Bir insanın mesleği ne kadar başarılı olduğunu gösterebilir; peki, karakteri o başarının arkasında nasıl bir insan olduğunu anlatır mı?
Hayatta bazı insanları diplomalarıyla, unvanlarıyla ve başarılarıyla tanırız. Kimisi yönetici, kimisi öğretmen, kimisi doktor, psikolog ya da iş insanıdır. Ünvanları bize ne iş yaptıklarını söyler. Fakat nasıl bir insan olduklarını anlamak için biraz daha yakından bakmak gerekir. Çünkü meslek, insanın ne bildiğini gösterirken karakter, bildiklerini nasıl kullandığını da ortaya koyar.
Peki, karakterin mesleki yaşama etkisi var mıdır?
Elbette vardır. Üstelik bazen sahip olduğumuz bilgi ve beceriler kadar belirleyicidir.
Bilgi kapıyı açar, karakter o kapıdan nasıl geçeceğimizi belirler.
İş hayatında aynı eğitimi almış, benzer deneyimlere sahip iki insan düşünelim. Biri eleştiriye açık, sorumluluk sahibi ve başkalarının emeğine saygılı olsun. Diğeri ise her koşulda haklı çıkmaya çalışan, hatalarını kabul etmekte zorlanan ve başarıyı yalnızca kişisel kazanç üzerinden değerlendiren biri olsun. İkisi de mesleğini teknik açıdan iyi yapabilir. Ancak zamanla ekipleriyle kurdukları ilişkiler, verdikleri kararlar ve çevrelerinde bıraktıkları iz birbirinden farklı olacaktır.
Çünkü karakter; sorumluluk alma, sabretme, empati kurma, dürüst davranma ve güç karşısında nasıl bir tutum sergileme biçimimizde kendini gösterir.
Yetkin olmak başka, güvenilir olmak başka
Bir insanın işini iyi yapması önemlidir.
Ancak mesleki yeterlilik ile güvenilirlik aynı şey değildir. Özellikle insanlarla doğrudan temas edilen mesleklerde bu ayrım daha da görünür hâle gelir.
Bir psikoloğun bilgisi kadar danışanını yargılamadan dinleyebilmesi, bir öğretmenin alan bilgisi kadar öğrencisinin duygularını gözetebilmesi, bir yöneticinin stratejik zekâsı kadar çalışanlarına adil davranabilmesi de önemlidir.
İnsan bazen en çok, kendisini anlayacağını düşündüğü kişinin yanında incinir. Çünkü bazı meslekler yalnızca bilgi değil, aynı zamanda etik sorumluluk, öz farkındalık ve insanı görebilme becerisi gerektirir.
Ne var ki empati göstermek, herkese hak vermek değildir. Adil olmak da herkesi memnun etmek anlamına gelmez. Asıl mesele, kendi kararlarımızı verirken karşımızdaki insanın onurunu ve haklarını göz ardı etmemektir.
Karakter doğuştan gelen, değişmez bir kader midir?
Karakteri sabit bir etiket gibi görmek de doğru değildir. İnsan; yetiştiği aileden, yaşadığı deneyimlerden, aldığı eğitimden ve kurduğu ilişkilerden etkilenir. Zamanla kendini tanıyabilir, davranışlarını sorgulayabilir ve yeni tutumlar geliştirebilir.
Bazen iş yerinde yaşadığımız bir çatışma, yalnızca karşımızdaki kişinin davranışını değil, kendi tepkilerimizi de görmemizi sağlar. Eleştirildiğimizde hemen savunmaya mı geçiyoruz? Bir hata yaptığımızda sorumluluk alabiliyor muyuz? Güç sahibi olduğumuzda daha adil mi davranıyoruz, yoksa başkalarını kontrol etme ihtiyacı mı duyuyoruz?
Bu sorular, mesleki gelişimin ötesinde kişisel gelişimimize de ışık tutar.
Çünkü insanın kendisini tanıması, yalnızca neyi iyi yaptığını bilmesi değildir. Zorlandığı yönleri fark edebilmesi, başkaları üzerindeki etkisini görebilmesi ve gerektiğinde değişmeye cesaret edebilmesidir.
Başarı, geride bıraktığımız insanlarla da ölçülür
Günümüzde başarı çoğu zaman makam, gelir, görünürlük ve unvan üzerinden değerlendiriliyor. Oysa bir insanın başarısını yalnızca ulaştığı yerle ölçmek eksik kalır. Oraya ulaşırken hangi değerlerinden vazgeçtiği, başkalarının emeğine nasıl yaklaştığı ve kendisine güvenen insanlara nasıl davrandığı da önemlidir.
Çünkü bazı insanlar yükseldikçe çevresindekileri küçültür; bazıları ise yükseldikçe sorumluluklarının arttığını bilir. Bazıları bilgilerini üstünlük kurmak için kullanır, bazıları başkalarının gelişimine katkıda bulunmak için…
Aradaki fark yalnızca mesleki beceride değil,
insanın değerleriyle kurduğu ilişkidedir.
Elbette iyi karakter tek başına başarıyı garanti etmez. Bilgi, deneyim, çalışma disiplini ve uygun koşullar da gereklidir. Ancak karakter, başarının nasıl kazanıldığını ve nasıl sürdürüldüğünü etkileyen önemli unsurlardan biridir.
Belki de asıl soru şudur: Yaptığımız işte ne kadar iyi olduğumuz kadar, o işi yaparken nasıl bir insan olduğumuzu da sorguluyor muyuz?
Unvanlarımız zamanla değişebilir. Makamlarımızı kaybedebilir, mesleğimizi değiştirebilir, başarılarımızı geride bırakabiliriz. Fakat insanlara davranış biçimimiz, aldığımız sorumluluklar ve yaşattığımız duygular, hakkımızda anlatılan hikâyenin bir parçası olmaya devam eder.
Çünkü mesleğimiz kim olduğumuzu anlatabilir; karakterimiz ise o kimliği nasıl taşıdığımızı gösterir.
Gönüllere dokunan satırlarda buluşmak dileğiyle.
Uzm.Psikolog & Sosyolog
Rukiye Sultan Gür
The post Unvan mı, Karakter mi?” first appeared on Hollanda Haberleri.

7 saat önce
36









Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·