Kürtlerin ve Türklerin Çıkmazı

1 hafta önce 39

 

Bugün öncelikle, tam 33 yıl önce faili meçhul bir cinayete kurban giden Uğur Mumcu’yu ve onun yolundaki diğer aydınlarımızı rahmetle anıyorum.

Onun Berlin konuşmasından bir bölümü vererek bugünkü yazıma başlayacağım:

“Terör bir insanlık suçudur. Bu terör kim tarafından yapılırsa yapılsın, PKK gibi, Dev-Sol gibi, ya da ülkücü gruplar gibi veya İslamcı terör grupları gibi. Terörün bir tanesinden yana olmak veya bir tanesine hoşgörüyle bakmak ya da bu olayları suskunlukla geçiştirmek bir insanlık suçudur. Emperyalizm… Kürt siyaseti çok tehlikeli bir oyundur. Kürt sorununda bütün yollar Roma’ya ya da Kerkük’e, Ankara’ya da değil, bütün yollar Washington’a, Paris’e, Berlin’e çıkıyor.(Berlin 1982).” Mumcu’nun 1982’deki bu sözleri bugün hâlâ geçerlidir. Bugün bu listeye belirgin kalın harflerle İsrail’i de ekleyebiliriz.

Bu hassas konuyu, vatanını seven tüm Kürt kardeşlerimi ayrı tutarak ele alıyorum.

Beni tanıyanlar bilir, olaylara her zaman insani açıdan yaklaşırım; elbette milletim ve vatanım açısından da değerlendiririm.

Son günlerde bölgemizde yaşananlar, emperyalist güçlerin her zamanki gibi yöre halkını birbirine düşürerek kazanç elde etme çabalarını gösteriyor. Maalesef yöre halkı ve çıkar odaklı liderler bu oyuna geliyor. Bunu Irak’ta da gördük, Suriye’de de… Anavatanımızda yıllardır bu acı gerçeklerle yaşıyoruz.

Elbette Suriye’deki veya dünyanın herhangi bir yerindeki haksızlıklara, mağdurun ırkına veya mezhebine bakmadan karşı olalım. Doğru ve insani yaklaşım budur. Ancak bir sorunu salt ırka veya mezhebe indirgeyerek ele almamalıyız. Özellikle, başka bir ülkedeki meseleyi ülkemize taşıyarak vatanımızın huzurunu bozmamalıyız.

Avrupa’da yaşayan, konfor alanından çıkmayan bazı klavye kahramanları, sırf ırki duygularla konuşup, “sınıra gidin, şunu yapın, bunu yapın” diyorlar. Türkiye’deki vatandaşımızı kışkırtmaya kimsenin hakkı yoktur. Bu sorumsuz davranışlar vatanımıza zarar verecek boyuta gelirse kimse bunu kabul etmez.

Türkiye’de yaşayan insanların ilk önce seksen altı milyonun önceliği olmalıdır. Elbette mazlumun yanında olalım, ancak İran’da, Irak’ta, Suriye’deki kavga Türkiye’ye ithal edilmemelidir. Bunu yapmak, emperyalistlerin ekmeğine yağ sürerek ırkçılıktan veya mezhepçilikten başka bir şey yapmıyor.

Türkiye’de gitmediğim il kalmadı. Elbette her ilin ve orada yaşayan insanımızın farklı şartları, kültürleri, dilleri ve lehçeleri vardır. Ancak hepsi, Türkiye’nin ayrılmaz bir parçası ve bu milleti millet yapan değerlerin taşıyıcısıdır. Bu değerleri, vatanı ve bayrağı sahiplenmek, benimsemek ve candan sevmek, vatandaşlığın en temel görevidir.

Halkımız yüzyıllardır iç içe yaşamış, kız alıp vermiş, akraba olmuş, kader birliği yapmış; Malazgirt’te, Çanakkale’de ve Kurtuluş Savaşı’nda omuz omuza savaşmış iki kardeş topluluktur.

Maalesef, ayrılık ateşiyle yanıp “Büyük Kürdistan” hayali kuran bir kesim, isyan ve terör yoluyla ülkemizi yıllarca acılara boğdu. Bu hayali icat edip besleyen emperyalist ülkeler, Türkiye için imkansız olan bu hayali, bazen yöneticilerimizin de hatalarından da faydalanarak tarih boyunca kullandılar, bugün de kullanıyorlar. Bu hayalin peşindekiler şunu iyi bilmeli: Kendi aile mirasını dahi hakkaniyetle paylaşamayan insanlar, konu vatan toprağı olunca nasıl paylaşacak? Bunu ne Türkler ne de vatanını seven Kürtler asla kabul etmez.

Evet, Kürt kökenlilerin bir kısmı tarih boyunca bağımsız devlet hayali kurmuş, bu talebi bazı ülkelerde dile getirmiştir. Bu anlaşılabilir bir durumdur, ancak şartlar ve konjonktür buna hiç fırsat vermemiştir. Bu coğrafyada bunun gerçekleşmesi de oldukça zordur.

O halde yapılması gereken, hayal değil, içinde yaşadığımız ve ortağı olduğumuz somut vatanımız Türkiye’ye sahip çıkmaktır.

Asıl sorun “Türk” kavramını yanlış anlamaktan kaynaklanıyor. Oysa Anayasa’da belirtildiği üzere bu, etnik bir köken değil, vatandaşlık bağıdır. Yani, “Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.” Nasıl ki Avrupa’da bir Alman “Alman’ım”, Fransız “Fransız’ım” diyorsa, bu topraklarda da yaşayan herkes “Türk’üm” demelidir.

Maalesef, ayrılıkçı ve bölücü odaklar ellerini bir türlü üzerimizden çekmiyorlar, çünkü bu onların çıkarlarına uyuşturucu ve gayri resmi ticaretlerine ters düşüyor. O sebeple kalıcı bir barış bir türlü tesis edilemiyor. Bu ayrılıkçı talep, emperyalist güçler tarafından sürekli kullanılmıştır ve hâlâ kullanılmaktadır. Önemli olan, bu oyunlara karşı hepimizin vatanına sahip çıkma bilincidir.

Geçtiğimiz günlerde Nusaybin’de yaşanan, ortak değerimiz şanlı bayrağımıza yapılan hakaret içeren eylemlerin ne barışa ne de sorunların çözümüne bir katkısı vardır.

Sonuç olarak, her iki halk sorunlarının çözümünü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bulmalıdır. Bu çözüm, demokratikleşme, hukukun eşit uygulanması, ekonomik kalkınma ve bireysel-kültürel hakların herkes için geliştirilmesi yoluyla olmalıdır.

Tabii ki ayrılık isteyenler bir tercih de yapmak zorundadır: Ya “vatanımıza, devletimize ve bayrağımıza bağlı kalacağız” diyerek bu bütünün parçası olacaklar, ya da bedeli ne olursa olsun gerçekleşmesi imkansız bir hayalin peşinden gidip onun bedelini ödeyeceklerdir.

Türklerle Kürtler, Selçuklu ’da, Osmanlı’da ve nihayet Türkiye Cumhuriyeti’nde ortak bir devlet çatısı altında yaşamışlardır ve inşallah birlikte binlerce yıl yaşamaya devam edeceğiz.

Türkiye’nin gücü, bu kadim birliktelikten ve çeşitlilik içindeki birliğinden gelir.

Unutmayalım: Bu vatan hepimizin. Ona sahip çıkmak, birbirimize sahip çıkmaktan geçer

Sağlıkla, sevgiyle ve bilhassa birbirinize sahip çıkarak.

Bir birinizi severek yaşayın.

 

 

The post Kürtlerin ve Türklerin Çıkmazı first appeared on Hollanda Haberleri.

Makalenin tamamını oku