Her şeyi konuşuyoruz ama bir tek şeyi konuşmuyoruz. Kendi gerçeğimizi.
Türk kadını, son günlerde yine bir başarıya imza attı. Filenin Sultanları namı diğer Atatürk’ün kızlarından bahsetmek istiyorum; Avrupa Şampiyonu oldular ve tarih yazdılar. Ancak bu gurur tablosu, ne yazık ki “baldırı bacakğı açık” diyerek aşağılanmaya çalışıldı ve manşetlere taşındı.
Voleybolun kurallarını bilmeyenlerin sarf ettiği yakışıksız ifadeler, aslında ülkedeki algı sorununun küçük bir yansıması. Oysa asıl konuşulması gereken, bu kızlarımızın azmi, takım ruhu ve millete yaşattığı gururdur; gerisi bomboş laflardan ibarettir.
Bu konuyu değerli kaptan Eda Erdemin sözleriyle noktalıyım.
“Cumhuriyet’in bize açtığı yolda, Türk kadınının neler başarabileceğini gösterdik”
Biz Türkler acayip bir milletiz vallahi, her şeyi konuşuyoruz. Ne var ki Türkiye’de gündem, çoğu zaman asıl meselelerden uzaklaşıyor.
Ünlülerin özel hayatları, muhalefet belediyelerine yapılan sabah baskınları, belediyelere yönelik operasyonlar, şantaj iddiaları, seçimde kazanılamayan belediyelere yapılan transferler, milletvekillerinin 180 derece zıt partilere futbol takımı değiştirir gibi geçişleri, AİHM kararlarına uyulmaması ve “Terörsüz Türkiye” af mı değil mi tartışmaları sürerken Selahattin Demirtaş’ın mektubu herkesi düşündürüyor: “Kardeşlik böyle mi sağlanacak?” diyor.
Aynı zamanda sunduğu kardeşlik önerileri ise şöyle: farklı şehirlerden, bilhassa Diyarbakırlı gençlerin Anıtkabir’de buluşması, Amedspor ile Trabzonspor arasında kardeşlik maçı düzenlenmesi…
Amedspor’un birinci lige yükselmesiyle bu gerçekleşti; ancak sarı poşetle yüklemese de Amedspor’un galibiyetini konuşacağımıza, maçtaki olaylar öne çıkıyor. Ne yazık ki bir kısır döngü içinde boğuluyoruz ve kardeşlik yazıda kalıyor.
Bunlar konuşuluyor. Ama konuşulamayanlar çok daha fazla.
Adalet sistemi, iktidar muhalefet ayrımına göre işliyor izlenimi, toplumda ciddi bir güven erozyonuna yol açıyor. Masumiyet karinesi, askıya alınıyor algısı ağır basıyor; muhalif sesler sabah saatlerinde evlerinde basılıyor, tutuklamalar sürecin doğal akışına aykırı ilerliyor. Komedyenin şakası bile “şaka gibi” üç kez tutukluyken tutuklamaya neden oluyor. Bu tablo, yargının bağımsızlığına dair soru işaretlerini büyütüyor.
Ekonomideki Uçurum: Rakamlar mı, Gerçeklik mi?
Ekonomi cephesinde ise durum daha da vahim. Enflasyon, TÜİK’e göre %31,51, İTO’ya göre %34,96, ENAG’a göre ise %49,03. Üç farklı kurum, üç farklı tablo. Bu çelişki, vatandaşın devlet kurumlarına olan güvenini derinden sarsıyor. Vatandaş ise markette, pazarda, faturada tamamen başka bir enflasyon yaşıyor.
Resmî verilere göre kişi başına yıllık gelir 18.103 dolar. Ama bu rakamın kime ait olduğunu soran milyonlar var. Çünkü dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 121.000 TL’yi aşmış durumda. Emekli maaşları 23 bin TL (Yaklaşık 5,1 milyon emekli), asgari ücret 28 bin TL (8,4 milyon), açlık sınırı ise 37 bin TL. Bu rakamlar, milyonlarca insanın geçim mücadelesini gözler önüne seriyor.
Anlayacağınız 13 milyondan fazla insanimiz geçim denizinde boğulduğunu konuşamıyoruz. Bazılarına göre konuşsak ne fark eder ki? Tok, açın halinden sanki anlayacak diyorlar ve konuşmuyoruz.
Dış ticaret açığı ise Cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyelerine ulaştı. Ticaret Bakanı “ihracat rekoru” açıklarken, ithalatın yarattığı devasa açık göz ardı ediliyor. Ağustos 2026’da ihracat 23,4 milyar dolar, ithalat ise 34,5 milyar dolar. Aradaki fark 7,3 milyar dolar. Bu tablo, uzun vadede sürdürülebilir olmaktan çok uzak.
Hollanda’da Durum: Tek Rakam, Tek Gerçeklik
Bu manzaraya karşılık Hollanda’da ise durum tamamen farklı. Enflasyon, tek bir resmî kurum olan Hollanda İstatistik Kurumu (CBS) tarafından şeffaf biçimde hesaplanıyor. Temmuz 2026 itibarıyla yıllık enflasyon %3,2; Ağustos’ta %3,3’e yükselse de bu artış küresel enerji fiyatlarından kaynaklanıyor, yapısal bir sorundan değil.
Hollanda’da hükûmet azınlıkta bile olsa, devlet kişiler ve partiler üstü işleyişini sürdürüyor. Kamu harcamaları şeffaf bütçe kurallarına ve bağımsız denetime dayanıyor. Uzun süre hükûmet kurulamasa bile devlet işleyişi aksamıyor. Demokrasi, adalet ve kuvvetler ayrımı, bu sistemin temel taşları.
Her ne kadar Hollanda’da mutlak fiyatlar Türkiye’ye göre çok daha yüksek olsa da örneğin tavuk göğsü %221, peynir %49,9, yumurta %137, su %473 daha pahalı gelir seviyesi ve düşük enflasyon bu fiyatları karşılanabilir kılıyor. Hollandalı hane halkı, yüksek fiyatlara rağmen yaşam standardını koruyabiliyor.
Prensjesdag: Geleceğin Bütçesi
Hollanda hükümeti, sızdırılan 2027 bütçesini açıkladığı Prensjesdag’da vatandaşın alım gücünü korumayı ve enflasyonist baskıları hafifletmeyi hedeflediğini duyurdu.
Akaryakıt vergisi gibi indirimin uzatılması, bu kararlılığın somut bir göstergesi.
Verilen mesaj açık: “Küresel krizlere rağmen, öngörülebilir, istikrarlı ve vatandaşı koruyan bir ekonomi yönetmeye devam edeceğiz.”
Sonuç: İki Ülke, İki Gerçeklik
Türkiye ile Hollanda arasındaki fark, yalnızca enflasyon rakamlarından ibaret değil. Bu fark, yönetim anlayışından, liyakate verilen değerden, kurumların bağımsızlığından ve devletin sürekliliğine olan inançtan kaynaklanıyor.
Türkiye’de enflasyon, sadece bir istatistik değil; milyonlarca insanın gelecek kaygısıyla boğuştuğu, alım gücünün her gün biraz daha eridiği bir yaşam gerçeği. Hollanda’da ise enflasyon, küresel dalgalanmalara rağmen yönetilebilir sınırlarda tutuluyor.
Atatürk’ün şu sözü, bugün hâlâ rehber olmaya devam ediyor.
“Hedefimiz, üretimimizi ihtiyacımıza göre artırarak kendi kendimize yetebilir hale gelmek olmalıdır.”
Atamın bu değerli öğüdün gereği yerine getirilmediğinde, tarihin tekerrür etmesi kaçınılmazdır. Osmanlı’nın son döneminde olduğu gibi, emperyalist güçlere bağımlı bir Türkiye, kimsenin arzu etmeyeceği bir tablodur.
Tekrardan Atamızın kızlarına, bize yaşattıkları bu mutluluk ve gurur için binlerce kez teşekkür eder, başarılarının devamını Dünya Kupası’nda dilerim
Sağlıklı, huzurlu, adaletin, liyakatin ve özellikle demokrasinin şaşmaz dengesinde kalın.
The post İki Ülke, İki Gerçeklik first appeared on Hollanda Haberleri.

1 hafta önce
79












Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·