Dünya yeni bir cepheleşme döneminden geçiyor. Ancak bu cepheleşmeler her zaman tarafların iradesiyle oluşmuyor. Bazı ülkeler vardır ki, kendilerini bir anda cephede bulurlar. Ne yayılmacıdırlar ne saldırgan. Sadece kendi ulus devletlerini ve bağımsızlıklarını korumaya çalışırlar.
İşte tam da bu nedenle hedef olurlar.
Yöntemler artık gizli değildir. Önce ekonomik ambargolar devreye sokulur. Ardından uluslararası alanda yalnızlaştırma gelir. İçeride ayrılıkçılık teşvik edilir, dış destekli bir muhalefet parlatılır. Medya ve sivil alan üzerinden “baskı rejimi” algısı üretilir.
Ama asıl müdahale silahla değil, zihinleredir.
İlerici güçleri etkisizleştirmenin en kestirme yolu, düşünce alanını bulandırmaktır. Kimin dost, kimin düşman olduğu belirsizleştirilir. Mücadele yönünü kaybeder. Direniş, daha başlamadan felç edilir.
Irak bunun en çarpıcı örneğidir. O günlerde kulağa hoş gelen bir slogan dolaşıma sokulmuştu: “Ne Sam ne Saddam.” Tarafsızdı, ahlaklıydı, vicdanlı görünüyordu. Sonuç ortadadır. Ne Sam kaldı, ne Saddam. Ama Irak da kalmadı.
Bugün o sloganın yükseldiği topraklarda halk mı kazandı? Demokrasi mi geldi? Yoksa ülke, mezhep çatışmaları ve yabancı askeri üslerle mi dolduruldu?
Siyaset, temennilerle değil gerçeklerle yapılır. Var olan kuvvetleri yok sayarak siyaset olmaz. Emperyalizm bugün de somut aktörleri ve yöntemleriyle karşımızdadır.
Bu tabloyu güncel bir örnekle görmek isteyenler için İran önümüzde duruyor.
ABD bir gerçektir. Emperyalizm bir gerçektir. İran yönetimi de bu denklemde bir başka gerçektir. İran’da yaşanacak bir kırılma yalnızca bu ülkeyle sınırlı kalmaz; Türkiye’yi ve bölge ülkelerini doğrudan etkiler. Bu coğrafyada bir yerde açılan gedik, komşular için daha yıkıcı süreçlerin kapısını aralar. Bu gerçekleri yok sayan her değerlendirme, iyi niyetli olsa bile siyaseten hükümsüzdür.
“Açık büfe” siyaset olmaz. Şunu istiyorum, bunu istemiyorum diyerek politika kurulmaz. Zorunlulukları görmezden gelen yaklaşım, siyaseti derinlikten koparır; onu laf kalabalığına indirger.
İran halkının özgürlük talebi meşrudur ve savunulmalıdır. Ancak bu talep, ABD denetiminde bir kalkışmaya dönüştüğü anda, özgürlük değil yıkım üretir. Ortadoğu bunun örnekleriyle doludur. Irak’ta, Libya’da, Suriye’de çatışmalar hâlâ devam ediyor.
Emperyalizm bugüne kadar hiçbir ülkeye demokrasi götürmedi. Gittiği her yerde geride kalan şey, toplumsal çöküş ve kalıcı istikrarsızlık oldu.
Bugün hedef alınan açıktır: Ulus devletleri içeriden zayıflatmak, halkların meşru taleplerini emperyal projelere eklemlemek. Asıl tehlike tam da buradadır.
Bu yüzden söylenen söz, bir temenni değil tarihsel bir uyarıdır.
Tam da bu nedenle eski bir Türk atasözü, tarihin derinliklerinden günümüze bir uyarı olarak ulaşır. Yalnızca İran halkına değil, bu coğrafyada yaşayan herkese seslenir:
“Geçme namert köprüsünden, bırak sel alsın seni. Yatma tilki gölgesinde, bırak aslan yesin seni.”
Emperyalizmin köprüsü namerttir, gölgesi aldatıcıdır. Oraya sığınanlar ne güvenlik bulur ne özgürlük. Sadece bağımlılık bulur.
Bağımsızlık zor bir yoldur. Ama teslimiyet, her zaman daha ağır bir bedel ödetir. Tarih bunu defalarca gösterdi. Bugün de aynı uyarı, aynı ciddiyetle önümüzde duruyor.
The post Tilki Gölgesi first appeared on Hollanda Haberleri.

1 hafta önce
9









Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·