Sessiz kalan dünya, konuşan ise acılar

2 saat önce 28

Dünya, giderek daha karanlık bir tabloya sürükleniyor. Güç ve çıkar uğruna kurulan düzenler, masum insanların hayatlarını hiçe sayarken; savaşlar artık yalnızca silahların değil, aynı zamanda vicdanların da sustuğu alanlara dönüşüyor. Bir avuç insanın hırsı, milyonların kaderini belirliyor. Çocuklar hayatını kaybediyor, aileler parçalanıyor, toplumlar köksüz bırakılıyor. Bugün bu acıların en görünür olduğu yerlerden biri Filistin… Kudüs’te insanlar evlerinden zorla çıkarılıyor, Gazze’de çocuklar bombalar altında büyüyor. Uluslararası hukuk ve insan hakları defalarca ihlal edilirken, milyonlarca insan adeta açık hava hapishanesinde yaşam mücadelesi veriyor. Ama acı yalnızca bir coğrafyayla sınırlı değil. Doğu Türkistan’da Müslüman Uygur Türkleri, kimliklerinden koparılmaya çalışılıyor; kültürel ve dini baskılar altında yaşamaya zorlanıyor. Uluslararası raporlarda da yer aldığı üzere, bölgede ayrımcılık ve ağır hak ihlallerinin arttığı uzun süredir dile getiriliyor. Ortadoğu’nun farklı noktalarında, İran başta olmak üzere birçok bölgede ise halklar siyasi gerilimlerin, yaptırımların ve çatışmaların gölgesinde yaşamaya mahkûm ediliyor. Bu durum, sadece devletler arası bir mesele değil; doğrudan sivillerin hayatını etkileyen, onları yoksulluğa ve güvensizliğe sürükleyen bir gerçeklik olarak karşımıza çıkıyor. Tüm bu örnekler bize tek bir şeyi gösteriyor: Zulüm, sınır tanımıyor. Ve ne yazık ki çoğu zaman dünya, bu acılar karşısında parçalı bir tepki veriyor. Kimi zaman bir coğrafya için ayağa kalkılırken, başka bir yerde yaşanan dram görmezden gelinebiliyor. Oysa adalet, seçilerek savunulamaz. Vicdan, bölünemez. İşte tam da bu noktada, insanlığın en büyük sorumluluğu ortaya çıkıyor. Barış, yalnızca devletlerin imzaladığı anlaşmalarla sağlanacak bir sonuç değildir. Barış; toplumların bilinçlenmesi, halkların sesini yükseltmesi ve adaletsizliğe karşı birlikte durmasıyla mümkündür. Çünkü savaşları çıkaran küçük bir azınlık olsa da, barışı inşa edecek olan büyük çoğunluktur. En çok da çocuklar için… Hiçbir çocuk savaşın ne demek olduğunu öğrenmemeli. Hiçbir çocuk, korkuyla büyümemeli. Onlar; bombaların değil, umutların sesini duyarak büyümeli. Bizlere düşen görev, bu dünyayı onlara daha adil, daha huzurlu ve daha yaşanabilir bir yer olarak bırakmaktır. Bugünün çocukları yarının anlatıcıları olacak. Ya yaşanan zulmü aktaracaklar ya da insanlığın bir gün ayağa kalkıp barışı inşa ettiğini… Bu yüzden artık bekleme zamanı değil. Halklar, ayrışmadan, kimlikler üzerinden bölünmeden, ortak bir vicdanda buluşmalıdır. Filistin’deki acıyı da, Doğu Türkistan’daki sessiz çığlığı da, dünyanın başka yerlerindeki mazlumları da aynı duyarlılıkla sahiplenmelidir. Unutmamalıyız ki barış, ertelenmiş bir hayal değil; bugünden inşa edilmesi gereken bir sorumluluktur. Atılan her adım, gösterilen her dayanışma, kurulan her adalet talebi; çocuklarımıza bırakacağımız dünyanın temelini oluşturur. Ve biz, gerçekten birlikte durduğumuzda, bu dünyanın kaderini değiştirebiliriz. “Dünyayı yok eden kötülük yapanlar değil, onları seyredenlerdir.” .. dediği öne sürülür Albert Einstein’in Muhabebtlerimle,

Sessiz kalan dünya, konuşan ise acılar yazısı ilk önce Ufuk Media üzerinde ortaya çıktı.

Makalenin tamamını oku