Baştan söylüyorum, çok ciddi bir konu olduğu için sivri dil ve alaya yer vermiyorum bu yazıda. Zira konumuz: Feminizm! Hatta biraz fazla akademik dil de kullanmış olabilirim, evet, öyle bir tarafımız da vardı.
Feminizm, ortaya çıktığı dönemden itibaren çeşitli akımların gelişmesine zemin hazırlamıştır.
20. yüzyılın sonlarına doğru Kimberlé Crenshaw tarafından feminizm alanına önemli bir katkı olarak ortaya konulan akımlardan biri intersectional feminism, yani kesişimsel feminizmdir. Kesişimsel feminizmin temellerinin, 1970’li yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’nde ortaya çıkan siyah feminizm hareketiyle atıldığı görülmektedir.
Siyah feminizm, daha sonra kesişimsel feminizmin temelini oluşturacak olan politik ve kültürel bir hareketti. 1970’lerin sonlarına doğru Latin Amerika ve Karayipler’de ilk kadın hareketlerinin ortaya çıktığı görülmektedir. Bu bölgelerdeki kadınlar; ırk, cinsiyet, sınıf, etnik köken ve cinsel yönelim gibi farklı unsurların da dikkate alınmasını talep etmişlerdir.
Kadınlar, bu unsurların bir araya gelmesi nedeniyle çoklu bir baskı ve ayrımcılık deneyimlemişlerdir.
Kesişimsel feminizm, Kimberlé Crenshaw’a göre, dönemin feminist ve ırkçılık karşıtı söylemlerinin, renkli kadınların kesişen kimliklerinden kaynaklanan sorunları yeterince görünür kılamaması nedeniyle ortaya çıkmıştır. Kesişimsel feminizm, erkek kaynaklı şiddetin iki boyutuna, yani dayak ve tecavüz gibi şiddet biçimlerine odaklanmaktadır.
Crenshaw’a göre, renkli kadınların cinsiyetçilik ve ırkçılığın kesişiminden kaynaklanan deneyimleri, mevcut feminist ve ırkçılık karşıtı söylemler içerisinde yeterince temsil edilmemekte ve görünür kılınmamaktadır.
Bu kadınların kimlikleri her iki söylem içerisinde de marjinalleştirilmektedir; çünkü bu kadınlar hem kadındır hem de renkli kadındır. Crenshaw, kesişimsel feminizm aracılığıyla yeni bir kimlik teorisi ortaya koymayı amaçlamadığını belirtmektedir.
Aynı zamanda kadınlara yönelik şiddetin, renkli kadınlar söz konusu olduğunda yalnızca ırk ve toplumsal cinsiyet çerçeveleri içerisinde açıklanabileceğini de savunmamaktadır.
Irk ve toplumsal cinsiyet, renkli kadınlara yönelik şiddetin yapısal, politik ve temsile ilişkin boyutlarında birbiriyle kesişmektedir. Kesişimsel feminizmin odağında toplumsal cinsiyet ve ırk bulunmakla birlikte, temel amaç, toplumsal dünyaya katılan kadınların sahip olduğu farklı ve kesişen kimliklerin dikkate alınmasının gerekliliğini görünür kılmaktır.
Peki, Fatmagül’ün Suçu Ne o zaman?
Türk dizisi fakat Güney Amerika’da rekor kırmış dizilerden biri “¿Qué culpa tiene Fatmagül?”, yani Fatmagül’ün Suçu Ne? Bu dizinin içerisinde farklı teorik yaklaşımlar birbiriyle kesişmektedir. Dizi, erkekler ve kadınlar arasındaki toplumsal ilişkileri ve sorunları, aynı zamanda üst ve alt sosyoekonomik sınıflar arasındaki ilişkileri ve eşitsizlikleri ele almaktadır.
Fatmagül karakteri, alt-orta sınıfa mensup bir kadın olarak tanımlanabilir. Düşük bir gelire ve düşük eğitim düzeyine sahip olan Fatmagül, kırsal bir bölgede yaşamaktadır. Tecavüz faillerinin ise varlıklı ailelerden gelmesi, dizide sınıfsal farklılıkların ve güç ilişkilerinin belirginleşmesini sağlamaktadır. Buna karşılık Kerim karakteri, Fatmagül ile benzer toplumsal konumu temsil etmektedir. Dizi kesişimsel feministliğin bir örneği olduğunu düşünüyorum. Bunun temel nedeni alt sınıftan genç bir kadına yönelik cinsel şiddet ve sınıfsal şiddet konularını ele almasıdır.
Artık kesişimsel feministliğin de ne olduğunu öğrendiğimize göre artık kadınlara iyi davranalım! Onlar kirli ve kokmuş ayaklarınız altında ezilmeye layık değil, aksine omuzlarınızda taşınmaya layıklar. Ayrıca bunu zaten bize tarihe ismini kazıyan Gazi Mustafa Kemal Atatürk söylemişti, değil mi?
Ciddi Loca Gundi
Dipnot: Papaz Vedatos Gultekinos Trabzon yolundaydı en son, en geç haftaya dönmüş olur tozlu perdeli sahnesiyle.
The post Intersectional feminism’in içinde “¿Qué culpa tiene Fatmagül?” o zaman! first appeared on Hollanda Haberleri.

4 gün önce
63












Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·