Hayat, çoğu zaman birinin size ne söylediğiyle değil, size ne yaptığıyla şekillenir. İnsan, en büyük yanılgılarını güzel cümlelere inanarak yaşar; en ağır gerçeklerle ise ancak davranışlar aracılığıyla yüzleşir.
Kanuni Sultan Süleyman ile Pargalı İbrahim Paşa arasındaki o sarsılmaz görünen ilişki, bu gerçeğin tarihteki en görkemli ama bir o kadar da trajik örneklerinden biridir.
Bir zamanlar aynı hayalin içinde yürüyen bu iki genç adam, güç henüz aralarına girmemişken ve dostlukları henüz kirlenmemişken o meşhur ve sade cümleyi kurmuşlardı: “Baharda Manisa’ya gidelim hünkarım…”
Bu cümle onlar için sadece basit bir gezi planı ya da bir rota tercihi değildi. Aslında geri dönülebilecek bir zamanın, her ne pahasına olursa olsun korunabileceğine inanılan bir bağın naif bir ifadesiydi. Manisa, onlar için sadece bir şehir değil, masumiyetin saklandığı bir mekandı.
Henüz kimsenin kimseyi tartmadığı, iktidar hesaplarının yapılmadığı o eşik, Pargalı İbrahim için yıllar geçse de sığınılacak bir liman olarak kaldı.
Makamlara yükseldikçe, belki de tam da o gücün ağırlığı altında ezildikçe, eski hukuklarına daha çok tutundu. Çünkü insan bazen en çok, kaybettiği saflığın bir gün geri döneceğine inanmak ister.
Ancak gözden kaçırılan acı bir gerçek vardı; zaman sadece ilerlemekle kalmaz, insanı da amansızca dönüştürür. Bazı ilişkiler, geçmişte kaldıkları o saf halleriyle bugünün ağırlığını taşıyamazlar.
Sultan Süleyman’ın İbrahim’e verdiği, “Ben hayatta olduğum sürece sana kimse dokunamaz” sözü, tarihe büyük bir güven nişanesi olarak geçmişti.
İbrahim bu söze, bu yıkılmaz sanılan kaleye tüm varlığıyla tutundu. Fakat o esnada başka bir şeyler oluyordu; bakışlar değişiyor, mesafeler artıyor ve o korkunç sessizlik her geçen gün daha da uzuyordu.
Söz hala oradaydı, yankılanıyordu ama davranışlar çoktan yön değiştirmişti. İnsan, inanmak istediği o tek bir cümleye odaklandığında, çevresinde olup biten gerçeği çoğu zaman ıskalar.
O meşhur iftar gecesinde, İbrahim Paşa saraya girerken bir dostun samimi davetine icabet ettiğini sanıyordu.
Oysa o kapıdan içeri giren artık sadece bir vezir-i azam değil, hükmü çoktan verilmiş bir yalnızlıktı. Çünkü büyük kararlar asla bir gecede alınmaz; davranışlar o kararın provasını çok önceden sessizce yapar.
Dikkatli bir göz için hiçbir son aslında ani değildir. Tarih, bu noktada sadece geçmişi anlatmakla kalmaz, insanın değişmeyen doğasını da önümüze koyar. Bu hikayeden çıkarılacak ders basit ama bir o kadar da serttir: Bir insanın ne söylediğine değil, size nasıl davrandığına bakın.
Sözler, insanın sadece olmak istediği kişiyi ve kurduğu hayalleri anlatır; davranışlar ise o kişinin aslında kim olduğunu tüm çıplaklığıyla ortaya koyar.
Sözler umut verirken, davranışlar gerçeğin kendisini yaşatır. Çoğu zaman insan gerçeği değil, umudu seçtiği için yanılır. Bu yüzden size sadece baharı vaat edenlere değil, hayatınıza gerçekten hangi mevsimi getirdiklerine bakın. Unutmayın ki insanın dili en güzel hayalleri kurabilir ama davranışları asla yalan söylemez.
The post Baharda Manisa’ya Gidelim Hünkarım first appeared on Hollanda Haberleri.

8 saat önce
65












Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·