bu tablo, kısa vadede barışın pek mümkün olmadığını gösteriyor. Hürmüz Boğazı kapalı kaldıkça dünya ekonomisi ve aşırı kırılgan Türkiye ekonomisi kanamaya devam edecek. Ve bu kana susamış yönetimler değişmedikçe, ateşkeslerin de geçici olmaktan öteye gideceğini sanmıyorum.
Sağlıkla, adaletli, vicdanlı ve barış içinde kalın.
Mustafa Özcan
The post DENİZSİZ YAŞAYAMAM!! first appeared on Hollanda Haberleri.

2 gün önce
108












Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·