DEMLİK
UZAYIP GİDEN MONOLOGLAR -4 –
ÖLÜM!…
Ölüm… Dudaklardan dökülürken iki hecelik bir kelime, yaşarken ise insanın içinde ki uçsuz bucaksız sonsuzluk… Ne tuhaf.
İnsan, sevdiği birinin öleceğini aklından geçiriyor da… Yine de olmuyor. Yani akıl bir yere kadar kabul ediyor ama kalp etmiyor. Kalbimiz “Birazdan telefon çalacak. Akşam bizde toplanıyoruz” diyecek diye umut ediyor. Ama olmuyor.
Biliyor musunuz ..İnsanın değer verdiği biri öldüğünde dünyada hiçbir şey tastamam olmuyor. Her şey yerli yerinde gibi ama hiçbir şey yerinde değil.
Bak mesela şu sandalye .Evet hep aynı yerde duruyor. Ama sen oturmayınca o sandalye artık sandalye değil.
İnsan en çok neye üzülüyor biliyor musunuz ? Söylenmemiş sözlere. Yarım kalan cümlelere. Söylenmemiş “özürlere”… Gereksiz yere uzatılmış küslüklere. “Sonra konuşuruz”lara … Sonra diye bir şey yokmuş meğer. Sonra, ölümün en sevdiği kelimeymiş.

“Dikkat et kendine.” Bu cümleyi ne çok kullanırız. Ama zamansız ölümlerin ardından, ne kadar sıradan, ne kadar ucuz bir cümle olduğunu anladım. İnsan sevdiği biriyle son kez konuştuğunu bilse… Daha büyük şeyler söylerdi. Daha derin. Daha çıplak.
Herkes “zamanla geçer” diyor. Geçmiyor. Sadece kabuk bağlıyor. İçindeki sızı aynı kalıyor. Ama insan hep yapacakmış gibi yaşıyor. Hep dayanacakmış gibi. Hep güçlüyüm gibi. Oysa güçlü olmak diye bir şey yokmuş. Alışmak varmış. O da güç değilmiş. Yaraya kabuk bağlatmakmış sadece.
Birde “Başın sağ olsun”lar var… Başımız sağ değil ki. Başımız eksik. Kalbimiz eksik.
Bir insan ölünce sadece kendisi gitmiyor. Onunla birlikte bir sürü şey ölüyor. Onun anıları. Onun bildiği hikâyeler. Onun yanında olduğun halin. Onunla yaşadığın ne varsa, O da onunla çekip gidiyor.
Unutmaktan korkuyorsun . Yaşanılan anıları, ağız dolusu gülmeleri, paylaşılan hüzünleri, sevinçleri her şeyi, ama her şeyi unutmaktan korkuyorsun .
Ölüm birden olmuyor aslında. Bir kere oluyor , evet . Ama sonra her gün biraz daha oluyor .
Ama şunu öğrendim… Sen tamamen kaybolmadın . Bir şarkının ortasında, Bir repliğin sahnede savruluşunda , rakı kadehinin kenarından süzülen izde, anason kokusunda varsın.
Kim bilir belki de ölüm, bir insanın görünmez olmasıdır sadece. Görünmez olmasan , seninle fısıltıyla içimden konuşurmuydum hiç. Bir karar verirken sana sormuyordum ?
Bir şeye gülerken “bunu görmeliydin” dermiydim?
Canım yanıyor mu? Evet.
İnsan sevdiğini toprağa değil, zamana gömüyormuş meğer. Ve zaman …Acımasız bir toprak.
Herkes “zamanla geçer” diyor . Geçmiyor . Şekil değiştiriyor . Başta yangın gibi . Sonra köz. Sonra da içten içe yanan bir şey.
Ama şunu fark ettim… Sen tamamen gitmedin.
Belki delilik bu. Belki de sevmenin son hâli.
Ama artık boş sandalye sadece sandalye değil. Bir hatıra, bir anı. Ve hatıralar ölmez.
İnsan sevdiğini kaybedince ikiye bölünüyor. Bir taraf yaşamaya devam ediyor. Diğer taraf o anın içinde kalıyor. Benim bir parçam hâlâ orada. O son anın içinde. Zamanın durduğu yerde.
Ama sana bir şey söyleyeyim mi? Biz yine de yaşayacağız . İnat olsun diye değil.
Unutmak için değil. Sana rağmen hiç değil. Senin payına düşen hayatı da taşıyabilmek için yaşayacağız .
Çünkü sen yaşasaydın , bizim de yaşamamızı isterdin. Gülmemizi. Yemek yememizi. Rakı içmemizi. Yeni insanlarla tanışmamızı.
Belki de sevmenin en zor tarafı bu: Ölenin ardından yaşamaya devam etmek.
Bak… Şu boş sandalye artık boş değil. Sen ve anılarınla dolu.
Canım yanıyor mu? Evet.
Sen de ölmedin aslında . Şekil değiştirdin. Anı oldun. Ses oldun. İçimizde bir yer oldun.
Ve biz… Seni her hatırladığımız da biraz daha insan oluyoruz . Ve ölümün sevginin sonu değil. Sevginin sınavı olduğunu anlıyoruz . Seni seviyoruz.
Ve bu sevgi, Toprağın bile örtemeyeceği kadar derin.
Şerefe… Bu hayata yarım kalan bütün cümlelerimize.
Not:25 Şubat’ta kaybettiğimiz sevgili Şenay’ımızın anısına.
The post UZAYIP GİDEN MONOLOGLAR -4 – ÖLÜM!… first appeared on Hollanda Haberleri.

1 saat önce
18












Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·