UFO TARİKATI

1 gün önce 60

 

Çağın en büyük sorunu bilgi eksikliği değil.

 

Bilgiye tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar yakınız. Ama hafızaya hiç olmadığı kadar uzağız.

 

Bir haber geliyor, öfkeleniyoruz. Bir video düşüyor, saf tutuyoruz. Ertesi gün yeni bir gündem geliyor; dünkü öfkenin sebebini unutuyoruz. Fikirler yer değiştiriyor, sloganlar değişiyor, kahramanlar değişiyor… Ama değişmeyen tek şey, herkesin haklı olduğuna olan sarsılmaz inancı.

 

Toplumun ortak hafızası zayıfladığında yalnızca geçmiş unutulmaz. Muhakeme de zayıflar. Çünkü muhakeme, yalnızca bilgiyle değil; bilgiyi birbirine bağlayabilme yeteneğiyle mümkündür.

 

Bugün en çok kaybettiğimiz şey belki de budur.

 

1950’li yıllarda Amerika’da ilginç bir tarikat ortaya çıktı.

 

Lideri Dorothy Martin, uzaylılarla iletişim kurduğunu söylüyordu. Yaklaşan büyük bir sel felaketiyle dünyanın yok olacağından söz ediyor, kendisine inananların da bir uzay gemisiyle kurtarılacağını iddia ediyordu.

 

İnsanlar inandı.

Evlerini satanlar oldu.

İşlerini bırakanlar oldu.

Hayatını bu kehanetin üzerine kuranlar oldu.

Sonra beklenen gün geldi.

Ne gökten bir damla su düştü ne de gökyüzünde bir uzay gemisi belirdi.

Şimdi durup düşünelim.

Normal olan nedir?

İnsan, aldatıldığını anlar. Öfkelenir. Hesap sorar. Yanıldığını kabul eder.

Ama öyle olmadı.

 

Tarikat üyeleri, kehanetin gerçekleşmemesini bir başarısızlık olarak görmediler. Tam tersine, dünyayı kendi inançlarının kurtardığına inandılar. Onlara göre felaket yaşanmamıştı; çünkü gösterdikleri inanç, Tanrı’yı (ya da kozmik güçleri) insanlığı bağışlamaya ikna etmişti.

 

Tutmayan kehanet, inancı zayıflatmadı.

Daha da güçlendirdi.

 

Bu olay, sosyal psikolog Leon Festinger’in daha sonra “bilişsel çelişki” adını vereceği kuramın en çarpıcı örneklerinden biri olarak literatüre geçti.

 

Çünkü insan zihni, gerçeği görmekten çok inandığını korumaya çalışır.

 

Bir düşünceye ne kadar çok emek verirseniz, onu terk etmek o kadar zorlaşır. Çünkü artık ortada yalnızca bir fikir yoktur. O fikirle birlikte verilen kararlar, kurulan dostluklar, edilen kavgalar ve insanın kendisi hakkında kurduğu hikâye vardır.

 

İşte bu yüzden bazı insanlar, önlerine ne kadar kanıt konulursa konulsun geri adım atamaz.

 

Sorun, kanıt eksikliği değildir.

Sorun, kabul etmenin bedelidir.

 

Bugün etrafımıza baktığımızda aynı mekanizmayı her yerde görüyoruz.

Siyasette…

Sosyal medyada…

Günlük tartışmalarda…

 

Bir düşünce zamanla inanca, inanç zamanla kimliğe dönüşüyor. Ondan sonra artık fikirler tartışılmıyor; kimlikler çarpışıyor.

 

Belki de çağımızın en büyük yanılgısı burada başlıyor.

 

Hakikati aradığımızı sanıyoruz.

Oysa çoğu zaman yaptığımız şey, çoktan karar verdiğimiz bir sonuca yeni gerekçeler bulmaktan ibaret.

 

İnsan, her zaman gerçeğin peşinden gitmez.

Çoğu zaman, kendisi hakkında kurduğu hikâyeyi korumanın peşinden gider.

Bu yüzden en zor şey gerçeği görmek değildir.

Gerçeği kabul etmektir.

The post UFO TARİKATI first appeared on Hollanda Haberleri.

Makalenin tamamını oku