Hatırla Sevgili Ülkem

1 gün önce 53

 

Bir Cumhuriyet Bayramı kutlaması, takvimdeki bir günü anmaktan ibaret değildir. Hele ki Cumhuriyet’in değerlerinin tartışmaya açıldığı, aydınlanma kazanımlarının aşındırıldığı bir dönemde, bir araya gelmenin kendisi de anlam taşır.

 

31 Ekim akşamı Rotterdam’da yaşadığımız tam da buydu.

 

Hazırlıklar aylar öncesinden başladı. Salon tutuldu, program oluşturuldu, konuklar belirlendi. Komiteler kuruldu, görevler paylaşıldı. Herkes elinden geleni yaptı. Kimi sahneyle, kimi salonla, kimi konuklarla ilgilendi. Bütün bu emeğin sonunda De Lugt’un kapıları Cumhuriyet Bayramı için açıldı.

 

Programın başlamasına yarım saat kala salon dolmuştu. Yeni sandalyeler getirildi, görevliler konuklara yer açabilmek için ayakta kaldı. Fakat gelenlerin ilgisi o kadar büyüktü ki bir süre sonra daha fazla misafir kabul edemeyeceğimizi duyurmak zorunda kaldık.

 

Bu ilgi, aylar süren emeğin en güzel karşılığıydı.

 

Gecenin açılışını başkanımız Dursun Surat yaptı. Cumhuriyet’in anlamına, yurttaşlık bilincine ve Cumhuriyet değerlerine değinen konuşmasının ardından gazeteci Barış Pehlivan kürsüye geldi.

 

Türkiye’nin içinden geçtiği süreci değerlendirdi. Ülkenin siyasal tablosunu, yaşananları ve önümüzdeki dönemin sorumluluklarını anlattı. Sonra sözü herkesin zihnindeki soruya getirdi: Ne yapmalı?

 

Korku insana özgüdür. Ancak korkuya teslim olmak başka, onurunu korumak başka şeydir. Pehlivan’ın konuşmasında cesaretin altını çizmesi ve “Şimdi o cesaretin zamanları” demesi salonda karşılığını buldu. Alkışlar uzun süre dinmedi.

 

Bu sözün üzerinde durmak gerekiyordu. Çünkü Cumhuriyet, yalnızca geçmişte kazanılmış bir bağımsızlık mücadelesinin sonucu değil, her kuşağın yeniden üstlenmesi gereken bir sorumluluktur.

 

Ardından sahneye Süleyman Tırçiçek önderliğindeki HADD Zeybek ekibi çıktı. Zeybeklerin ağır adımları, heybetli duruşları ve meydan okuyan figürleri Anadolu’nun direniş geleneğini sahneye taşıdı. Yeşil Kafkas Dans Grubu’nun keskin ve uyumlu figürleri de geceye ayrı bir renk kattı.

 

Menekşe Onbaşı ve Erdal Eskiköylü’nün vals gösterisiyle bu kez Cumhuriyet’in ilk yıllarına, balolarına uzandık. Bir yanda Anadolu’nun köklü dansları, diğer yanda Cumhuriyet’in çağdaşlaşma hamlesinin simgelerinden biri olan vals… Aynı sahnede buluşan bu iki kültür, Cumhuriyet’in kurmak istediği hayatı da anlatıyordu. Alkışlar bu kez zarafete yükseldi.

 

Kısa bir aranın ardından Boran Duman ve Yüksek Tansiyon sahneye çıktı.

 

Sonra “Hatırla Sevgili Ülkem” marşının ilk notaları duyuldu. Boran Duman’ın Cumhuriyetimizin 100. yılı için bestelediği marşla birlikte salon ayağa kalktı.

 

Boran söylemeye başladı:

 

“Mustafa Kemal’in on beşleriyiz

Unutma, hatırla sevgili ülkem

Bağımsızlık uğruna şehit düşeriz

Unutma, hatırla sevgili ülkem.”

 

Ardından yüzlerce ses birleşti:

 

“Ya istiklal ya ölüm diyenlerdeniz

Unutma, hatırla sevgili ülkem…”

 

İşte o an, gecenin bütün parçaları aynı yerde buluştu. Biraz önce kürsüden yükselen cesaret çağrısı, şimdi salondaki yüzlerce insanın sesinde karşılık buluyordu.

 

Bir marş söyleniyordu ama yalnızca bir marş değildi bu. Bağımsızlığın, direnişin ve boyun eğmemenin ortak hafızasıydı.

 

İzmir’in dağlarına selam gönderdik. Mustafa Kemal’in bağımsızlık mücadelesini, o mücadelenin bedelini ödeyenleri ve Cumhuriyet’i kuranları andık.

 

O gece salonda farklı yaşlardan, farklı hayat hikâyelerinden insanlar vardı. Fakat marşın sözleri başladığında herkes aynı yerde duruyordu.

 

Cumhuriyet’in ortak paydasında.

 

Bir gecenin ardından geriye fotoğraflar, alkışlar ve güzel anılar kalır. Bizim gecemizden geriye bunların yanında bir de ortak ses kaldı.

 

Boran’ın marşı hâlâ kulaklarımızda. Barış Pehlivan’ın cesaret çağrısı hâlâ aklımızda.

 

Dilimizde marş, yüreğimizde Cumhuriyet.

 

Mustafa Kemal’in açtığı yolda, durmadan ileriye.

 

Bin selam olsun Cumhuriyet diyenlere!

The post Hatırla Sevgili Ülkem first appeared on Hollanda Haberleri.

Makalenin tamamını oku