“ İnsanın Kendisiyle İmtihanı “
“Gururlanmak neden hoşumuza gider?”,
“Utanmak kötü bir şey midir?”,
“Başkalarının düşünceleri bizde neden bu kadar etkili olur?”
Bu sorular basit psikolojik meraklar değildir; insanın kendisiyle, toplumla ve iktidarla kurduğu ilişkinin izlerini taşır. Çünkü gurur da utanç da bireysel duygular olmaktan çok, toplumsal olarak inşa edilen ahlaki tepkilerdir.
Gurur duymak ve utanmak… Hayatımız boyunca bizimle yürüyen iki duygu. Bazen yönümüzü bulmamıza yardım ederler, bazen de bizi sessizliğe ve geri çekilmeye zorlarlar. Biri insanı ayağa kaldırır, diğeri başını öne eğdirir. Ama her ikisi de insanın “kendisi olma” mücadelesinin parçalarıdır.
Carl Gustav Jung’a göre insan, yalnızca bilinçli yönlerinden değil, bastırdığı ve görmek istemediği taraflarından da oluşur. Utanç tam da burada devreye girer. Toplumun kabul etmediği yanlarımız “gölge”ye itilir ve biz, çoğu zaman başkalarının bakışında bu gölgeyle yüzleşiriz. Utanç, bu yüzleşmenin duygusal bedelidir. Ama gölgeyle yüzleşmeyen insan, olgunlaşamaz.
Asıl soru şudur: Utanç ne zaman ahlaki bir uyarı olmaktan çıkar?
Utanmak; bir durum karşısında hissedilen, genellikle sosyal kabul görmeme korkusuyla bağlantılı, içselleştirilmiş bir hoşnutsuzluk ve küçük düşme duygusu olarak tanımlanabilir. Ancak bu duygu kronikleştiğinde, Jung’un işaret ettiği gibi, kişiliği zenginleştirmez; tam tersine bireyi değersizlik, izolasyon ve içsel parçalanmaya sürükler.
Spinoza ise meseleyi daha kökten ele alır. Ona göre insanı güçlendiren duygular “iyi”, zayıflatanlar ise “kötü”dür. Bu açıdan bakıldığında, insanı edilgenleştiren, kendine yabancılaştıran bir utanç sağlıklı değildir. Aynı şekilde, başkalarının onayıyla şişirilen bir gurur da insanın kudretini artırmaz; onu bağımlı kılar.
Gerçek gurur, Spinoza’nın diliyle söylersek, insanın aklıyla uyum içinde yaşamasından doğar. Yani doğru bildiğini, alkış beklemeden yapabilmesinden.
Hannah Arendt ise bu iki duygunun politik boyutuna dikkat çeker. Ona göre modern çağın en büyük tehlikesi, insanın düşünmeden itaat etmesidir. Utanç artık ahlaki bir muhasebeden değil, “dışlanma korkusundan” doğuyorsa; gurur da “doğruyu savunmaktan” değil, “çoğunluğa benzemekten” besleniyorsa, burada etik değil konformizm vardır.
Belki de bugün yaşadığımız şey tam olarak budur: İnsan neyle gurur duyacağını, neden utanacağını kendi vicdanıyla değil; kalabalıkların, iktidarların ve görünmez normların sesiyle belirliyor.
Oysa insan yalnızca zihninde olanlardan—düşüncelerinden, niyetlerinden ve ahlaki duruşundan—gurur duymalı ya da utanmalıdır. Sahip olduklarından değil, alkışlardan hiç değil.
Başkalarının onayıyla gururlanan, başkalarının bakışıyla utanan insan; artık kendi vicdanının değil, kalabalıkların eseridir.
Dostça selamlarımla
Kamil kopuz
Kkopuz53@gmail.com
The post Utanmak ve Gurur first appeared on Hollanda Haberleri.

2 hafta önce
8









Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·