Maymunlar deneyini bilirsiniz.
Bir merdiven, tepesinde muz… Her denemede yukarıdan boşalan soğuk su… Tekrar, tekrar, tekrar. Sonunda ne oluyor? Maymunlar muzdan vazgeçiyor. Daha acısı şu: Yeni gelen, henüz ıslanmamış, henüz “öğretilmemiş” olan maymun merdivene yöneldiğinde, diğerleri onu dövüyor. Çünkü artık suyu değil, alışkanlığı savunuyorlar.
Toplum dediğimiz şey, çoğu zaman bu deneyin genişletilmiş halidir.
Biz de son yıllarda, özellikle çocuklarımız söz konusu olduğunda, bir tür “soğuk su refleksi” geliştirdik. Olumsuzluk o kadar sık tekrarlandı ki; şiddet, suç, yozlaşma haberleri o kadar üst üste geldi ki; iyiye yönelen her adımı ya görmezden geliyoruz ya da şüpheyle karşılıyoruz. Sanki başarı istisna, çürüme kuralmış gibi bir zihinsel iklime sürüklendik.
Oysa gerçek bu değil.
Gerçek, Muğla’nın bir köyünde, Bencik’te saklı.
Bir aile hekimi düşünün… Görevi hastalara şifa dağıtmak. Ama o, bununla yetinmiyor. Bir tıp kongresinde tanıştığı okçuluğu alıp köyüne getiriyor. Sağlık ocağının bahçesini bir spor alanına dönüştürüyor. Çocukların ellerine yalnızca reçete değil, yay ve ok veriyor.
Adı: Ejder Sözen.
Bu hikâyede büyük bütçeler yok. Sponsorluklar, lüks tesisler, parlak reklam kampanyaları yok. Var olan şey; inat, emek ve inanç. Ve belki de en önemlisi, çocuklara duyulan güven.
Başlangıçta ödül ne? Bir hamburger.
Bugünün dünyasında kulağa mütevazı bile değil, neredeyse naif geliyor. Ama o hamburger hayaliyle aylarca çalışan çocuklar, Türkiye şampiyonalarında kürsüye çıkıyor. Rekorlar geliyor. Uluslararası yarışmalarda Türkiye’nin adını duyuruyorlar.
Daha da önemlisi, o köyde kız çocuklarının hayatı değişiyor.
Spor, onların ufkunu genişletiyor. Kendine güvenen, hedef koyan, mücadele eden bireyler olarak büyüyorlar. Bir köyde başlayan küçük bir hareket, toplumsal bir dönüşümün kıvılcımına dönüşüyor.
Şimdi soralım:
Biz neden hep merdivene yöneleni dövüyoruz?
Neden her olumlu örneği “istisna” diye küçültüp, olumsuzlukları genelleştiriyoruz? Neden çocuklarımızı başarılarıyla değil de, suça karıştıklarında hatırlıyoruz?
Çünkü zihnimiz alıştı.
Tıpkı o maymunlar gibi, biz de “ıslanmamak” için umut etmeyi bıraktık. Ve umut etmeye kalkanı cezalandırır hale geldik.
Oysa yapılması gereken açık:
İyiyi çoğaltmak.
Bencik’teki gibi örnekleri büyütmek, yaymak, anlatmak. Bir köydeki başarıyı ülkenin meselesi haline getirmek. Çocuklara yalnızca “yapma” demek yerine, “şunu yapabilirsin” demek. Onlara korku değil, ufuk vermek.
Toplumcu bir bakış tam da burada devreye girer. Çünkü mesele yalnızca bireysel başarı değildir. Mesele, o başarıyı mümkün kılan koşulları çoğaltmaktır. Her çocuğun bir “Ejder Sözen” ile karşılaşabileceği bir düzen kurmaktır.
Bugün ekranlara baktığımızda karşımıza çıkan karanlık tablo, gerçeğin tamamı değil. Ama biz yalnızca o tabloya bakarsak, gerçeği de o sanırız.
Bencik bize başka bir şey söylüyor:
Çocuklar, doğru imkân ve doğru rehberlikle, kendilerine sunulan sınırları aşar. Toplum, iyi örnekleri çoğalttıkça iyileşir. Ve en önemlisi…
Merdivene çıkan herkes ıslanmak zorunda değildir.
Belki de artık yapılması gereken, merdiveni savunmaktır.
The post Umudu Dürt … first appeared on Hollanda Haberleri.

2 gün önce
38















Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·