Anavatan

1 hafta önce 75

Arkadaşım Mustafa… Annesinin rahatsızlığı nedeniyle apar topar Türkiye’ye gitmek zorunda kaldı. Günlerdir hastane koridorlarında, umutla bekleyişin o ağır sessizliğinde geçti zamanı. Biz de burada iyi haberlerini bekliyorduk.

5 Nisan Pazar günü, köy enstitülerinin aydınlanma mirasına dair bir söyleşiye gitmek üzere yola çıkmıştım. Köy enstitülü yazar Dursun Akçam’ın oğlu, araştırmacı, yazar Alper Akçam konuşacaktı. Tam yoldayken acı haber geldi: Mustafa annesini kaybetmişti.

Aradım. Ne söylenir ki böyle bir anda? İnsan teselli vermek için uzanır telefona ama çoğu zaman kendi sesi bile yabancı gelir. Kelimeler eksik kalır. Sustuk biraz. O suskunlukta anladık birbirimizi.

Söyleşiye girdim sonra. Söyleşinin başında kısa bir belgesel vardı. Köy enstitülerinin nasıl yoksul bir çocuğu alıp bir cumhuriyet aydınına dönüştürdüğünü anlatıyordu. Sade, etkileyici bir anlatı… İzlerken bir yandan da Mustafa’yı düşündüm. Çünkü onun babası, rahmetli Süleyman Taşdemir de o kuşağın öğretmenlerindendi. Isparta’nın bir köyünden çıkmış, bulunduğu yerde saygıyla anılan bir cumhuriyet öğretmeni…

Böyle bir çınarla ömür süren Zeynep teyze artık aramızda değildi.

Her kayıp acıdır, ama ana kaybı insanı başka bir yerden vurur. Çünkü anne, sadece herhangi bir yakınınız değildir; hayatın ta kendisidir biraz da. Daha ilk gözyaşımızla kurulur onunla bağımız. Damağımızdaki tatta, kulağımızdaki seste, içimizdeki güvende onun izi vardır. Düşeriz, kaldırır. Susarız, anlar.

Babayla çatıştığımız yaşlarda bile anneyle uzlaşırız. O, evin görünmeyen dengesi, sessiz arabulucusudur. En karanlık dönemlerden onun yumuşak sesiyle çıkarız.
Belki bu yüzden “vatan” dememişiz yalnızca; “anavatan” demişiz. Çünkü insan, en çok annesinde yurt bulur. Ve bilir ki nerede olursa olsun, eninde sonunda yine anavatanında huzur bulur.

Aklıma, çok sevdiğim Ahmet Erhan’ın Oğul şiirinden dizeler gelir:
“Anne ben geldim, ağdaki balık
Bardaktaki su kadar umarsızım
Dizlerin duruyor mu başımı koyacak?
Anne ben geldim, oğlun, hayırsızın…”
Şimdi gözümün önünde Zeynep teyzenin ördüğü hırkalar var. Mustafa’nın o hırkaları kimselere vermemek için nasıl direndiğini, o direndikçe bizim şaka yollu artan ısrarlarımızı hatırlıyorum…

Ama şimdi biliyorum… O hırkalar sadece bir giysi değil. Bir annenin elleriyle bıraktığı izdir. Sıcaklığıdır. Şefkatidir.

Zeynep teyze, gözün arkada kalmasın.
O hırkalar saracak oğlunu.
Ve onun yanında, her zaman olduğu gibi, dostları olacak.

The post Anavatan first appeared on Hollanda Haberleri.

Makalenin tamamını oku