UTANIYORLAR

55 dakika önce 9

 

Utanmıyorlar yazımın bugünkü fıkrasına başlamadan önce, yurdumuzun Hollanda Dünya Futbol Kupası’nda sürpriz bir şekilde Faslı din kardeşlerimize elendiğini hatırlatmak isterim.

 

Aslında tuhaf bir duygu içindeyim, çünkü üzülemedim. Türkiye’nin ilk turda elenmesi, sonra olur; futbol bu dedim. Geride favorim Hollanda vardı, Bosna Hersek vardı, Fas vardı. Tuttuğum bu ülkelerden Fas sürpriz yapıp Hollanda’yı yenince, ömrümün çoğunu yaşadığım Hollanda’ya bağlılığımı futbol mu belirlemeli bilemiyorum.

 

Ama üzülmememden de utandım.

Birde utandığım son günlerde milyonların sosyal medyada izlediği Ölü Deniz adlı stand-up sahnesinden gelen, hem düşündürücü hem bir o kadar komik, mizahın nefes aldırdığı sahnedeki konuşmalarından dolayı sanatçısı Deniz Göktaş’ın tatil dönüşü tutuklanması, başkaları utanmasa da beni bir Türk olarak utandırdı.

 

Utanma ile ilgili herkesin bildiği meşhur bir Bektaşi fıkrası vardır. Fıkrayla başlamak isterim.

 

Züppe ve kendini beğenmiş bir imamın arkasında namaza duran Bektaşi, cemaatin “iman, sabır, haramdan sakınma” diye yalvardığı duada, herkesin duyacağı bir sesle “mey (içki), haram da olsa bol rızık ve kadın” ister. Cemaat ve imam öfkeyle “Hiç utanman yok mu?” diye çıkışınca, Bektaşi sakin bir gülümsemeyle cevap verir:

 

“Ey imam efendi, bana kızma. Sen dua ettin, baktım düşündüm ve dedim ki herhalde herkes kendinde olmayanı istiyor. Bende sizin saydıklarınız zaten var. Olmayan ne varsa ben onu istedim!”

 

Bu fıkra, aslında bugün Türkiye’de yaşanan “utanma” krizini anlamak için mükemmel bir aynadır. Bektaşi’nin alaycı ama bir o kadar da haklı çıkarımı, günümüz siyasetinde tarafların birbirine yönelttiği “Utanmıyorlar!” suçlamalarının temelindeki ikiyüzlülüğü gözler önüne seriyor.

 

Siyaset arenasında her gün birbirine “Utanmıyor musun?” diye soruyorlar.

 

Elbette utanmayan utanmazlar var.

Muhalefet, iktidarı deprem suçlularına uygulanan yargı süreçlerindeki aksaklıklar, muhalefet partisinin belediyelerine yapılan sabah operasyonları, iktidarın onlarca dosya dolusu suç duyurulan belediyelerine yapılmayan soruşturmaları, eş-dost-akraba ve liyakatsiz taraftar atamaları ve ekonominin kötü gidişatı, Türk lirasının değer kaybetmesi üzerinden sorumlu tutarken; iktidar da muhalefeti millî çıkarlara ihanet etmek, toplumu kışkırtmak ve iç barışı bozmakla suçluyor.

 

Her iki taraf da diğerini toplumsal sorunlar karşısında duyarsız ve samimiyetsiz olmakla suçluyor. Peki bu kısır döngüde haklı olan kim?

 

Asıl mesele şu. Fakirlik, yoksulluk, çürüyen toplum değerleri, çökmüş ekonomi, eğitim sistemi, çöken adalet, tarımın bitişi, insanın ve gençlerin umutsuzluğu… Bu kadar ağır tablolar karşısında kimsenin sesi çıkmıyor olması.

 

Ama bir NATO toplantısı olacağı zaman, gecekondu bölgelerinin önüne devasa brandalar çekiliyor. Çarpık yapılaşma, yarım kalan binalar, bozuk yollar fakirlik yoksulluk sefalet saklanıyor.

 

İşte o brandalar, utanmanın en somut simgesi. Demek ki bir yerlerde, için için de olsa bir utanç var.

 

Tıpkı Bektaşi’nin dediği gibi, herkes kendinde olmayanı istiyor.

 

İktidar, muhalefeti “hainlikle” suçlarken belki de kendi içindeki meşruiyet kaygısını bastırıyor. Muhalefet, iktidarı “acizlikle” itham ederken belki de kendi alternatif üretememenin çaresizliğini örtüyor.

 

Hâlbuki üreten siyasetçiyi de mevcut sistemin engellediği apaçık ortada. Muhalefetin Cumhurbaşkanı adayı, onlarca belediye başkanı ve yüzlerce çalışanı, onlarca muhalif gazeteci ve siyasetçi, suçlu olup olmadığı daha belli olmadan içeri tıkılıyor. Muhalefetin en büyük partisine, yetkisi bile olmayan bir mahkeme kayyum atıyor. Bunu da maalesef “acizlik” olarak millete pazarlıyorlar.

 

Elbette yüz yılı aşmış bir cumhuriyetin kendini koruma refleksleri ve kanunları vardır. Ama en etkili ve güvenilir koruması millettir; onu da seçilmiş muhalefet partisi başkanı, bazen ahşap bir masa üstünde, bazen kamyon kasasında, bazen de yere bağdaş kurarak, köylüyle, kasabalıyla, kadınlarla, erkeklerle bu mücadeleyi iktidara rağmen milletle yapıyor.

 

Bu duruma düşürenler utansın diyerek yazıma devam ediyorum.

 

Onlarca belediye başkanı… Oysa gerçek utanç, bu kavganın tam ortasında bir yerde, halkın gözü önünde çırılçıplak duruyor: Yolsuzluklar, liyakatsizlikler, adaletsizlikler, israf, lüks tüketim şatafat ve bunlara rağmen devam eden pervasızlık.

 

Sonuç olarak, Bektaşi’nin imam ve cemaate verdiği ders bugün hâlâ geçerlidir.

 

Utanma duygusu, aslında herkesin yüreğinde var; var olmasına da kiminin yaşam tarzı, kiminin karakteri, kiminin de çok derinlerindeki tozlu raflarında… Yani kimse tamamen kaybetmiş değil.

 

Ama bu duygu, başkalarını suçlamak için değil, önce kendi aynamıza bakmak için kullanıldığında anlam kazanır.

 

Örneğin diploması olmadığı hâlde biyografisinde varmış gibi gösteren kişilerin, er ya da geç ortaya çıkacağını bilmesi ve bu davranışın yanlış olduğunu kabul edip gereğini yaparak utandığını göstermesi gerekir. Bu davranış en çirkin davranıştan en erdemli davranışa done bilir.

 

Aksi hâlde, o devasa brandalar gibi, utanç sadece dışarıya karşı bir kalkan, içeriye karşı ise bir teslimiyet belgesi olur.

 

Ve unutmayalım. Bektaşi’nin duası, aslında olmayanı istemek değil, mevcut olanın kıymetini bilmemektir. Bu utanmanın panzehri ise kibirden, egodan uzak durmak; öz eleştiriye tahammül etmek, yapmak ve dev aynasını bir kenara bırakmakla başlar.

 

Bu memlekette utanılmıyorsa, asıl utanç odur.

 

Gelelim güzel yurdum Hollanda’ya. Hollanda tarihinde ve şimdide utanması gereken, oldukça insanlık dışı ve bu çağda kanunlar ve evrensel değerler dışı davranışları yapmıştır.

 

Örneğin köleliğin ilk ticaretini yapan ülkelerdendir. Tarihinde, benim de en çok saygı duyduğum insanların yaşadığı Endonezya sömürgesinde yaptıkları insanlık dışı davranışlar ve diğer sömürgeleri (Surinam, Curaçao, Aruba, Bonaire, Sint Maarten, Saba ve Sint Eustatius) vardır. İkinci Dünya Savaşı’nda kendi vatandaşlarını bile sırf Yahudi oldukları için satan ya da onlara yardım edenlere yaptıkları eziyetler de unutulmamalıdır.

 

Günümüzde ise bu tür davranışlar kanunlara aykırı olmasına rağmen, yabancı ve mülteci kökenli vatandaşlara karşı farklı kurumlar tarafından fişlemeler ve haksız muameleler yapılmaktadır.

 

Örneğin Toeslagenaffaire (Çocuk Bakım Parası Skandalı), Dienst Uitvoering Onderwijs (Eğitim Uygulama Dairesi) ve Vergi Dairesi gibi kurumlarda, göçmen kökenli insanlar, öğrenciler ve meslek lisesi (mbo) öğrencileri, öğrenim kredileriyle ilgili olarak orantısız şekilde sık sık denetime tabi tutulmuştur.

 

Evet, bunlar ele tutulur utanılacak şeylerdi.

Utandıklarını gösteren ve erdemliliği ortaya koyan resmî özür dilemeleri, tabii toplumsal vicdan ve baskının da etkisi olsa da samimi bir şekilde yapılmıştır.

 

Başbakan Mark Rutte, 19 Aralık 2022’de hükümet adına resmî bir konuşmayla özür diledi. Kral Willem-Alexander ise 1 Temmuz 2023’te (Keti Koti – Zincirlerin Kırıldığı Gün) bu özrü yenilemesi, utanıldığının kanıtıdır.

 

Tabii hukukuna güvendiğim yurdumun bir de kanunlardan gelen hak ihlalleri var.

 

Toeslagenaffaire (çocuk bakım parası skandalı) bu rezil ve ayrımcı uygulamada, isteyerek ya da istemeyerek Başbakan Mark Rutte liderliğindeki hükümet, 2021 yılında yaptığı açıklamada, yaşananları “eşi benzeri görülmemiş bir adaletsizlik” olarak nitelendirmiş ve mağdur ailelerden özür dilemiştir.

 

Ve bu süreçte bu haksızlığı bir nebze hafifletmek için özür mahiyetinde ailelere tazminat ödenmesi kararlaştırılmıştır.

 

Demek o ki kibirden, egodan arınmış, dev aynasını askıya almış milletler, insanlar, liderler, kusurunun farkına varınca utanmayı, özür dilemeyi de utanmayı da biliyor.

 

Sağlıcakla, edeple, vicdanla, egodan bilhassa kibirden uzak, insani değerlerine sımsıkı sarılarak utanılacak işlerden uzak mizahla hoşçakalın.

 

 

The post UTANIYORLAR first appeared on Hollanda Haberleri.

Makalenin tamamını oku