Devrimler yalnız cephede kazanılmaz. Asıl devrim, savaş meydanlarının dumanı dağıldıktan sonra başlar.
Yüzyılın başında Anadolu yorgundu; Balkan bozgunu, Birinci Dünya Savaşı ve ardından işgal… Köylerde erkek nüfus azalmış, üretim düşmüş, halk yoksulluk ve cehaletle kuşatılmıştı, fakat o karanlığın içinden bir ulus iradesi doğdu.
Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde yürütülen Milli Mücadele yalnızca toprağı kurtarmadı, teba anlayışının yerine yurttaş bilincini de koydu.
Ne var ki askeri zafer, tek başına bir toplum yaratmaz. Cumhuriyet’in asıl savaşı, yüzyılların biriktirdiği geri kalmışlığa karşıydı. Ümmetten millete, kulluktan yurttaşlığa geçiş… İşte büyük dönüşüm buydu.
17 Şubat 1926’da kabul edilen Türk Medeni Kanunu, bu kavganın hukuk alanındaki en köklü adımıdır. Salt bir yasa değişikliği değildir; Cumhuriyet’in toplumsal yapıya attığı sağlam bir temeldir. Kaynağını büyük ölçüde İsviçre Medeni Kanunu’ndan alır; fakat ruhunu Anadolu’nun aydınlanma iradesinden.
Bu kanunla birlikte çok eşlilik kaldırılmış, resmi nikâh esası getirilmiş, miras ve boşanma hukukunda kadın-erkek eşitliği sağlanmıştır. Aile, erkeğin mutlak egemenliğine dayanan bir yapı olmaktan çıkarılmış; hukukun güvencesine bağlanmıştır. Kadın, “korunan” bir varlık değil, hak sahibi yurttaş olarak tanımlanmıştır.
Unutmayalım: Cepheye kağnısıyla mermi taşıyan Anadolu kadınına barış günlerinde “yerin evindir” denilemezdi. Cumhuriyet bunu demedi. 1930’da belediye seçimlerinde, 1933’te muhtarlıkta, 1934’te milletvekilliğinde kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındı. Oysaki o yıllarda Avrupa’nın pek çok ülkesinde kadınlar hâlâ siyasal hak mücadelesi veriyordu.
Medeni Kanun, yalnızca aile hukukunu düzenleyen bir metin değildir. Laik hukuk düzeninin omurgasıdır. Feodal bağların çözülmesi, bireyin hukuk önünde eşit yurttaş olarak tanınması bu temele dayanır. Kadının özgürlüğü ise, bu dönüşümün turnusol kâğıdıdır. Çünkü kadını eve kapatan anlayış, toplumu da karanlığa mahkûm eder.
Aradan yüz yıl geçti.
Bugün sormamız gereken soru şudur: Hukukta yazılı olan eşitlik, yaşamın içinde ne ölçüde karşılığını buluyor? Kadın emeği hâlâ görünmez kılınmıyor mu? Şiddet ve ayrımcılık tümüyle aşılmış mıdır?
Yasa çağdaş olabilir; ancak toplumsal bilinç aynı hızla ilerlemezse, devrim eksik kalır. Cumhuriyet’in aydınlanma projesi bir kez yapılıp kenara bırakılacak bir düzenleme değildir; süreklilik ister, bilinç ister, sahiplenme ister.
Medeni Kanun’u anmak, geçmişe saygı duruşunda bulunmak değildir yalnızca. Onu yaşatmak, eşit yurttaşlık ilkesini savunmak, laikliği ve toplumsal adaleti kararlılıkla korumaktır.
Çünkü medeniyet, kağıt üzerinde yazılı haklarla değil; o hakların gündelik yaşamda karşılık bulmasıyla ölçülür.
Kadının adı yasada eşitliktir. Asıl mesele, o eşitliğin hayatın her alanında gerçeğe dönüştürülmesidir.
The post Medeniyet first appeared on Hollanda Haberleri.

1 hafta önce
45













Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·