Göç etmek, sadece koordinatların değişmesi veya bir bedenin bir coğrafyadan diğerine taşınması değil; insanın asıl yükünün kendisi olduğunu ve nereye giderse gitsin kendinden kaçamayacağını anladığı o sancılı farkındalık sürecinin başlangıcıdır.
Valizler büyük bir titizlikle hazırlanıp eşyalar arasında zorunlu seçimler yapılırken, aslında en ağır yükün hiçbir bavula sığmayan ve geride bırakılması imkansız olan öz benliğimiz olduğu gerçeği nedense hep göz ardı edilir.
Bir şehirden bir diğerine ya da bir ülkeden bambaşka bir iklime savrulurken, insan aslında sadece aynı hayatın farklı dekorlarla süslenmiş bir versiyonuna uyanır, çünkü sokaklar, diller ve yabancı yüzler ne kadar değişirse değişsin, insanın içindeki o kadim boşluk yerli yerinde durmaya devam eder.
Göç her ne kadar parlatılmış bir umut masalı, taze bir başlangıç veya yeni bir şans kapısı gibi ambalajlanıp sunulsa da, bu başlangıcın beraberinde getirdiği o derin ve köksüz yalnızlıktan nedense kimse bahsetmez.
Her sabah bir yabancı olarak uyanmanın ağırlığı altında, basit bir market alışverişinde bile kararsız kalmanın ya da zihinde hızla dönen cümlelerin boğazda düğümlenip kelimelere dökülememesinin yarattığı o çaresiz sessizlik, aslında anlatacak birini bulamamaktan daha yaralayıcı değildir.
Göçmen olmak; sadece yabancı bir toprakta ikamet etmek değil, bir türlü tamamlanamayan bir cümle gibi eksik ve yarım kalmak, ne tam anlamıyla vardığı yere ait olabilmek ne de artık bir yabancıya dönüştüğü o eski evine geri dönebilmektir.
Zamanla alışılacağı söylenen bu durum aslında geçip giden bir sancı değil, insanın o sızıyla yaşamayı kanıksadığı ve iki kimlik arasında sıkışıp kaldığı bitmek bilmeyen bir araftır. Günün birinde artık eski “sen” olmadığını fark ettiğinde, henüz yeni birine de dönüşememiş olmanın yarattığı o kimliksizlik boşluğunda, insanın yavaş yavaş silindiğini ama bir türlü tamamen yok olamadığını hissetmesi göçün en yalın tanımıdır.
Kendini yeniden inşa etmeye çalışırken elinde kalan o eski hayatın kırık parçalarıyla ne yapacağını bilememek ve insanların sadece bir ülke değiştirdiğini sandığı o anlarda, aslında senin koca bir ömrü ve ruhunu geride bıraktığını kimsenin bilmemesi en büyük trajedidir.
Dışarıdan bakıldığında büyük bir cesaret örneği gibi görünen bu yolculuk, aslında içeriden bakıldığında hiç bitmeyen, her gün yeniden başlayan ve sessizce ruhu kemiren o bitimsiz vedanın ta kendisidir.
The post Mekan Değişir, Kader Bakidir first appeared on Hollanda Haberleri.

1 saat önce
18














Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·