İnsan Kötü

4 gün önce 41

 

İyileştiren ile Bozan: Arılar ve İnsan

 

Bu başlığı yazarken bir insan olarak içinde yaşadığımız dünyaya verdiğimiz zararları düşündüm.

 

Yıllar önce, dünya güzeli yeşilin ve mavinin en güzelini sergileyen Sinop’a bir eğitime gelmiştim.

 

Geçtiğimiz hafta ise yeğenim Veteriner Hekim doğa dostunu ziyarete gitmiştim. Bu sakin şehirde, insanların hırsları yüzünden değişen bir çehre gördüm.

 

Şehrin küçük olması ve çekim gücünün diğer şehirlere nazaran daha az olması nedeniyle tahribat da ona göre daha azdı.

 

Bu güzel ve sakin ilimizin ilçelerini de gezerek denizin ve doğanın güzelliklerini gördüm. Gerze’nin denizi başka, Erfelek’in dağları başkaydı. Gün içinde 14 dereceden 3,5 dereceye kadar düşen sıcaklığı gördüm.

 

Belediyenin dört ayaklı dostların korunağına gittik; inanır mısınız, köpeklerin bakışı, kedilerin sesleriyle yüreğe dokunuşunu tüm hücrelerimde hissettim.

 

Kötü olmayı şartlar, hırslarımız, bazen de kişiliğimizden, travmalarımızdan seçiyoruz.

 

Bir de iyi olma seçeneği var.

 

Dünyaya, canlılara can diye bakmayı tercih edebiliriz. Sinop belediyesine bu güzel hizmetlerine binlerce kez teşekkür ederim.

 

Bu bölgede yaşayan insanlara ricam var: Bu masum melekleri sıcak bir yuva vererek sahiplenmeleri.

 

Bunu da yazdıktan sonra ne var ki biz insanlar, ısrarla bu güzellikleri bozmak için her türlü kötülüğü yapmayı deniyoruz.

 

Doğa ve doğa dostu her canlı ise bu kötülükleri tamir etmek için gece gündüz çalışıyor.

 

Sinoplu Diyojen’in asırlar önce gündüz vakti elinde fenerle “insan” aradığını okumuştum. Bu kötülükleri görünce bazen aklıma gelmiyor değil, ben de bir fener alıp insan arayasım geliyor.

 

Dünya üzerinde hiçbir canlı, biz insanlar kadar doğayı dönüştürme, kontrol etme ve tahrip etme gücüne sahip olmamıştır.

 

İnsan, aklı ve teknolojisiyle doğanın üzerine yükselirken aynı zamanda onu geri dönüşü zor bir yıkıma sürüklemiştir.

 

Oysa doğada insandan çok daha küçük ama etkisi devasa olan canlıları var. Bu seyahatimde yeğenim sayesinde tanıştığım arılar gibi.

 

Onlar farkında bile olmadan, her gün doğayı iyileştiriyor, yaşamı yeniden inşa eder. Dünyayı tamir etmenin yanı sıra, insan denilen canlıya küçücük kovanlarında binlerce arının harmoni içinde sayısız ürün ürettiğini de gördüm.

 

Biz insanlar sanayi Devrimi’nden bu yana doğayı tahrip etmeyi sanki görev edinmiş gibi davranıyoruz.

 

Dağlarımızı delik deşik edip siyanürle zehirliyoruz. Denizlerimize kural tanımazcasına zehirleri atıkları boşaltıyoruz.

 

Ormanları yerleşim, tarım ve maden alanları açmak için yakıp yok ediyoruz.

 

Saldığımız karbonla iklim değişikliğine yol açtığımız hâlde, bunun yalnızca dünyaya değil bizzat kendimize zarar verdiğimizi bilmemize rağmen her gün daha da kirletiyoruz.

 

Denizlerimizi ve okyanuslarımızı plastik atıklarla doldurduk. Binlerce türün neslini her geçen gün tüketiyoruz.

 

İnsanın açgözlülüğü artık yalnızca kendi geleceğini değil, tüm ekosistemleri tehdit eder hâle geldi.

 

Çıkar için yapılan savaşları bile yazmıyorum.

 

Biz insanlar gerçekten hem kendimize hem diğer canlılara hem de yaşadığımız dünyaya kötüyüz.

 

Doğaya karşı işlenen bu suçların bedelini ise yine insanın kendisi ve diğer tüm canlılar ödemektedir.

 

Arılar ise tam tersine, yaşam ağının en temel örücüleri, sanki Yaradan’ının sihirli emektarlarıdır.

 

Bir arı kolonisi günde binlerce çiçeği konarak döllenme sağlıyor.

 

Yeğenimle sohbetimizde ve izlediğim bir belgeselde şunu öğrendim: Dünyadaki bitki türlerinin yaklaşık üçte biri arılar sayesinde üreyebiliyor. Arılar olmadan meyveler, sebzeler, çiçekler, ağaçlar ve dolayısıyla insan ve hayvan besinin büyük bölümü olmazdı.

 

Biz insanlar bunun farkında olmadan hunharca ve bilinçsiz bir tüketimle dünyaya zarar veriyoruz. Bir düşünen canlı olarak farkında olamamız ne acı, değil mi?

 

Arılara gelince: onlar doğaya zarar vermek bir yana, sanki onunla uyum içinde çalışıyorlar.

 

Doğayı iyileştirme derdinde değil, onunla birlikte hareket ediyor.

 

Oysa insan denilen, aklı olduğu hâlde onu ya kullanamıyor ya da kötülüğe kullanıyor; açgözlülüğü yüzünden doğayı bozuyor.

 

Bozulan bu ekosistemi onarma görevini ise yine bu küçük dostlarımız arılar üstleniyor. Arılar, meyve ve sebzelerin çoğunun döllenmesini sağlayarak tozlaşma işlemini yapar; ormanların yenilenmesinden biyoçeşitliliğin korunmasına kadar pek çok süreci arılar mümkün kılar.

 

Biliyor musunuz, arılar doğadaki en eski ve en önemli canlılardan biridir. Milyonlarca yıldır ekosistemin dengesini sağlayan bu canlılar, insanlık tarihi boyunca şifa kaynağı ve ilham perisi olmuştur. Tabii ki bazı insanlar, genelin aksine, doğayı iyileştirmek için bilim ve teknoloji de üretiyor. Arı ise bu iyileşmeyi varoluşuyla gerçekleştiriyor.

 

Ne var ki insan, endüstriyel arıcılıkla arıları sömürüyor; onların ürettiği tüm ürünleri, çok sevdiğimiz balı bile pestisitlerle zehirliyor.

 

Arılar ise insanın bu yıkımına rağmen inatla ve sessizce çiçekten çiçeğe uçup dünyayı yeniden canlandırıyor. Umarım doğamıza, dünyamıza geç kalmayız.

 

Belki de asıl iyileşme, insanın arıları taklit etmesiyle başlayacaktır: azla yetinmeyi, doğaya müdahale etmeden onun bir parçası olmayı, her hareketin bir karşılığı olduğunu bilmeyi ögreniriz.

 

Sinop gezimde yeğenimle hem arıları daha iyi tanıdım hem de arıcılık ile ilgili ilk bilgilerimi aldım.

 

Kovanlara kat attık, ıslah olmuş Kars ana arısı yeni kovanlara koyduk. Tabii bir arı da beni sokmadı değil cani sağ olsun.

 

Her şeye rağmen bu güzel çalışkan canlıları tanıdıkça, Yaradan’ın ne güzel bir canlı yarattığını daha iyi anlıyorum.

 

Onların çalışkanlığı, titizliği, ortak çalışması, görev bilinci ve dünyayı güzelleştirme çabası biz insanlara örnek olsun.

 

Sağlıkla, arılar gibi dünyaya saygıyla, sevgiyle iyilikte kalın.

 

Mustafa Özcan

 

 

 

The post İnsan Kötü first appeared on Hollanda Haberleri.

Makalenin tamamını oku