Unutturulan kadın

Erkek mi kadından kadın mı erkekten olmuştur sorusuna insan, yaratılış efsanelerinde kadın erkekten olmuştur inanışıyla başında cevap vermiştir. Çoğalan, bu anlamda doğurgan olan erkektir. Yaratansa hemen hemen bütün efsanelerde erkek tanrıdır. Bir istisna olarak Altay Türkleri yaratılış destanında erkek tanrıya yaratma emrini veren Ak Ene ( Ak Ana olarak da geçer), kadındır. Yaratılış efsanelerinde erkekten olmayan, ondan bağımsız olarak yaratıldığına inanılan, yine bir istisna olarak ilk kadın, Lilith’tir. Hem Ak Ene hem Lilith bu istisnalıklarının cezasını ta başında ödemişlerdir. Kutsal kitaplarda kadının yaratılışı bu efsanelerle birebir örtüşürken Ak Ene ve Lilith unutturulmuştur.

Bugün gelişmemiş toplumlarda kadının nasıl olduğu ve nasıl olması gerektiğine dair vasıflar bu efsanelerde yine her nedense erkeğe ait vasıflardır. Örneğin; kadına maledilen kolay kandırılabilir, ikna edilebilir yapısı bu efsanelerde ilk yaratıldığına inanılan Adem’e aittir. Yaratılış efsanelerinde erkek hem kendisini yarattığına inandığı Tanrı’ya hem de kendisinden varolan kadına karşı itaatkar, söz dinler yaradılıştadır. Onu bu efsanelerde yasak meyveyi eşinin arzusu doğrultusunda yerken görürüz ya da Tanrı’sına itaat ederken. Kadınsa bunun tersine araştırmayı, denemeyi, özgürlüğü, gerekirse sonuçlarına katlanmayı bilen bir varlık olarak karşımıza çıkar. Kadının bu tavrı kimi efsanelerde doğum sancısıyla, kimisinde de cennetten kovulmayla cezalandırılır. Hatta Yunan mitolojisinde Pandora’nın yaratılışı başlı başına bir cezadır. Kutsal kitaplar daha da ileriye giderek kadını adeta erkeğin adaletine bırakmıştır.

Kadın, hala bazen Pandora gibi güzelliğiyle başdöndüren bir baş belası; bazen Havva gibi baştan çıkaran, yasakları delen bir söz dinlemez; bazen Lilith gibi sorgulayan, itaatsiz bir fahişedir. Günümüzde kadın hala bir çok toplumda cezalandırılması gerektiğine inanılan bir varlık. Onun araştırmacı ruhu, sosyal iletişim kurma eğilimi, merakı, söz dinlemezliği tıpkı yaratılış efsanelerinde olduğu gibi yasaklanması, cezalandırılması, baskı altına alınması gereken durumlardır. Erkek yine yaratılış efsanelerinde olduğu gibi hatalarının faturasını kadına yüklemekte, sorumluluk almamaktadır. Tanrı’sının gözüne ancak kendisini kandırabilecek (!) kapasitede olan kadının cezasını sürdürerek girebileceğine inanır. Bunu yaparken kendisini cezalandırdığının farkında değildir. Doğduğu kadının en güzel vasıflarını köreltirken, kendisini de bu vasıflardan yoksun bırakır.

Varoluşundan bu yana hem Tanrı’sının hem de erkeğinin cezalandırmasına maruz kalan kadın adeta varoluşunun minnetini öder. Yine de bütün baskılara, zorbalığa, ölümlere rağmen mücadelesine devam eder. O, kendinden varolan, doğurduğu varlığın sorumluluğunu elinde olan imkanlar dahilinde yerine getirmekten vazgeçmez. Keşke erkek de kendinden varolduğuna inandığı kadına karşı aynı incelikte, aynı bilinçle davranabilseydi. Gerçek hayat kadının erkekten olmadığını kadının varolma mücadelesiyle ispatlamıştır.

 

8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun.

Güleren Kılınçarslan



Source link

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir