Ortalık toz duman olduğunda biraz yükselmek gerekir.
Olaylara biraz tepeden bakmak…
Çünkü yere fazla yakından bakınca taşları görürsünüz, yolu değil.
Memleketin üzerine de bugün biraz toz duman çökmüşse, Kocatepe’ye çıkıp etrafa bakmakta fayda var.
Kocatepe’den bakınca 26 Ağustos 1922 sabahı görünür.
Bir milletin kaderini değiştirmek üzere yola çıkan insanları görürsünüz.
26, 27, 28, 29 Ağustos…
Günler boyunca süren o büyük yürüyüşü…
Ölümün üzerine yürüyen insanları…
Kendi ikballerini değil, milletin istiklalini düşünenleri.
Onların önünde şehadet vardı.
Ama tereddüt yoktu.
Çünkü bazı zamanlarda insanın kendi hayatından daha büyük bir şey vardır:
Milletin geleceği.
26 Ağustos’ta başlayan yürüyüş, 30 Ağustos’ta zafere ulaştı.
Ama hikâye orada bitmedi.
Türk ordusu İzmir’e doğru yürüdü.
9 Eylül’de İzmir’e girdi.
Kocatepe’den bakınca, bütün bu yolu tek bir çizgi halinde görürsünüz.
Ve o çizginin adı bellidir:
İstiklal.
Bunu en iyi anlatanlardan biri Nazım Hikmet’tir.
Nazım Hikmet, Budapeşte’deki Bizim Radyo’da spiker Togay Benderli’ye konuşuyor.
Spiker: Bugün 30 Ağustos. Sizin ve dolayısıyla Türkiye halkının en büyük bayramlarından biri. Bu münasebetle hem size hem bütün Türkiye halkını candan tebrik ederim. Acaba bize bu münasebetle bir şeyler söyler misiniz?
Nazım Hikmet: Evvela tebrikinize teşekkür ederim. Cidden, 30 Ağustos bizim, Türklerin en büyük bayramlarından biri ve zannediyorum ki yalnız bizim değil; insanlığın bayramlarından biri. Çünkü 30 Ağustos’ta ilk defa biz Türkler insanlığa, sömürgeciliğe karşı ve emperyalizme karşı muzaffer olabilmenin yollarından birini gösterdik. Bu da sömürgeciliğe karşı silah elde çarpışmakla olur. Ve sömürgeciliğin her şeye rağmen yıkılmaya mahkum olduğunu gösteren milletlerden biri de benim milletimdir. Bunun için cidden bu bayram büyük bayramdır. Ve bir daha tekrar ediyorum: Yalnız Türk milletinin bayramı değil, insanlığın da bayramlarından biridir.
Nazım’ın burada söylediği bir cümle, 30 Ağustos’un anlamını tek başına anlatmaya yeter:
“İnsanlığın bayramı.”
Neden?
Çünkü 30 Ağustos’ta yalnızca bir ordu yenilmedi.
Bir emperyalist plan bozuldu.
Anadolu’nun paylaşılması, parçalanması ve bir milletin tarih sahnesinden silinmesi hesabı bozuldu.
Bir millet, kendisi için çizilen kaderi kabul etmedi.
İşte Nazım’ın gördüğü büyük tarihsel anlam burada.
Anadolu’da kazanılan zafer, “emperyalizm yenilmez” düşüncesini yerle bir etti.
Bu yüzden 30 Ağustos’un yankısı Anadolu sınırlarını aştı.
Bağımsızlık mücadelesi veren halklar için bir örnek oldu.
Mazlum milletler şunu gördü:
Emperyalizmin karşısında durulabilir.
Teslim olmak zorunlu değildir.
Bir millet kendi kaderini kendi ellerine alabilir.
Nazım’ın 30 Ağustos’u insanlığın bayramı olarak görmesinin nedeni budur.
Çünkü bir milletin bağımsızlığı, başka milletlerin bağımsızlık umuduna dönüşebilir.
30 Ağustos’a yalnızca bir askeri zafer olarak bakarsak, tarihin en önemli tarafını kaçırırız.
Çünkü o gün kırılan yalnızca düşmanın askeri gücü değildi.
Emperyalizmin dayattığı boyunduruk da kırıldı.
Ve Anadolu’da başka bir şey başladı.
Tebaa dönemi kapanıyor, yurttaşlık fikri doğuyordu.
Padişahın kulları değil, kendi kaderine sahip çıkan yurttaşlar…
Bağımsız bir devlet fikriyle birlikte özgür bir toplum fikri de büyüyordu.
30 Ağustos’un asıl büyüklüğü biraz da buradadır.
Bugün Kocatepe’den bakmak bu yüzden önemlidir.
Çünkü yukarı çıktığınızda makamlar küçülür.
Kişisel hesaplar küçülür.
Günübirlik tartışmalar küçülür.
Geriye memleket kalır.
Ve insan ister istemez şu soruyu sorar:
Biz bugün neyi savunuyoruz?
Kendi çıkarımızı mı?
Kendi ikbalimizi mi?
Yoksa bu ülkenin geleceğini mi?
26 Ağustos’ta Kocatepe’ye çıkanların cevabı belliydi.
Onlar kendilerinden sonrasını düşündüler.
Belki adlarını bile bilmeyecek insanların özgür yaşayabilmesi için yürüdüler.
Bugün bize düşen de o mirası yalnızca anmak değildir.
Anlamak…
Çünkü bağımsızlık, bir kez kazanılıp sonsuza kadar cebimizde taşınacak bir şey değildir.
Her kuşak kendi zamanında ona sahip çıkmak zorundadır.
Bu nedenle 30 Ağustos’u küçümseyenlere, unutturmaya çalışanlara veya bu büyük zaferi sıradan bir askeri başarıya indirgeyenlere bakarken dikkatli olmak gerekir.
Çünkü burada yalnızca bir bayramdan söz etmiyoruz.
Bir milletin özgürleşme hikâyesinden söz ediyoruz.
Tebaa olmaktan yurttaş olmaya geçişten…
Emperyalizmin karşısında diz çökmemekten…
Kendi kaderine sahip çıkmaktan…
30 Ağustos’u görmezden gelmek, bu yüzden yalnızca geçmişe sırt çevirmek değildir.
Bu milletin nasıl özgür olduğunu unutmasını istemektir.
Kocatepe’den bakınca bazı şeyler daha net görünür.
26 Ağustos…
30 Ağustos…
9 Eylül…
Birbirinden kopuk üç tarih değildir bunlar.
Aynı yürüyüşün üç durağıdır.
Ve o yürüyüşün adı:
İstiklal.
Bugün bize düşen, o tepeden bakıp yalnızca geçmişi görmek değil.
Kendi zamanımızı da oradan görebilmektir.
Çünkü tarih bazen geçmişi anlatmak için değil, bugünü anlamak için hatırlanır.
Kocatepe’den bakınca insanın gördüğü en önemli şey de budur:
Bir millet, kendi kaderine sahip çıktığı gün özgürdür.
The post Kocatepe’den Bakmak first appeared on Hollanda Haberleri.

1 saat önce
12












Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·