Gücün Karanlık Sessizliği

2 hafta önce 79

 

Son haftalarda dünya kamuoyunun şaşkınlıkla izlediği “Epstein dosyası” haberleri üzerine kısa bir analiz…

 

Dünya siyasetinin vitrini çoğu zaman parlak cümlelerle süslenir: demokrasi, hukuk, özgürlük… Fakat sahnenin arkasında bambaşka bir dil konuşulur: sırların dili. Bugün küresel ölçekte yaşanan birçok skandal, iktidar sahiplerinin yalnızca rakiplerini değil, birbirlerinin zayıflıklarını da nasıl taşıdığını gösteriyor. Bu zayıflıklar bazen hukuksuzluk iddiaları, bazen etik dışı ilişkiler, bazen de kamu vicdanını yaralayan karanlık dosyalar oluyor. Sonuç ise aynı: suskunluk üzerine kurulu bir güç dengesi.

 

Modern çağın en büyük krizlerinden biri, şeffaflığın bir ilke olmaktan çıkıp bir pazarlık aracına dönüşmesidir. Siyasetçiler, iş dünyasının güçlü isimleri ve kamusal figürler; birbirlerinin açığa çıkmasını istemedikleri gerçekleri bildikçe, tartışma yerini sessiz bir anlaşmaya bırakıyor. Bu durum yalnızca bireylerin ahlakıyla açıklanamaz; mesele, sistemi ayakta tutan görünmez bağların kendisidir.

 

Son yıllarda dünya gündemini sarsan büyük skandallar, güç ve nüfuzun insan onurunu nasıl araçsallaştırabildiğini gözler önüne serdi. Kamuoyu her yeni dosyada aynı şaşkınlığı yaşıyor: “Bu kadar insan nasıl susabildi?” Belki de asıl soru şu olmalı: Güç merkezleri birbirine bağımlı hâle geldiğinde, adalet gerçekten bağımsız kalabilir mi?

 

Hannah Arendt, kötülüğün bazen devasa ideolojilerden değil, sıradan çıkar ilişkilerinden doğduğunu söyler. Bugünün dünyasında da tablo farklı değil. İnsanlar çoğu zaman büyük bir planın değil, küçük hesapların parçası oluyor. Bir koltuk kaygısı, bir ekonomik çıkar, bir itibar korkusu… Hepsi birleştiğinde ortaya dev bir suskunluk duvarı çıkıyor. Bu duvar yıkılmadıkça, skandallar yalnızca gündem olur; fakat düzen değişmez.

 

Toplumların bu süreçteki rolü de tartışılmalı. Çünkü skandalların sürekli tekrar ettiği bir dünyada, en tehlikeli şey öfke değil; alışmadır. İnsanlar bir süre sonra en ağır iddiaları bile sıradan bir haber gibi okumaya başlar. Tiksinti yerini yorgunluğa bırakır. İşte o an, ahlaki sınırlar sessizce geriye çekilir. Güç sahipleri için en büyük konfor alanı da budur: unutan bir kamuoyu.

 

Günümüz siyasetinde tutkuların adı çoğu zaman iktidar hırsı, dokunulmazlık arzusu ve kontrol isteği olarak karşımıza çıkıyor. Güç denetlenmediğinde, kendini yasa sanmaya başlar. Yasa kendini savunamadığında ise toplumun adalet duygusu aşınır.

 

Bugün dünya yalnızca tek tek olaylarla değil, bir zihniyet kriziyle yüzleşiyor. Sorun birkaç kişinin düşüşünden ibaret değil; sorun, bu düşüşleri mümkün kılan yapının kendisi. Eğer bir sistem, güçlülerin birbirini koruduğu bir ağ hâline gelirse, hukuk bir ideal olmaktan çıkar; yalnızca güç dengelerinin diline dönüşür.

 

Bu yüzden mesele skandalların büyüklüğü değil, o skandallar karşısında gösterilen kolektif refleksin zayıflığıdır. Gerçek değişim, yeni dosyaların açılmasıyla değil; toplumların artık suskunluğu reddetmesiyle başlar. Çünkü tarih bize şunu öğretir: Güç sahiplerini sınırlayan şey yalnızca yasalar değil, aynı zamanda uyanık bir kamu vicdanıdır.

 

Bugün belki de en zor soruyla yüz yüzeyiz: İnsan onuru, iktidar oyunlarının gölgesinde ne kadar daha bekleyecek?

 

Adaletin sustuğu yerde skandal haber olur; toplumun sustuğu yerde ise çürüme sistem hâline gelir.

Dostça selamlarımla,

Kamil Kopuz

kkopuz53@gmail.com

The post Gücün Karanlık Sessizliği first appeared on Hollanda Haberleri.

Makalenin tamamını oku