Hollanda’da Oyuncu Dilan Yurdakul, Ailesinin Göç Hikayesini Sahnelemeye Başladı
Hollanda’da Oyuncu Dilan Yurdakul, Ailesinin Göç Hikayesini Sahnelemeye Başladı
Hollanda’da yaşayan Türk kökenli oyuncu ve tiyatro yapımcısı Dilan Yurdakul (34), ailesinin göç hikâyesini merkeze alan yeni tiyatro oyunu De Stille Vrouw (Sessiz Kadın) ve dört bölümlük podcast serisiyle büyükannelerinin hayatlarına yakından bakıyor. Yurdakul, oyununda “Onlardan neyi devralıyorum, neyi geride bırakıyorum?” sorusunun peşine düştü.
Geniş kitleler tarafından, uzun yıllar Hollanda’nın popüler dizisi Goede Tijden Slechte Tijden’da canlandırdığı polis memuru Aysen Baydar karakteriyle tanınan Yurdakul, yedi yıl önce diziden ayrılarak hayatında önemli bir yön değişikliğine gitti. Bu kararın, onu kendisine daha da yaklaştırdığını söylüyor.
“Tiyatro yapmak, hikâye anlatmak benim tutkum ve çağrım” diyen Yurdakul, yoluna bu alanda devam etmekte kararlı olduğunu vurguluyor.
İki kültür arasında büyümek
Türkiye’den Hollanda’ya göç eden bir ailenin üçüncü kuşak ferdi olan Yurdakul, çocukluğunu Türk ve Hollanda kültürleri arasında geçirdiğini anlatıyor. Bu durumun, kendisini hiçbir yere tam olarak ait hissedememesine yol açtığını söylüyor.
“Bu ‘arada kalmışlık’ hâlinden yola çıkarak cevaplar arıyorum” diyen Yurdakul, önce eğitimini tamamladığını, ardından tiyatro hayalinin peşinden gittiğini ifade ediyor. “Bu süreç hiç de kendiliğinden olmadı; kendi özerkliğim için mücadele ettim.”
Ailesiyle bağlarını koparmaya inanmadığını belirten sanatçı, “Kendimle ve köklerimle bağımı korumak, nereden geldiğimi bilmek benim için hep önemli oldu. Bu arayış, yaptığım işlere de yansıyor” diyor.
“Sessiz ama her şeyi söyleyen kadınlar”
Daha önce sahnelediği Door de Schaduw heen ve Alter adlı solo müzikal oyunların ardından Yurdakul, bu kez büyükannelerinin yaşam öykülerini sahneye taşıyor. Yeni oyunu, onun sözleriyle “konuşmayan ama her şeyi söyleyen kadınlara bir ağıt”.
Yurdakul’un iki büyükannesi de, çalışmak için Hollanda’ya gelen eşlerinin ardından ülke değiştirmiş. “Henüz doğmamış çocukları ve torunları için daha iyi bir hayat hayaliyle büyük bir fedakârlık yaptılar” diyor.
Ancak Hollanda’da yaşamalarına rağmen, geleneksel Türk toplumunun kurallarıyla hayatlarını sürdürmek zorunda kalmışlar. “Sinemaya gidemezlerdi, tek başlarına sokağa çıkamazlardı. Bir erkeğin onlara bakması bile sorun olabilirdi” diye anlatıyor.
Yurdakul’a göre büyükanneleri, geride bırakmanın acısını ve kendi seçimlerini yapamamanın yükünü sessizlikle taşımayı öğrenmişti. “Belki de o dönemlerde, Türk kültürü ile birkaç kuşak önceki Hollanda kültürü arasında çok büyük farklar yoktu. Oyun da zaten ailenin kaderini sorguluyor: Ne taşınıyor, ne kırılıyor?”
“Kendimi silmemeyi seçiyorum”
Sanatçı, büyükannelerinin kadın olarak kendilerini “adeta silmek zorunda kaldıklarını” söylüyor. “Bu, benim büyük ölçüde geride bıraktığım bir şey.”
Özgürlüğüne ve bağımsızlığına büyük önem veren Yurdakul, buna karşın ailesine ve Türk geleneklerine duyduğu saygıyı da koruduğunu vurguluyor. “Bazen ailemi ziyaret ederim, büyükannelerimin yaptığı yemekleri yapabilmek isterim. Bunlar, kökenimden aldığım ve benim için önemli olan şeyler.”
Annelik sorusu
Otuzlu yaşlarını geride bırakırken, Yurdakul da birçok yaşıtı gibi annelik konusunu sorguluyor. Şu anda bir ilişkisi olmadığını söyleyen sanatçı, çocuk sahibi olup olmama meselesinin zihnini meşgul ettiğini belirtiyor. Ancak bir noktada net: İşi ve sanatsal üretimi uğruna feda etmek istemiyor.
Yurdakul’un yeni oyunu ve podcast serisi, bireysel bir aile hikâyesinden yola çıkarak göç, kadınlık ve kuşaklar arası aktarım gibi daha geniş sorulara ışık tutmayı amaçlıyor.

3 saat önce
21









Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·