“Muhalefet” de Çerçeveye Sığar!

1 saat önce 10

 

4 Ağustos’tan beri son yılların en ağır gribini yaşıyorum.

 

İnsan hastalanınca önce kendine hükmetmeye çalışıyor. Bir süre acıyla boğuşuyorsunuz.

“Geçer” diyorsunuz. Biraz daha dayanıyorsunuz. Sonra bedeniniz üzerindeki hükmünüzü kaybedip koşulsuz bir teslimiyete geçiyorsunuz.

 

Ama bütün bunlara rağmen hemen doktora gitmedim.

 

Huşu içinde geçirdiğim dört günün sonunda, önceden alınmış uçak biletine riayet ederek Türkiye yollarına revan oldum.

 

Allahtan Amsterdam’dan Antalya Gazipaşa’ya direkt uçak vardı. Dört saatlik yolculuğun ardından evdeydim.

 

Ertesi gün doğru doktora…

 

Sanırım Türk toprağına ayak basmanın doğal refleksiydi.

 

Doktor şaşkınlıkla ve biraz da kızgınlıkla baktı:

“Ölmeye mi çalışıyorsunuz Kenan Bey?”

Hollanda sağlık sistemini anlatmak isterdim ama hiç mecalim yoktu.

 

“Ben Hollanda’da doktora gitsem yine parasetamol verecekti. Ben de doktora gitmeden kendim aldım” demekle yetindim.

 

Doktor da sanki Hollanda’daki meslektaşlarının açığını kapatmak istercesine bir çuval ilacı bir çırpıda yazıverdi.

 

İlaçlardan sonra doğru yaylaya…

Biliyorum, orası iyileştirir beni.

Çam ağaçlarının altında ağustos böceklerinin sesi ve genel bir sessizlik…

 

Tam da tahmin ettiğim gibi oldu.

Yaylaya çıkar çıkmaz biraz canlandım.

Kaç gündür ülke ve dünya gündeminden kopmuştum. Ne olmuş, ne bitmiş haberim yoktu.

 

“Şöyle bir televizyonlara bakayım” dedim.

Baktığıma bakacağıma…

 

Bütün gündem “Terörsüz Türkiye” sürecindeki çerçeve yasa üzerine kurulmuş.

Beni tanıyanlar bilir.

Terörün ülkemize verdiği tahribatın bir an önce son bulması gerektiğini savunanlardanım.

Ama genel eğilimden bir noktada ayrılıyorum.

Terörü yalnızca silahtan ibaret görmüyorum.

 

Terörün arkasında bir ideolojik duruş, bu ideolojik duruşun arkasında da emperyalist hesaplar olduğunu düşünüyorum.

 

Bugüne kadar örgütün geçmişine, Cumhuriyet’e ve Mustafa Kemal’e yönelik söylemlerinden vazgeçtiğini gösteren açık bir pişmanlık açıklaması duymuş değilim.

 

Cumhuriyet’i işgalci, Mustafa Kemal’i diktatör ilan eden; genç Cumhuriyetin gerici ve feodal ayaklanmaları bastırmasını hâlâ farklı bir tarih anlatısı içinde değerlendiren bir siyasi anlayışın, silah bırakma ve örgütsel fesih açıklamasıyla bir anda ortadan kalktığına nasıl inanacağız?

 

Elbette silahların susmasını isterim.

Ama silahın susması başka şeydir, terörün bitmesi başka…

 

Silahların susması elbette önemlidir. Ama bu, meselenin bütün boyutlarıyla sona erdiği anlamına gelmez.

 

Silahlar susabilir. Örgüt kendisini feshedebilir. Ama terörü doğuran düşünsel ve siyasal zemin ortadan kalkmadıysa, yalnızca silahların susmasına bakarak “terör bitti” demek mümkün değildir.

 

Üstelik toplumsal mutabakatın nasıl sağlanacağı, sürecin hangi şartlarda ilerleyeceği ve sonunda nasıl bir tablo ortaya çıkacağı konusunda hâlâ pek çok soru varken…

 

İşte tam da böyle bir ortamda, büyük büyük pozlar verip kendilerini yalnızca Erdoğan karşıtlığıyla tanımlayanların, önlerine konulan çerçeveye hemen imza atıvermelerini görünce insan sormadan edemiyor:

 

Muhalefet neye muhalefet ediyor?

İktidara mı?

Yoksa kendi söylediklerine mi?

Muhalefet önce gerektiğinde “hayır” diyebilmeli.

 

İktidarın karşısında dik durabilmeli. Önüne konulan her çerçeveyi sorgusuz sualsiz kabul etmek yerine, kendi siyasi aklıyla değerlendirebilmeli.

 

Ama muhalefetin görevi bununla da bitmez.

İktidarın çözemediği sorunlara çözüm üretmeli, topluma başka bir seçenek gösterebilmeli ve gerektiğinde topluma liderlik edebilmelidir.

 

Çünkü muhalefetin görevi, iktidarın çizdiği sınırlar içinde siyaset yapmak değil; gerektiğinde kendi siyasal hattını ortaya koyabilmektir.

 

Yoksa iktidarın çözemediği sorunlara çözüm üretmek yerine, iktidarın önüne koyduğu her çerçeveye sığmaya çalışmak, muhalefet etmek değildir.

 

Demek ki aziz milletim…

Muhalefetimiz de çerçeveye sığıyor!

The post “Muhalefet” de Çerçeveye Sığar! first appeared on Hollanda Haberleri.

Makalenin tamamını oku