İki kültür arasında büyüyen çocukların kimlik ve güven mücadelesi
Göçle birlikte değişen sadece ülke değildir.
Aile içindeki dengeler, roller ve iletişim dili de değişir.
Yeni bir ülkede ebeveyn olmak; hem kendi uyum sürecini yönetmek hem de çocuğunun iki kültür arasında büyümesini sağlıklı şekilde desteklemek demektir.
Fakat çoğu zaman fark etmeden araya görünmez bir mesafe girer.
Çocuk okulda başka bir dünyaya, evde başka bir dünyaya aittir.
Evde gelenek, saygı ve aile bütünlüğü vurgulanır.
Dış dünyada bireysellik, özgür ifade ve sınır koyma öğretilir.
Çocuk bu iki alan arasında denge kurmaya çalışırken en çok şuna ihtiyaç duyar:
Yargılanmadan anlaşılmaya.
Bir çocuk için aidiyet, “nerelisin?” sorusuna verilen cevap değildir.
Aidiyet, “ben burada kabul ediliyorum” hissidir.
Göçmen ailelerin çocukları iki kültür arasında büyür. Evde farklı bir dil, farklı değerler, farklı hassasiyetler… Okulda ise başka bir sistem, başka normlar, başka beklentiler.
Evde “biz böyleyiz” denir.
Dış dünyada “burada böyle yapılır” öğretilir.
Çocuk bu iki dünya arasında denge
kurmaya çalışırken çoğu zaman görünmeyen bir yük taşır:
Ait olma çabası.
Göçmen ailelerde büyüyen çocuklar bazen evdeki kimliğiyle okulda rahat edemez. Bazen de okulda öğrendiği düşünce biçimini evde özgürce ifade edemez.
Şu sorular içten içe büyüyebilir:
“Ben hangisiyim?”
“Evdeki ben mi gerçek, dışarıdaki ben mi?”
“Bir tarafı seçmek zorunda mıyım?”
Eğer çocuk bir tarafı savunmak zorunda kalıyorsa, diğer tarafı bastırmaya başlar. Bu bastırma uzun vadede kimlik bocalamasına ve özgüven zedelenmesine yol açabilir.
Aidiyet eksikliği çoğu zaman yüksek sesle ifade edilmez.
Bazen odasına daha çok kapanmakla, bazen arkadaş grubuna aşırı bağımlılıkla, bazen de tamamen sessizleşmekle kendini gösterir.
Çocuğun kimliği evde şekillenir. Eğer ev ortamında şu mesaj verilirse:
“İki kültüre birden ait olabilirsin.”
Çocuk bölünmez, bütünleşir.
Ancak sürekli “bizim kültürümüz doğru”, “onlar gibi olma” mesajı verilirse; çocuk dış dünyayı tehdit olarak algılayabilir ya da aile kimliğinden uzaklaşabilir.
Sağlıklı aidiyet, yasakla değil güvenle gelişir.
Göçmen ailelerde bazen başarı, aile fedakârlığının karşılığı gibi görülür.
Çocuk başarılı oldukça takdir edilir, hata yaptığında hayal kırıklığı büyür. Bu durum çocuğun değer algısını başarıya bağlayabilir.
Oysa aidiyetin temeli şudur:
“Başarılı olsan da olmasan da bize aitsin.”
Çocuk bu cümleyi hissederek büyüdüğünde, dış dünyada da daha sağlam durur.
Aidiyet, pasaportla değil; duygusal güvenle oluşur.
Göçmen ailelerin çocukları iki kültür arasında sıkışmak zorunda değil.
Doğru destekle iki kültürü de taşıyabilir, hatta bundan güç alabilirler.
Belki de en önemli soru şudur:
Çocuğumuz evde gerçekten kendisi olabiliyor mu?
Çünkü bir çocuk evinde ait hissediyorsa, dünyaya karşı daha cesur olur.
Gönüllere dokunan satırlarda buluşmak dileğiyle.
Sevgilerimle,
Uzm.Psikolog & Aile-Çocuk Danışmanı
Rukiye Sultan Gür
The post Göçmen Ailelerde Çocukların Aidiyet Arayışı first appeared on Hollanda Haberleri.

1 hafta önce
64













Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·