Uğur Mumcu ve Gaffar Okkan

6 gün önce 40

 

24 Ocak, Türkiye için sıradan bir gün değildir.
Bu tarih, bu ülkenin aydınlanma birikimine, devlet aklına ve halkla kurduğu bağa yönelmiş iki büyük suikastın ortak günüdür.

24 Ocak 1993’te Uğur Mumcu,
24 Ocak 2001’de Gaffar Okkan katledildi.

Aradan yıllar geçti.
Ancak sorular eskimedi.
Çünkü bu cinayetlerin hedef aldığı siyasal hat, bugün hâlâ geçerliliğini koruyor.

Uğur Mumcu, araştırmacı gazeteciliği bir meslek olmanın ötesinde, kamusal bir sorumluluk olarak gördü. Hayali ihracattan yolsuzluklara, tarikat ilişkilerinden terör örgütlerinin finansmanına kadar uzanan karanlık ağları sabırla ortaya koydu. Terörü yalnızca silahlı eylemler üzerinden değil, arkasındaki ekonomik, ideolojik ve uluslararası bağlantılarını ele aldı.

Ve her defasında aynı gerçeği vurguladı:
Türkiye’de gericilik ve bölücülük, yerli görünümlü fakat emperyalizmle uyumlu yapılardır.

Bu nedenle susturulmak istendi.
Çünkü Mumcu’nun hedefinde kişiler değil, onları üreten ve koruyan düzen vardı.

Gaffar Okkan ise devletin sahadaki vicdanıydı. Diyarbakır’da yalnızca bir emniyet müdürü değil, halkın içinden bir yöneticiydi. Devletle millet arasına örülmüş güvensizlik duvarlarını yıktı. Faili meçhullerin üzerine gitti, Hizbullah yapılanmasına karşı kararlı bir mücadele yürüttü. Devletin korkulan değil, güvenilen yüzü olabileceğini gösterdi.

Bu duruşu nedeniyle hedef alındı.

İki isim…
Farklı alanlarda…
Ama aynı çizgide yürüyen iki kararlı duruş.

Bu bir tesadüf değildi.

1990’lardan itibaren bölgemizde adım adım uygulanan bir senaryo vardır:
Önce ekonomik kuşatma ve siyasal baskılar,
ardından etnik ve mezhepsel fay hatlarının kaşınması,
sonra terörün tırmandırılması,
en sonunda “istikrarsızlık” gerekçesiyle dış müdahalenin meşrulaştırılması.

Irak’ta uygulandı.

Bu plan Suriye’de uygulandı.
İran’da uygulanmak isteniyor.
Türkiye için ise hazırlıklar hâlâ sürdürülüyor.

Bu senaryonun önündeki en büyük engel, anti-emperyalist, laik ve toplumcu devlet anlayışıdır.
Halkla bağ kurabilen kamu yöneticileri,
gericiliği ve bölücülüğü birlikte teşhir edebilen aydınlar bu nedenle hedef seçilmiştir.

1990–2000 yılları arasında katledilen aydınlara bakıldığında ortak bir payda açıkça görülür:
Hepsi Atatürkçüdür.
Hepsi anti-emperyalisttir.
Hepsi ulus-devletten ve halk egemenliğinden yanadır.

Uğur Mumcu, Gaffar Okkan, Eşref Bitlis, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy …
Bu isimler birer anı değil, yarım bırakılmak istenen bir hattın simgeleridir.

Bugün yaşadığımız sorunlar yeni değildir.
Yöntemler tanıdıktır, yalnızca kullanılan araçlar güncellenmiştir.
Ama amaç değişmemiştir: Türkiye’yi kendi halkıyla arasına mesafe koyan, bağımsız karar alamayan bir ülkeye dönüştürmek.

Bu tehlikeye karşı verilecek yanıt da açıktır.

Milletin birliğini yeniden inşa etmek,
laikliği ve bağımsızlığı ödünsüz savunmak,
emperyalizmi soyut bir kavram değil, somut bir siyasal gerçeklik olarak kavramak.

24 Ocak, yalnızca bir yas günü değildir.
Aynı zamanda bir hafıza ve uyanıklık günüdür.

Unutmamak için.
Yanılmamak için.
Ve aynı karanlık planlara bir kez daha teslim olmamak için.

Çünkü ülkemiz ancak devlet ile millet yeniden aynı çizgide buluştuğunda güçlü bir devletten bahsebiliriz.

The post Uğur Mumcu ve Gaffar Okkan first appeared on Hollanda Haberleri.

Makalenin tamamını oku