ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattıkları bir savaşın süreci içerisindeyiz.
Savaşın bile bir ahlakı olması gerekirken, Abd ve İsrail, okulları ve sivil yapıları bombalayarak aralarında çocuklarında bulunduğu binlerce sivili katletmislerdir.
Bunun karşılığında İran, kendini savunma yoluna girmiştir.
İranda ki bu sivil katliama İslam ülkeleri sessiz kalmamış, on iki İslam ülkesi dışişleri bakanları İran’ı kınamışlardır.
Bu bakanların arasında ABD ve İsrail bakanlarınında olması gerekirdi.
Bunun sebebi kendi saltanatlarının ABD ve İsrail lobilerinin elinde olmaları bir yana, diğer en önemli sebebi mezhepçiliktir.
Aslında, bu savaş Şii ve Sünni savaşıdır.
Hz Peygamber’in öldüğü gün, beni sakife de Hz Ebubekir’in halife seçilmesi ile başlayan, Hz Osman’ın öldürülmesi, cemel vakası, sıffın savaşı ve kerbela da zirveye ulaşan kanlı olaylarla ayrışan şii ve sünni ayrışmasının günümüze kadar uzanan ve biteceğide beklenmeyen bir mesele.
1400 yıl önce yaşanmış olayların bugün birbirlerini dinsizlikle suçlamaya kadar götürüyor olması, İslam dininin getirildiği durumun acı özetidir.
Oysa mezhepçilik, dini daha doğru anlatmaya hiç bir katkı sunmamıştır.
Aksine yangını daha bir körüklemiştir.
Mezhepler, ardından tarikat ve cemaatler tamamen siyasi sebeplerle ortaya çıkmıştır.
Hz Peygamber’in vefatından 150 yıl sonra ortaya çıkmaya başlamıştır.
Şunu sormak gerekir!
Kur’an’ın hangi ayetinde mezheplere vurgu yapılmıştır?
Hz Peygamber, mezheplerle ilgili herhangi bir cümle söylemişmidir?
Tabiki yok böyle bir şey.
Öyle ise, siyasi çıkar için çıkarılan bu ayrıştırma aracı mezhepçilik ,İslam dünyasına 1400 yıldır ne katkı sunmuştur!
Arap ülkeleri için İran potansiyel bir düşman, İran içinde Arap dünyası bir düşmandır.
Ölen, her bir şii, arap ülkeleri yöneticileri gözünde bir düşmandan kurtulma demektir.
Dediğim gibi; Mezhepler’in kendi içlerindeki fıkıhları, kaynağını Kur’an dan almamıştır.
Mezhep ve tarikatlere göre, doğru ve adaletli konuşanlar diğer mezhep ve tarikatın mensubu olmakla itham edilmişlerdir.
Tıpkı, İranlı yazar Ali Şeriati gibi.
” Beni araplar şii olmakla, İranlılarda sünni olmakla suçlarlar.”
Oysa, veda hutbesinde rahmet peygamberi ” Müslüman müslümanın kardeşidir” dememiş miydi.
Sorun şu ki; Birbirlerini kafirlikle suçlayan iki kutup bunlar.
İsrail’i dost kabul edip, şiiliği düşman saymak!
Peki Kur’an bu ayrışmaya sessiz kalmışmı?
Tabiki hayır.
” Dinlerini parça parça edenler var ya, senin onlarla hiç bir işin yoktur.
Onların işi Allah’a kalmıştır. O, yaptıklarını kendilerine bildirecektir.”(En ãm Suresi 159.Ayet)
Bir başka ayette” O müşrikler ki, dinlerini parçalayıp bölük bölük oldular. Her topluluk kendisininki ile övünür durur.”( Rum Suresi 32.Ayet)
Parçalanmış olmak tam bir müşrik tavrıdır. Bu tavır, Allah’ın afetmediği tek suç şirk’e götürür.
Bugün ki olayları ne güzel özetliyor Rabbimiz.
Özetle, müslüman’ın tavrı mazlumdan yana olmaktır.
Mazlumun inancı, rengi, ırkı sorulmaz ve sorgulanmaz.
Ìkinci dünya savaşında milyonlarca yahudi’nin inancı ve ırkı sebebiyle katledilmesini lanetlediğim gibi. mazlum İran halkının katledilmesini de lanetliyorum.
Üstelik ne acıdır ki bu katliamları yasamış bir ırkın evlatları eliyle.
Şiiliği ayrıca ele alacağım bir yazım olacaktır.
Kur’an’ın dinine sarılalım ve tefr⁶ikaya düşmeyelim. Kabe’de tavaf alanındaki gibi birlik içerisinde tek olan rabbimize kul olalım.
Allah’a Emanet Olun.
Bayram Tan.
The post Şii ile Sünni savaşı first appeared on Hollanda Haberleri.

3 gün önce
63













Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·