Osmanlı Torunuyum

5 gün önce 66

 

Ramazan’ın manevi iklimi hepimize huzur versin.

Tüm oruç tutanların ya da tutmaya niyetlenenlerin ibadetlerinin kabul olmasını diliyorum.

Sofralarımızın bereketli, israftan uzak ve ihtiyaç sahiplerini de gözeten sofralar olması temennisiyle…

Bugün, son zamanlarda özellikle Hollanda’daki Türk kökenli vatandaşlar arasında sıkça duyulan, hatta belki de Türkiye’den ithal ettiğimiz ilginç bir kavramı masaya yatırmak istiyorum: “Osmanlı torunuyum” söylemi.

Önce kendi adıma küçük bir itirafla başlayayım. Dün gece merak edip ailemin soy ağacına 1835’e kadar inerek baktım. Osmanlı Hanedanlığı’nın herhangi bir ferdiyle ne kan bağıma ne de akrabalığıma rastladım.

Dolayısıyla ailemle birlikte kesinlikle “Osmanlı torunu” değiliz. Yozgat’ın Boğazlıyan ilçesine bağlı Aşağı Hasinli köyünün muhtarı Ali’nin torunu olduğumu ve dedemin de dedesinin de bu köylü olduğunu gördüm.

Bu noktada yanlış anlaşılmasın; bir Türk olarak hem Hunlardan, hem Göktürklerden, hem Selçuklulardan, hem Osmanlı İmparatorluğu’ndan hem de Türkiye Cumhuriyeti’nden; ihtişamıyla, başarısızlıklarıyla, doğruları ve yanlışlarıyla söz etmek bizim ortak gerçeğimiz ve tarihimizdir.

Onların başarılarıyla gurur duymak en doğal hakkımız olduğu gibi, yanlışlarını eleştirmek de insani ve tarihsel bir sorumluluğumuzdur. Tarih, tozlu raflardaki bir albüm değil; hem gururlanıp hem ders çıkaracağımız bir yerdir. Bunu da özellikle belirteyim.

Peki Ama Neden “Osmanlı Torunuyum” Deniyor?

Son zamanlarda ortalık “Osmanlı torunuyum” diyenlerle dolu. Hollanda’daki vatandaşlarımız da boş durmuyor, onlar da torun.

Milyonlarca insan, ataları Osmanlı hanedanına kan bağıyla bağlı olmadığı halde neden bu ifadeyi kullanıyor? Araştırmalarım ve gözlemlerim sonucunda, bu ifadenin birkaç farklı anlam katmanı olduğunu gördüm:

Birinci Katman: Tarihi ve Kültürel Miras ile Övünme

Pek çok kişi için bu ifade, aslında “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım” demenin mecazi bir yolu. Altı yüz yıllık dev bir imparatorluğun kültürel mirasçısı olma bilinciyle, ortak bir geçmişe sahip çıkma arzusunu dile getiriyor.

Bu bakış açısında “Osmanlı” denince akla sadece bir hanedan değil, o devletin mayaladığı kültür ve medeniyet geliyor. Tabii o ihtişamın gölgede kalan yanlarını görmezden gelme şartıyla.

İkinci Katman: Kimliksel ve Siyasi Bir Söylem

Ancak işin rengi sadece masum bir tarih sevgisinde kalmıyor maalesef. Özellikle son yıllarda bu söylem, bilinçli bir siyasi jargon haline dönüştü.

Kuruluş Osman, Payitaht Abdülhamid gibi popüler tarih dizileriyle beslenen, kurguyla gerçeğin iç içe geçtiği bir ortamda, “Osmanlı torunu olmak” adeta bazı insanlara bir statü göstergesine dönüştü.

Değerli tarihçi İlber Ortaylı’nın, “Türk’üm diyemeyenlerin yeni jargonu: ‘Osmanlı torunuyum'” eleştirisi tam da bu noktaya parmak basıyor.

Bu ifade, etnik kimlik tartışmalarında alternatif bir üst kimlik arayışına, “Türk” kimliğine mesafeli duranlar için daha geniş ve “kapsayıcı” bir sığınağa dönüşebiliyor.

Daha da vahimi, Cumhuriyet’le sorunu olan bazı kesimler bu söylemi adeta bir hesaplaşma aracı olarak da kullanıyor. Osmanlı’nın özellikle son dönemindeki siyasi hataları, kaybedilen savaşlar ve elden çıkan topraklar görmezden gelinerek, sadece ihtişamlı bir geçmişe vurgu yapılıyor. Oysa rakamlar acıdır: II. Abdülhamid döneminde (1876-1909) Mısır’dan Tunus’a, Kıbrıs’tan Bosna’ya kadar yaklaşık 1,6 milyon km² toprak kaybedildiği gerçeği ortadayken, bu söylem bir tür “tarihsel hafıza kaybı” ile maluldür.

Üçüncü Katman: Günümüz Gerçekleriyle Yüzleşme

Oysa anavatanımızda her şeyin geriye gittiği ortadadır; kimin torunu olursanız olun. OECD eğitim sıralamasında sondan ikinci olduğumuz bir ortamda, her kurguya ve her kulaktan dolma bilgiye sahip çıkıp “böyle başarılar yapmış Osmanlı’nın torunuyum” deyiveriyor insanlar.

Bir önceki yazımda belirttiğim gibi, İkra; okumak ve anlamak çok önemlidir. Okumayınca bir toplum, maalesef hayaller dünyasından ve bir takım çıkarcıların kuklalığından kurtulamıyor.

Hollanda’dan Bir Bakış: Oranjının Torunu muyuz?

İşte tam bu noktada, Hollanda vatandaşı biri olarak konuya biraz da buradan bakmak istiyorum. Gelin bir soru soralım: “Ben Oranjının torunuyum” desem ne kadar mantıklı olur?

Kral Willem-Alexander’a ve Kraliçe Máxima’yı saygım ve sevgim sonsuz. Monarşi karşıtı biri olarak bile, ülkenin sembolü oldukları için onlara saygı duyuyorum. Ama soy bağım yok. Vatandaşlığım var, aidiyetim var, ama “torunluk” yok.

Oranje ailesinin de tarihte büyük başarıları var elbette; kölelik gibi insanlık dışı bir sömürgecilik geçmişini saymazsak tabii. Bu küçücük ülkeye 3 bin km’den gelmiş, düzenini benimsemiş, vatandaşı olmuşuz.

Peki bir Hollandalı’nın kendisini “Oranje torunuyum” diye tanımladığını duydunuz mu? Bu, ya bir şaka ya da tarihsel bir cehalet örneği olarak görülür. Çünkü Hollanda’da vatandaşlık, bir ulusa aidiyeti ifade eder; hanedanlık ise belirli bir aileye kan bağını. Hollandalılar, Oranje ailesinin yönettiği bir ulusun vatandaşlarıdır, ailenin “torunları” değil. Bu söylem onlar için tamamen anlamsızdır.

İşte asıl mesele de burada: Neden Hollanda’da olmayan böyle bir söylem Türkiye’de bu kadar yaygın ve hatta oradan buraya, diasporaya ihraç ediliyor?

 

Farkın Temel Nedeni: Tarihsel ve Siyasal Dönüşüm

Bu farkın temelinde, iki ülkenin tarihsel ve siyasal dönüşüm süreçlerindeki farklılık yatıyor:

Hollanda’da modern ulus devlet ve vatandaşlık bilinci çok daha eski ve köklüdür. Oranje ailesi saygı duyulan bir semboldür ancak Hollandalı olmanın ta kendisi değildir.

Oysa Türkiye Cumhuriyeti, bir imparatorluğun küllerinden doğmuş yeni bir ulus devlettir. Cumhuriyet’in ilk yıllarında yeni “Türk” kimliği inşa edilirken Osmanlı geçmişiyle belirli alanlarda bir kopuş yaşanmıştır.

“Osmanlı torunuyum” söylemi, işte bu kopuşa karşı bir tepki, kaybedilmiş bir imparatorluk ihtişamına duyulan özlem, belki de Osmanlı dönemindeki kulluk arzusu veya günümüzün karmaşık kimlik tartışmalarında bir konumlanma arayışı olarak okunabilir.

Sonuç

Sonuç olarak, “Osmanlı torunuyum” diyen birinin amacı, kan bağı iddiasından çok, tarihi bir mirasa sahip çıkma, onunla övünme ya da mevcut Cumhuriyetle bir hesaplaşma arzusudur. Ancak bu ifade, tıpkı bir Hollandalı’nın “Oranje torunuyum” demesi gibi, mantıksal bir temelden yoksundur. Duygusal, siyasi ve tarihsel bir ihtiyaçtan doğmaktadır.

Bu söylemin varlığı, mantıktan çok, Türkiye’nin kendine özgü tarihsel dönüşümü, siyasi tartışmaları ve kimlik arayışındaki duygusal ihtiyaçlarla açıklanabilir. Hollanda’dan bakan bir gözün rahatlıkla fark edeceği gibi, burada vatandaşlık ile hanedanlık, ulusun geçmişi ile bir ailenin soyu birbirine karıştırılmaktadır.

Okumak, anlamak ve sorgulamak bu yüzden çok önemli. Yoksa toplumlar, hayaller dünyasında ve çıkarcıların kuklası olmaktan kurtulamaz. İster Osmanlı torunu olsun, ister Oranjının, ister benim gibi Yozgat’ın gariban Hasinli köyünün muhtarı Ali’nin torunu… Tarihini bil, doğrusuyla yanlışıyla sahiplen. Ama bugünü ıskalama. Ne ataların gölgesine sığın, ne de geçmişi yok say.

Tarihini doğrusuyla yanlışıyla bilerek, ondan ders alarak ve günün gerçeklerini göz ardı etmeden…

Sağlıcakla, huzurla ve sevgiyle kalın.

 

 

The post Osmanlı Torunuyum first appeared on Hollanda Haberleri.

Makalenin tamamını oku