Sakız Orucu Bozar mı?

3 gün önce 46

Ramazan başladı.

Sokaklarda pide kokusu… Evlerde iftar telaşı… Sofralar büyüyor, davetler artıyor. Çay bardakları yenileniyor, ekranlarda vaazlar dönüyor. “Sakız orucu bozar mı?” sorusu yine itibarını koruyor. Ve her yıl olduğu gibi aynı cümle kuruluyor:

“Yoksulun hâlinden anlamak gerekir.”

Doğrudur.

Ama eksiktir.

Ramazan yalnızca açlıkla sınanma değildir; bir ölçü ayıdır. İnsanın kendisiyle yüzleşmesi kadar düzenle de yüzleşmesidir. Açlığın ne olduğunu anlamak için bir gün mideyi susturmak yetmez; o açlığın neden kalıcılaştığını sormak gerekir. Biz ise sorudan çok teselliyle meşgulüz.

Son birkaç ayda bazı sözler manşetlere taşındı.

Büyük sermaye çevrelerinden bir isim, Ali Sabancı, arzu ettiği ölçüde geçinemediğini söylüyor. Bir milletvekili, Mestan Özcan, “500 bin lira ile geçinemiyorum.” diyor. Eski başbakan Ahmet Davutoğlu, ekonomik sıkıntılarına dikkat çekiyor.

Asıl garabet şudur: Asgari ücretliler ve yoksulların sesi duyulmazken bu isimlerin “geçim” dertleri gündem olabiliyor.

Bir ülkede servet büyürken ücret küçülüyorsa, enflasyon sabit gelirlileri her ay biraz daha geriye itiyorsa, “geçinemiyorum” diyenler hâlâ görünmezken “500 bin lirayla geçinemiyorum.” diyenler manşetlerde yer alabiliyor.

Asgari ücretle ayın ortasını getiremeyen milyonların sesi manşet olmuyor. Emekli maaşıyla pazar filesini dolduramayanların cümlesi tartışma programlarına düşmüyor. Diploması cebinde, umudu valizinde bekleyen gençlerin “geçinemiyoruz” haykırışı ekonomik analiz başlığına dönüşmüyor.

Çünkü bu ülkede yoksulluk artık olağan.

Olağan olan ise görünmez.

Ramazan’da “yoksulun hâlini anlamak” çağrısı yapılır. Güzel bir çağrıdır; vicdana hitap eder. Fakat vicdan tek başına düzen kurmaz. Yoksulun hâlini anlamak yetmez. Yoksulluğun nedenini anlamak gerekir.

Eğer geniş kitleler sistemli biçimde yoksullaşıyorsa, bu kader değildir. Tercihtir. Ekonomik politikalardır. Gelir dağılımı anlayışıdır. Üretim modelidir. Yoksulluk tek başına uhrevi bir imtihan değil, siyasal bir sonuçtur.

Bu yüzden sakızın orucu bozup bozmadığı saatlerce tartışılırken emeğin alım gücünü bozan sistem aynı ciddiyetle konuşulmaz. Çünkü biri bireysel inanç alanındadır; diğeri kamusal sorumluluk alanında. Kamusal sorumluluk ise hesap sorar, hesap ister.

Ramazan dayanışmayı öğretir.

Ama dayanışma, adaletin yerine geçmez.

Erzak kolileri, iftar çadırları, yardım kampanyaları… Hepsi kıymetlidir. Fakat pansuman ile tedavi aynı şey değildir.

Ramazan ölçüyü hatırlatır.

Sofrada ölçü.

Harcamada ölçü.

Sözde ölçü.

Ve en çok da adalette ölçü.

Belki bu Ramazan’da soruyu değiştirmek gerekir.

“Yoksulun hâlini anlıyor muyuz?” diye sormadan önce şunu sormalıyız:

Bu ülkede neden bu kadar çok insan yoksul?

Gerçek muhasebe burada başlar.

İbadet bireyseldir.

Adalet toplumsaldır.

Ramazan bir ay sürer.

Adalet ise takvime bağlı değildir.

 

The post Sakız Orucu Bozar mı? first appeared on Hollanda Haberleri.

Makalenin tamamını oku