MODERN YALNIZLIK

1 saat önce 5

 

Belki de insanlık tarihinin en büyük ironilerinden birini yaşıyoruz:

Hiçbir çağda birbirimize bu kadar yakın olmadık;

hiçbir çağda birbirimizden bu kadar uzak düşmedik.

Bir dokunuşla dünyanın öbür ucundaki insana ulaşabiliyoruz. Sesimizi, yüzümüzü, düşüncelerimizi saniyeler içinde paylaşabiliyoruz. Hayatlarımız ekranların içinde birbirine değiyor.

Ama ruhlarımız?

Onlar giderek daha sessiz odalara çekiliyor.

Modern yalnızlık, kapısını içeriden kilitlediğimiz bir odadır. Anahtar cebimizdedir ama kapıyı açmaya cesaretimiz yoktur. Çünkü dışarı çıktığımızda yalnızlığımızın başkaları tarafından değil, önce kendimiz tarafından fark edileceğini biliriz.

Belki de asıl mesele yalnız olmak değildir.

Asıl mesele, kendimizle baş başa kaldığımızda kim olduğumuzu artık bilememektir.

Bu yüzden sürekli meşgulüz.

Sürekli bir şey izliyoruz.

Bir şey dinliyoruz.

Bir şey okuyoruz.

Birileriyle konuşuyoruz.

 

Çünkü sessizlikten korkuyoruz.

Sessizlikte insan, başkalarının sesinden kurtulur ve kendi sesini duymaya başlar.

İşte modern insanın en büyük korkusu belki de budur:

Kendisini duymak.

Çünkü kendi sesimiz, bize dünyanın söylemediği şeyleri söyler.

Neyi kaybettiğimizi…

Neyi istemediğimizi…

Kim olduğumuzu sandığımız kişiyle kim olduğumuz arasındaki uçurumu…

Ve belki de en acısı:

Bunca yıldır peşinden koştuğumuz şeylerin gerçekten bize ait olup olmadığını.

Modern toplum bize sürekli “daha fazla” olmayı öğretiyor.

Daha başarılı.

Daha güzel.

Daha zengin.

Daha görünür.

Daha beğenilir.

Ama hiç kimse bize daha gerçek olmayı öğretmiyor.

Çünkü gerçek insan ölçülemez.

Kaç takipçin var?

Kaç kişi seni beğeniyor?

Ne kadar kazanıyorsun?

Ne kadar görünürsün?

Sorular, sorular,sorular….

Bunların hiçbirisi gecenin bir yarısı insanın kendi içine sorduğu o soruya cevap vermez:

“Ben gerçekten mutlu muyum?”

Belki de modern yalnızlığın özü burada saklıdır.

İnsan artık yalnızca başkalarından değil, kendi hakikatinden de uzaklaşmıştır.

Kendisine ait olmayan hayatları izleyerek kendi hayatını küçümsemeye başlamıştır.

Başkasının mutluluğunu gördükçe kendi hayatındaki eksikleri sayar.

Başkasının başarısını gördükçe kendi yolunu değersizleştirir.

Başkasının kusursuz görünen hayatına bakarken kendi kusurlarıyla savaşır.

Ve farkında olmadan kendi hayatının seyircisine dönüşür.

Oysa hayat seyredilmek için değil, yaşanmak içindir.

Belki de bu yüzden modern insanın en büyük ihtiyacı yeni bir ilişki, yeni bir arkadaşlık ya da yeni bir kalabalık değildir.

Belki önce kendisine dönmesi gerekir.

Kendi sessizliğine.

Kendi korkularına.

Kendi eksikliklerine.

Kendi geçmişine.

Çünkü insan kendisiyle barışmadan başkalarıyla kurduğu bütün yakınlıklar biraz eksik kalır.

Bir başkasının yanında bile yalnız hissedebilir.

Çünkü yalnızlık bazen etrafımızdaki insan sayısıyla değil, kendimizle aramızdaki mesafeyle ölçülür.

Ve belki de çağımızın en acı yalnızlığı şudur:

İnsanlar artık birbirlerine ulaşabiliyorlar ama birbirlerine dokunamıyorlar.

Mesajlar gidiyor.

Fotoğraflar gidiyor.

Sesler gidiyor.

Kalpler ise çoğu zaman yerinde duruyor.

Birbirimizin hayatından haberdarız ama birbirimizin içinden habersiziz.

Kimin ne yaptığını biliyoruz.

Ama kimin ne hissettiğini bilmiyoruz.

Belki de yeniden öğrenmemiz gereken şey iletişim değil, temas.

Bir insanın gözlerinin içine bakmayı…

Cevap vermek için değil, anlamak için dinlemeyi…

Birinin sessizliğini hemen doldurmamayı…

Ve bazen hiçbir şey söylemeden yanında kalabilmeyi.

Çünkü insanın insana en büyük hediyesi çözüm değildir.

Bazen sadece orada olmaktır.

Belki modern yalnızlıktan kurtulmanın yolu daha fazla insana ulaşmak değil; birkaç insana gerçekten ulaşabilmektir.

Daha çok konuşmak değil, daha sahici konuşabilmektir.

Daha çok görünmek değil, birilerinin gözünde gerçekten görülebilmektir.

Ve belki en önemlisi…

Kendimizden kaçmayı bırakmaktır.

Çünkü insan bütün dünyayı kendisine arkadaş edinse bile, kendi içindeki boşlukla konuşmayı öğrenmedikçe yalnızlığından kurtulamaz.

Sonunda herkes gider.

Ekranlar kapanır.

Bildirimler susar.

Kalabalıklar dağılır.

Ve insan yine kendi sessizliğiyle baş başa kalır.

İşte o an anlarız:

Yalnızlık, etrafımızda kimsenin olmaması değildir.

Yalnızlık, bütün sesler sustuğunda içimizde konuşacak kimse bulamamaktır.

Belki de gerçek özgürlük, o sessizlikten kaçmamakla başlar.

Çünkü insan kendisiyle oturmayı öğrendiği gün, yalnızlığın anlamı değişir.

Artık sessizlik bir boşluk değildir.

Bir aynadır.

Ve insan, o aynaya bakmaya cesaret ettiğinde belki ilk kez gerçekten kendisiyle tanışır.

“Yalnızlık, etrafımızda kimsenin olmaması değil; bütün sesler sustuğunda içimizde konuşacak kimse bulamamaktır.”

Dostça selamlarımla,

Kamil Kopuz

Kkopuz53@gmail.com

 

 

 

 

The post MODERN YALNIZLIK first appeared on Hollanda Haberleri.

Makalenin tamamını oku